HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْمَائِدَةِ  ١٠٨ 
الجزء ٦

وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَٓا اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَح۪يمِ ﴿ ١٠ ﴾ يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ هَمَّ قَوْمٌ اَنْ يَبْسُطُٓوا اِلَيْكُمْ اَيْدِيَهُمْ فَكَفَّ اَيْدِيَهُمْ عَنْكُمْۚ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ۟ ﴿ ١١ ﴾ وَلَقَدْ اَخَذَ اللّٰهُ م۪يثَاقَ بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۚ وَبَعَثْنَا مِنْهُمُ اثْنَيْ عَشَرَ نَق۪يبًاۜ وَقَالَ اللّٰهُ اِنّ۪ي مَعَكُمْۜ لَئِنْ اَقَمْتُمُ الصَّلٰوةَ وَاٰتَيْتُمُ الزَّكٰوةَ وَاٰمَنْتُمْ بِرُسُل۪ي وَعَزَّرْتُمُوهُمْ وَاَقْرَضْتُمُ اللّٰهَ قَرْضًا حَسَنًا لَاُكَفِّرَنَّ عَنْكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَلَاُدْخِلَنَّكُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۚ فَمَنْ كَفَرَ بَعْدَ ذٰلِكَ مِنْكُمْ فَقَدْ ضَلَّ سَوَٓاءَ السَّب۪يلِ ﴿ ١٢ ﴾ فَبِمَا نَقْضِهِمْ م۪يثَاقَهُمْ لَعَنَّاهُمْ وَجَعَلْنَا قُلُوبَهُمْ قَاسِيَةًۚ يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ عَنْ مَوَاضِعِه۪ۙ وَنَسُوا حَظًّا مِمَّا ذُكِّرُوا بِه۪ۚ وَلَا تَزَالُ تَطَّلِعُ عَلٰى خَٓائِنَةٍ مِنْهُمْ اِلَّا قَل۪يلًا مِنْهُمْ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاصْفَحْۜ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُحْسِن۪ينَ ﴿ ١٣ ﴾

سُورَةُالْمَائِدَةِ  ١٠٨ 
الجزء ٦
Mâide Sûresi  108 
Cüz  6

10  Ama o kimseler ki; kâfir olmuşlardır ve Bi zim âyetlerimizi yalan saymışlardır; işte o şiddetle tutuşturulmuş ateşin ayrılmaz arkadaş ları da ancak onlardır!

11  Ey iman etmiş olan kimseler! Allâh’ın, üzerinizde bulunan nimetini hatırlayın! Hani (Yahudi ve müşriklerden) bir topluluk size ellerini döşe(yip sizi helâk et)meyi kastetmişlerdi de, Allâh hemen onların ellerini sizden engellemişti. (Emir ve yasaklarını uygulama hususunda) Allâh `tan hakkıyla sakının! Müminler (kâfirlerin hilelerine karşı) ancak Allâh’a (güvenip) tevekkül etsin(ler)! (Zira hayırları ulaştırmak ve şerleri savuşturmak hususunda Allâh kâfîdir!)
İslâm’ın ilk yıllarında müşrikler gâlip, Müslümanlarsa mağlup durumda iken, müşrikler devamlı Müslümanlara zarar vermek, onları öldürmek ve mallarını mülklerini yağmalamak istiyorlardı. Allâh-u Te`âlâ İslâm’ı güçlendirip Müslümanların kuvvetini artırarak müşriklerin kötü arzularını boşa çıkardı. İşte Allâh-u Te`âlâ bu âyet-i kerîmede müminlere, kendilerine verdiği bu nimeti ha tırlatarak, onlara takvâyı emretmiş ve İslâm’ı yaşarken kimseden korkmayıp sadece Kendisine tevekkülde bulunmalarını onlardan istemiştir. Âyet-i kerîmenin özel birtakım hâdiseler hakkında, bâhusus Yahudilerin, Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e sûikastı hakkında inmiş olduğuna dâir rivayetler için bakınız: Rûhu’l-Furkan: 6/370-373

