v02.01.25 Geliştirme Notları
Kehf Sûresi
294
Cuz 15
16﴿ (Bu gençler Dekyânûs tarafından kendilerine verilen kısa bir mühlet içerisinde iyice düşünüp, hicret karârı alarak yola çıktıklarında birbirlerine şöyle dediler:) “Bir de uzaklaştığınız zamânı (hatırlayın) ki; onlardan da, Allâh’tan başka tapmakta oldukları şeylerden de uzaklaştınız. Artık siz (ibâdetinizi rahatça yapabileceğiniz) bir mağaraya sığının ki Rabbiniz (iki cihanda da) rahmetinden size iyice (hayırlar ve rızıklar) yaysın ve (yönelmiş olduğunuz bu tehlikeli) işinizden (sizi kurtararak kastettiğiniz netîceye ulaşasınız diye) sizin için faydalı şeyler hazırlasın.”
17﴿ (Derken onlar mağaraya sığındılar ve ibâdete yöneldiler. Tam bu sırada Biz onlara ağır bir uyku verdik. Habîbim! Sen orada bulunsaydın o mağara üzerine doğan) güneşi görürdün ki; doğduğu zaman mağaralarından sağ tarafa (doğru) meyledi(yor da, ışınlarıyla kendilerini rahatsız etmi)yordu, battığında ise (yine onlara isâbet etmemek için) sol tarafa (doğru hareket ederek) onları kesip geçiyordu. Onlar ise onun geniş bir yerindeydiler (ki, böylece hava kendilerine rahatça ulaşabiliyordu, ne mağaranın sıkıcı havası, ne de güneşin harâreti kendilerine bir eziyet vermiyordu). İşte sana (Habîbim)! Bu(nlar), Allâh’ın (ölüleri diriltmeye kādir olduğuna delâlet eden) âyet (ve mûcize)lerindendir. (Ashâb-ı Kehf’i hidâyet ettiği gibi) Allâh kimi hidâyet ederse, işte ancak o hidâyet bulandır. Kimi de saptırırsa, artık sen onun için aslâ (kendisini) irşâd edi(p de ona doğru yolu gösteri)-ci hiçbir yardımcı bulamazsın.
18﴿ (Habîbim! Ashâb-ı Kehf’in gözleri açık olduğundan ve sağa sola çok döndüklerinden dolayı) sen onları uyanık kimseler zannederdin, hâlbuki onlar uyuyan kimselerdi. Zâten (bu uzun uykularında, toprağın çürütmesinden korumak için) Biz onları sağ tarafa ve sol tarafa sıkça çeviriyorduk. Köpekleri de iki ön ayağını (mağaranın) giriş(in)de uzatıcıydı. Sen onları görecek olsaydın (heybetlerinden dolayı) elbette kaçarak onlardan yüz çevirirdin ve (cüsselerinin büyüklüğünden ve mekânlarının ıssızlığından dehşete kapılarak) elbette onlardan sebep büyük bir korkuyla dolardın.
19﴿ İşte sana! Böylece (bir mûcize eseri onları yıllarca uyuttuğumuz gibi) aralarında birbirlerine (Allâh-u Te‘âlâ’nın onlara ne muâmele yaptığını) sorsunlar (da, O’nun üstün gücüne karşı kesin inancı artırsınlar, dirilme mûcizesini gözleriyle görsünler ve bu nîmetlere şükürde bulunsunlar) diye onları uyandırdık. (O sırada) içlerinden bir söz sâhibi (diğerlerine): “(Bu mağarada) ne kadar durdunuz?” dedi. Onlar (öğleden sonra uyandıkları için sabahleyin mağaraya girdiklerini hesap ederek): “Bir gün ya da bir günün bir parçası kadar durduk” dediler. (Sonra) onlar (tırnaklarının ve saçlarının uzamış olduğunu görünce) dediler ki: “Ne kadar durduğunuzu Rabbiniz en iyi bilendir. (Şimdi açlığımızı giderecek bir çâre aramaya bakın!) Öyleyse birinizi işte bu gümüş paranızla o şehre gönderin de, yemek bakımından oranın (halkının) hangisinin daha temiz (daha helâl, daha cömert ve daha ucuz) olduğuna baksın ve size ondan bir rızık getirsin. Ama (alışverişte kavgaya sebebiyet verip de kendini ele vermemesi için) yumuşak davranmaya çalışsın /(giriş ve çıkışta) gizlenmeye çalışsın /(aldanmaması için) dikkatli olmaya çalışsın/ da sizi hiçbir kimseye aslâ fark ettirmesin!
