HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْبَقَرَةِ  ١١ 
الجزء ١

اَوَلَا يَعْلَمُونَ اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ ﴿ ٧٧ ﴾ وَمِنْهُمْ اُمِّيُّونَ لَا يَعْلَمُونَ الْكِتَابَ اِلَّٓا اَمَانِيَّ وَاِنْ هُمْ اِلَّا يَظُنُّونَ ﴿ ٧٨ ﴾ فَوَيْلٌ لِلَّذ۪ينَ يَكْتُبُونَ الْكِتَابَ بِاَيْد۪يهِمْ ثُمَّ يَقُولُونَ هٰذَا مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ لِيَشْتَرُوا بِه۪ ثَمَنًا قَل۪يلًاۜ فَوَيْلٌ لَهُمْ مِمَّا كَتَبَتْ اَيْد۪يهِمْ وَوَيْلٌ لَهُمْ مِمَّا يَكْسِبُونَ ﴿ ٧٩ ﴾ وَقَالُوا لَنْ تَمَسَّنَا النَّارُ اِلَّٓا اَيَّامًا مَعْدُودَةًۜ قُلْ اَتَّخَذْتُمْ عِنْدَ اللّٰهِ عَهْدًا فَلَنْ يُخْلِفَ اللّٰهُ عَهْدَهُٓ اَمْ تَقُولُونَ عَلَى اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ ﴿ ٨٠ ﴾ بَلٰى مَنْ كَسَبَ سَيِّئَةً وَاَحَاطَتْ بِه۪ خَط۪ٓيـَٔتُهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ ﴿ ٨١ ﴾ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ۟ ﴿ ٨٢ ﴾ وَاِذْ اَخَذْنَا م۪يثَاقَ بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ لَا تَعْبُدُونَ اِلَّا اللّٰهَ وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًا وَذِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاك۪ينِ وَقُولُوا لِلنَّاسِ حُسْنًا وَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَۜ ثُمَّ تَوَلَّيْتُمْ اِلَّا قَل۪يلًا مِنْكُمْ وَاَنْتُمْ مُعْرِضُونَ ﴿ ٨٣ ﴾

سُورَةُالْبَقَرَةِ  ١١ 
الجزء ١
Bakara Sûresi  11 
Cüz  1

77  O (Yahudilerden münafık ola)nlar (ve Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in vasıflarını gizleyerek Tevrât’ı tahrif edenler, üstelik açıklayanları tenkit edenler) bilmezler mi ki; şüphesiz Allâh onların (içlerinde) gizledikleri (kâfirlikleri)ni de, (Müslümanlara) açıkladıkları (sahte imanları)nı da bilmektedir.

78  Onlardan kimi de, (anadan doğduğu gibi kalmış, okuma yazma bilmeyen) birkısım ümmîlerdir ki, (hahamlarının ve reislerinin telkin ettiği) birtakım kuruntular dışında o (Tevrât) kitabı(ndaki hükümleri) bilmezler! Bir de onlar (hiçbir kesin inanç üzere bulunmayıp) zannetmekten başka bir şey yapmazlar! (Artık kesin inanç temellerine dayalı bir iman bu gibi kimselerden nasıl beklenebilir?)

79  Artık büyük bir helâk vardır o kimseler için ki; o (değiştirilen) kitabı elleriyle (yalan yanlış) yazmaktadırlar da sonra ona mukabil biraz baha satın alabilmeleri için: “İşte bu, Allâh katındandır!” demektedirler. İşte büyük bir helâk vardır onlara; ellerinin yazmış olduğu şeyler yüzünden! Yine büyük bir helâk vardır onlara; kazanmakta oldukları (rüşvet gibi) şeyler yüzünden!

80  O (Yahudi ola)nlar: “(Buzağıya taptığımız süreye karşılık) sayılı birtakım günler dışında o (cehennem) ateş(i) bize asla dokunmayacaktır.” dediler. (Habîbim!) De ki: “(Size azap edilmeyeceğine dair) Allâh katında bir ahit mi edindiniz? Öyleyse Allâh asla sözünü bozmaya(cağından bu size bir güvence ola)caktır. (Ama böyle bir şey söz konusu olmadığına göre,) yoksa siz (azap süreniz hakkında) bilemeyeceğiniz bir şeyi mi Allâh’a karşı (iftirada bulunup) söylüyorsunuz?”

81  Hayır! (Ateş sizi mutlaka yakacak ve bu sade sizle de sınırlı kalmayacaktır.) Her kim (şirk gibi) kötü bir şey kazanır ve o suçu kendisini kuşatır (da, Allâh’ın huzuruna müşrik olarak çıkar)sa, işte onlar, ancak o (cehennem) ateşin(in ayrılmaz) arkadaşlarıdır. Kendileri onun içinde (bir daha çıkmamak üzere) ebedî kalıcılardır.
Mu’tezile ve Hâricîler gibi sapık fırkaların bu âyete tutunarak, “Büyük günâh işleyenin kâfir olacağı ve cehennemde ebedî kalacağı”na dair hüküm çıkarmaları asla yerinde değildir. Zira Ehl-i Sünnet`e göre buradaki “Seyyie”den maksat; herhangi bir günâh olmayıp, insanı dinden çıkaracak fenalıklardır. “O suçun kendisini kuşatması” da; ancak kâfir olarak ölmesi durumunda düşünülebilir. İmanlı olarak ölen ise, ne kadar günâhkâr olsa da, en büyük taat olan imana sahip bulunduğundan, kötülüklerle kuşatılmış olma vasfı kendisine asla uygun değildir. Evet! Günâhkâr Müslümanlar da cehenneme girebilir ama orada ebedî kalmak, ancak kâfirlere mahsustur. (Nesef î, Beyzâvî, Âlûsî)

82  Ama o kimseler ki; (inanılması gereken her şeye) iman etmiştirler ve (bununla yetinmeyip, namaz, oruç, hac ve zekât gibi) salih (; iyi ve güzel) ameller işlemiştirler; işte onlar, ancak cennetin arkadaşlarıdır. Kendileri onun içinde (bir daha çıkmamak üzere) ebedî kalıcılardır.

83  Hani İsrâîloğullarının kuvvetli sözünü almıştık ki; “Allâh’tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz, ana-babaya, yakınlık sahib(ler)ine, yetimlere ve yoksullara da tam bir iyilikle (muamele edeceksiniz)! İnsanlara bir (iyilik ve) güzellik (ifadesi olan hoş ve yumuşak sözler) söyleyin. O (size farz edilen) namazı dosdoğru kılın, zekâtı da verin!” (Ey Yahudiler! Siz bu emirleri tutacağınıza dair evvelce söz vermiştiniz,) sonra (hepiniz ahde vefadan) dönmüştünüz! Ancak içinizden pek azı müstesnâ (ki, onlar neshe uğramadan önce hak dini yaşayanlar, bir de İslâm kendilerine ulaştığında Müslüman olanlardır)! Zaten siz(in ekseriyetiniz vefasızlığı ve itaatsizliği âdet edinmiş olan, haktan ve hakikatten) yüz çevirici kimselersiniz!

Bakara Sûresi  11 
Cüz  1
cihanyamaneren