12  Andolsun ki muhakkak Allâh (Kendisinden başkasına tapmayacaklarına ve emirlerini kırmayacak larına dâir) İsrâiloğullarının kuvvetli sözünü almıştı. Ve Biz onların içinden (başlarında bulundukları kabilelerini denetlemek üzere şâhit ve müfettiş olarak) on iki nakîb göndermiştik. Allâh (onlara) buyurmuştu ki: “Şüphesiz Ben (yardım yönünden) sizinle beraberim! Andolsun ki; eğer namazı dosdoğ ru kılarsanız, zekâtı verirseniz, rasûl lerime inanırsanız, onları büyük tutarsanız/kendilerine yardım ederse niz/ ve (hayır yollarına harcamak suretiyle) Allâh’a güzel bir ödünçle borç verirseniz, yemin olsun ki; (yap mış olduğunuz) kötü işlerinizi elbette sizden örterim ve kasem olsun ki; muhakkak sizleri (köşklerinin ve ağaçlarının) altlarından ırmaklar akmakta olan pek kıymetli cennetlere girdiririm. (Ey muhatap!) İşte artık bundan sonra içi nizden her kim (sayılan şartlardan birini) inkârda bu lunursa, muhakkak ki o, yolun doğrusundan sapmıştır/düz yolda sapıtmıştır/.”

13  Buna rağmen kuvvetli sözlerini bozmaları sebebiyle Biz kendilerini lânetledik (rahmet saha mızdan çıkardık) ve kalplerini (âyet ve uyarılardan etkilenmeyecek şekilde) kas katı yaptık. Onlar(ın kal binin katılığı o dereceye vardı ki, Allâh’ın) kelimeleri (ni ve Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in tanıtımını yapan âyetlerini, ayrıca işlerine gelmeyen ağır hüküm lerden bahseden kelamlarını) devamlı surette yer lerinden değiştiriyorlardı. (Allâh’ın kelâmını değiştirme ve ona iftirada bulun ma katılığından daha büyük kasvet ne olabilir?) Böylece onlar (Tevrât’ta) ken di siyle vaaz olun muş bulundukları şeyden büyük bir nasibi de bırak mış oldular/(kalplerinin katılık ve bozukluğu yüzün den Tevrât’ı değiştirmelerinin uğursuzluğu üzerlerine çökerek hafızaları bozuldu da) kendisiyle öğütlenmiş oldukları şeylerden bir kısmını unuttular. (Zira günah işlemek insana bazı bildiklerini unutturur.)/ (Habîbim!) İçlerinden pek azı müstesnâ olmak üzere, sen onlardan meydana gelecek bir hâin liğe (ve söz bozmaya)/hâin bir topluluğa/hâince işlere/ dâima rastlamakta olacaksın. (Çünkü bu türlü aldatmalar onlara geçmişlerinden miras kalan bir tabiattır.) Yine de onlar(ı cezalandır mak)dan (vaz)geç ve görmezden gel! Zira şüphesiz ki Allâh güzel davranışta bulu nan ları sever (ve onları mükâfatlandırır).
Âyet-i kerîmenin son cümlesinde geçen; kâfirlerin yaptıkları hâinlikleri bağışlayıp görmezlikten gelmeyi ifade eden afv ü safh emrinden anlaşılması gereken hüküm hakkında müfessirler üç görüş beyan etmişlerdir:
1- Tevbe edip iman etmeleri durumunda, geçmişte yaptıklarıyla cezalandırılmamaları,
2- Antlaşmayı kabul edip cizyeye bağlanmaları hâlinde dokunulmazlık kazanmaları,
3- Bu hükmün, cihadı emreden âyet-i kerîmelerle neshedilip geçersiz kılınması.
(Beyzâvîi Hâzin, Nesefî, Âlûsî)

Mâide Sûresi  108 
Cüz  6
cihanyamaneren