20﴿ Zîra şüphesiz ki onlar sizden haberdâr olurlarsa /size gâlip gelirlerse/ sizi taşla öldürürler ya da sizi (zorla) kendi dinlerine döndürürler, ama o takdirde aslâ siz ebediyyen felâh (ve kurtuluş) bulamazsınız.”
سُورَةُ الْكَهْفِ
الجزء ١٥
٢٩٤
وَاِذِ اعْتَزَلْتُمُوهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ اِلَّا اللّٰهَ فَأْوُ۫ٓا اِلَى الْكَهْفِ يَنْشُرْ لَكُمْ رَبُّكُمْ مِنْ رَحْمَتِه۪ وَيُهَيِّئْ لَكُمْ مِنْ اَمْرِكُمْ مِرْفَقًا ﴿١٦
وَتَرَى الشَّمْسَ اِذَا طَلَعَتْ تَزَاوَرُ عَنْ كَهْفِهِمْ ذَاتَ الْيَم۪ينِ وَاِذَا غَرَبَتْ تَقْرِضُهُمْ ذَاتَ الشِّمَالِ وَهُمْ ف۪ي فَجْوَةٍ مِنْهُۜ ذٰلِكَ مِنْ اٰيَاتِ اللّٰهِۜ مَنْ يَهْدِ اللّٰهُ فَهُوَ الْمُهْتَدِۚ وَمَنْ يُضْلِلْ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ وَلِيًّا مُرْشِدًا۟ ﴿١٧
وَتَحْسَبُهُمْ اَيْقَاظًا وَهُمْ رُقُودٌۗ وَنُقَلِّبُهُمْ ذَاتَ الْيَم۪ينِ وَذَاتَ الشِّمَالِۗ وَكَلْبُهُمْ بَاسِطٌ ذِرَاعَيْهِ بِالْوَص۪يدِۜ لَوِ اطَّلَعْتَ عَلَيْهِمْ لَوَلَّيْتَ مِنْهُمْ فِرَارًا وَلَمُلِئْتَ مِنْهُمْ رُعْبًا ﴿١٨
وَكَذٰلِكَ بَعَثْنَاهُمْ لِيَتَسَٓاءَلُوا بَيْنَهُمْۜ قَالَ قَٓائِلٌ مِنْهُمْ كَمْ لَبِثْتُمْۜ قَالُوا لَبِثْنَا يَوْمًا اَوْ بَعْضَ يَوْمٍۜ قَالُوا رَبُّكُمْ اَعْلَمُ بِمَا لَبِثْتُمْ فَابْعَثُٓوا اَحَدَكُمْ بِوَرِقِكُمْ هٰذِه۪ٓ اِلَى الْمَد۪ينَةِ فَلْيَنْظُرْ اَيُّهَٓا اَزْكٰى طَعَامًا فَلْيَأْتِكُمْ بِرِزْقٍ مِنْهُ وَلْيَتَلَطَّفْ وَلَا يُشْعِرَنَّ بِكُمْ اَحَدًا ﴿١٩
اِنَّهُمْ اِنْ يَظْهَرُوا عَلَيْكُمْ يَرْجُمُوكُمْ اَوْ يُع۪يدُوكُمْ ف۪ي مِلَّتِهِمْ وَلَنْ تُفْلِحُٓوا اِذًا اَبَدًا ﴿٢٠
Kehf Sûresi
294
Cuz 15
وَاِذِ اعْتَزَلْتُمُوهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ اِلَّا اللّٰهَ فَأْوُ۫ٓا اِلَى الْكَهْفِ يَنْشُرْ لَكُمْ رَبُّكُمْ مِنْ رَحْمَتِه۪ وَيُهَيِّئْ لَكُمْ مِنْ اَمْرِكُمْ مِرْفَقًا ﴿١٦
16﴿ (Bu gençler Dekyânûs tarafından kendilerine verilen kısa bir mühlet içerisinde iyice düşünüp, hicret karârı alarak yola çıktıklarında birbirlerine şöyle dediler:) “Bir de uzaklaştığınız zamânı (hatırlayın) ki; onlardan da, Allâh’tan başka tapmakta oldukları şeylerden de uzaklaştınız. Artık siz (ibâdetinizi rahatça yapabileceğiniz) bir mağaraya sığının ki Rabbiniz (iki cihanda da) rahmetinden size iyice (hayırlar ve rızıklar) yaysın ve (yönelmiş olduğunuz bu tehlikeli) işinizden (sizi kurtararak kastettiğiniz netîceye ulaşasınız diye) sizin için faydalı şeyler hazırlasın.”
وَتَرَى الشَّمْسَ اِذَا طَلَعَتْ تَزَاوَرُ عَنْ كَهْفِهِمْ ذَاتَ الْيَم۪ينِ وَاِذَا غَرَبَتْ تَقْرِضُهُمْ ذَاتَ الشِّمَالِ وَهُمْ ف۪ي فَجْوَةٍ مِنْهُۜ ذٰلِكَ مِنْ اٰيَاتِ اللّٰهِۜ مَنْ يَهْدِ اللّٰهُ فَهُوَ الْمُهْتَدِۚ وَمَنْ يُضْلِلْ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ وَلِيًّا مُرْشِدًا۟ ﴿١٧
17﴿ (Derken onlar mağaraya sığındılar ve ibâdete yöneldiler. Tam bu sırada Biz onlara ağır bir uyku verdik. Habîbim! Sen orada bulunsaydın o mağara üzerine doğan) güneşi görürdün ki; doğduğu zaman mağaralarından sağ tarafa (doğru) meyledi(yor da, ışınlarıyla kendilerini rahatsız etmi)yordu, battığında ise (yine onlara isâbet etmemek için) sol tarafa (doğru hareket ederek) onları kesip geçiyordu. Onlar ise onun geniş bir yerindeydiler (ki, böylece hava kendilerine rahatça ulaşabiliyordu, ne mağaranın sıkıcı havası, ne de güneşin harâreti kendilerine bir eziyet vermiyordu). İşte sana (Habîbim)! Bu(nlar), Allâh’ın (ölüleri diriltmeye kādir olduğuna delâlet eden) âyet (ve mûcize)lerindendir. (Ashâb-ı Kehf’i hidâyet ettiği gibi) Allâh kimi hidâyet ederse, işte ancak o hidâyet bulandır. Kimi de saptırırsa, artık sen onun için aslâ (kendisini) irşâd edi(p de ona doğru yolu gösteri)-ci hiçbir yardımcı bulamazsın.
وَتَحْسَبُهُمْ اَيْقَاظًا وَهُمْ رُقُودٌۗ وَنُقَلِّبُهُمْ ذَاتَ الْيَم۪ينِ وَذَاتَ الشِّمَالِۗ وَكَلْبُهُمْ بَاسِطٌ ذِرَاعَيْهِ بِالْوَص۪يدِۜ لَوِ اطَّلَعْتَ عَلَيْهِمْ لَوَلَّيْتَ مِنْهُمْ فِرَارًا وَلَمُلِئْتَ مِنْهُمْ رُعْبًا ﴿١٨
18﴿ (Habîbim! Ashâb-ı Kehf’in gözleri açık olduğundan ve sağa sola çok döndüklerinden dolayı) sen onları uyanık kimseler zannederdin, hâlbuki onlar uyuyan kimselerdi. Zâten (bu uzun uykularında, toprağın çürütmesinden korumak için) Biz onları sağ tarafa ve sol tarafa sıkça çeviriyorduk. Köpekleri de iki ön ayağını (mağaranın) giriş(in)de uzatıcıydı. Sen onları görecek olsaydın (heybetlerinden dolayı) elbette kaçarak onlardan yüz çevirirdin ve (cüsselerinin büyüklüğünden ve mekânlarının ıssızlığından dehşete kapılarak) elbette onlardan sebep büyük bir korkuyla dolardın.
وَكَذٰلِكَ بَعَثْنَاهُمْ لِيَتَسَٓاءَلُوا بَيْنَهُمْۜ قَالَ قَٓائِلٌ مِنْهُمْ كَمْ لَبِثْتُمْۜ قَالُوا لَبِثْنَا يَوْمًا اَوْ بَعْضَ يَوْمٍۜ قَالُوا رَبُّكُمْ اَعْلَمُ بِمَا لَبِثْتُمْ فَابْعَثُٓوا اَحَدَكُمْ بِوَرِقِكُمْ هٰذِه۪ٓ اِلَى الْمَد۪ينَةِ فَلْيَنْظُرْ اَيُّهَٓا اَزْكٰى طَعَامًا فَلْيَأْتِكُمْ بِرِزْقٍ مِنْهُ وَلْيَتَلَطَّفْ وَلَا يُشْعِرَنَّ بِكُمْ اَحَدًا ﴿١٩
19﴿ İşte sana! Böylece (bir mûcize eseri onları yıllarca uyuttuğumuz gibi) aralarında birbirlerine (Allâh-u Te‘âlâ’nın onlara ne muâmele yaptığını) sorsunlar (da, O’nun üstün gücüne karşı kesin inancı artırsınlar, dirilme mûcizesini gözleriyle görsünler ve bu nîmetlere şükürde bulunsunlar) diye onları uyandırdık. (O sırada) içlerinden bir söz sâhibi (diğerlerine): “(Bu mağarada) ne kadar durdunuz?” dedi. Onlar (öğleden sonra uyandıkları için sabahleyin mağaraya girdiklerini hesap ederek): “Bir gün ya da bir günün bir parçası kadar durduk” dediler. (Sonra) onlar (tırnaklarının ve saçlarının uzamış olduğunu görünce) dediler ki: “Ne kadar durduğunuzu Rabbiniz en iyi bilendir. (Şimdi açlığımızı giderecek bir çâre aramaya bakın!) Öyleyse birinizi işte bu gümüş paranızla o şehre gönderin de, yemek bakımından oranın (halkının) hangisinin daha temiz (daha helâl, daha cömert ve daha ucuz) olduğuna baksın ve size ondan bir rızık getirsin. Ama (alışverişte kavgaya sebebiyet verip de kendini ele vermemesi için) yumuşak davranmaya çalışsın /(giriş ve çıkışta) gizlenmeye çalışsın /(aldanmaması için) dikkatli olmaya çalışsın/ da sizi hiçbir kimseye aslâ fark ettirmesin!
اِنَّهُمْ اِنْ يَظْهَرُوا عَلَيْكُمْ يَرْجُمُوكُمْ اَوْ يُع۪يدُوكُمْ ف۪ي مِلَّتِهِمْ وَلَنْ تُفْلِحُٓوا اِذًا اَبَدًا ﴿٢٠
20﴿ Zîra şüphesiz ki onlar sizden haberdâr olurlarsa /size gâlip gelirlerse/ sizi taşla öldürürler ya da sizi (zorla) kendi dinlerine döndürürler, ama o takdirde aslâ siz ebediyyen felâh (ve kurtuluş) bulamazsınız.”