HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْمَائِدَةِ  ١١٠ 
الجزء ٦

وَقَالَتِ الْيَهُودُ وَالنَّصَارٰى نَحْنُ اَبْنَٓاءُ اللّٰهِ وَاَحِبَّٓاؤُ۬هُۜ قُلْ فَلِمَ يُعَذِّبُكُمْ بِذُنُوبِكُمْۜ بَلْ اَنْتُمْ بَشَرٌ مِمَّنْ خَلَقَۜ يَغْفِرُ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۘ وَاِلَيْهِ الْمَص۪يرُ ﴿ ١٨ ﴾ يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ قَدْ جَٓاءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ عَلٰى فَتْرَةٍ مِنَ الرُّسُلِ اَنْ تَقُولُوا مَا جَٓاءَنَا مِنْ بَش۪يرٍ وَلَا نَذ۪يرٍۘ فَقَدْ جَٓاءَكُمْ بَش۪يرٌ وَنَذ۪يرٌۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ۟ ﴿ ١٩ ﴾ وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِه۪ يَا قَوْمِ اذْكُرُوا نِعْمَةَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ جَعَلَ ف۪يكُمْ اَنْبِيَٓاءَ وَجَعَلَكُمْ مُلُوكًاۗ وَاٰتٰيكُمْ مَا لَمْ يُؤْتِ اَحَدًا مِنَ الْعَالَم۪ينَ ﴿ ٢٠ ﴾ يَا قَوْمِ ادْخُلُوا الْاَرْضَ الْمُقَدَّسَةَ الَّت۪ي كَتَبَ اللّٰهُ لَكُمْ وَلَا تَرْتَدُّوا عَلٰٓى اَدْبَارِكُمْ فَتَنْقَلِبُوا خَاسِر۪ينَ ﴿ ٢١ ﴾ قَالُوا يَا مُوسٰٓى اِنَّ ف۪يهَا قَوْمًا جَبَّار۪ينَۗ وَاِنَّا لَنْ نَدْخُلَهَا حَتّٰى يَخْرُجُوا مِنْهَاۚ فَاِنْ يَخْرُجُوا مِنْهَا فَاِنَّا دَاخِلُونَ ﴿ ٢٢ ﴾ قَالَ رَجُلَانِ مِنَ الَّذ۪ينَ يَخَافُونَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمَا ادْخُلُوا عَلَيْهِمُ الْبَابَۚ فَاِذَا دَخَلْتُمُوهُ فَاِنَّكُمْ غَالِبُونَ وَعَلَى اللّٰهِ فَتَوَكَّلُٓوا اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ ﴿ ٢٣ ﴾

سُورَةُالْمَائِدَةِ  ١١٠ 
الجزء ٦
Mâide Sûresi  110 
Cüz  6

18  Yahudiler ve Hristiyanlar: “Biz Allâh’ın oğulları (gibi, O’nun nezdinde itibarlı)yız/Allâh’ın (oğulları olan Uzeyr ve Mesih peygamberin) oğullarıyız/ ve O’nun (çok yakın) dostlarıyız!” dedi. (Habîbim! Bu iftiracılara) de ki: “(Bu makamda olanın dokunulmazlık hakkı kazanması gerekir. Hâlbuki mağlubiyetler, esâretler ve maymuna, domuza dönüştürülme gibi suretlerle Allâh size dünyada defaatle azap etmiştir ki, âhirette de sayılı günler süresince de olsa, azaba uğrayacağınızı kendiniz bile itiraf etmektesiniz. Eğer bu iddianız doğruysa;) peki ya niçin günahlarınız sebebiyle size azap ediyor? Doğrusu siz (diğer âdemoğulları gibi,) O’nun yaratmış oldukları arasından birer beşersiniz (bu nedenle iyilik ve kötülüklerinizin karşılığını göreceksiniz). O dilediği kimseyi bağışlar (ki onlar, O’na ve peygamberlerine inananlardır). İstediğine de azap eder (ki, onlar da kâfirlikte kalanlardır). Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin mülkiyeti ancak Allâh’ındır. Son varış da ancak O’nadır!” (Artık O, herkese karşılığını verecektir.)
Yahudi ve Hristiyanların, Allâh’ın oğulları ve dostları olduklarına dâir iddiaları, Uzeyr ile Îsâ (Aleyhimesselâm)a intisaplarıyla irtibatlıdır. Zira Yahudiler Uzeyr (Aleyhisselâm)ı, Hristiyanlar da Îsâ (Aleyhisselâm)ı Allâh’ın oğlu olarak görmektedirler ve kendilerinin bu iki zata bağlı olduklarını savunmaktadırlar. Bir kralın yakınları başkalarına karşı övünürken: “Biz hükümdârlarız!” diyerek, hükümdâra olan yakınlıklarını ortaya koydukları gibi, Yahudi ve Hristiyanların da Allâh’ın oğlu olarak inandıkları bu iki zata bağlılık açıklamaları, dolaylı olarak kendilerini de Allâh’ın oğulları ve dostları yerine koymalarını iktizâ etmiştir.

19  Ey Ehl-i Kitap! Gerçekten (insanlar) peygam berler(i göndermemiz)den bir (kesiklik ve) fetret üze re (yaşıyorlar) iken size Rasûlümüz gelmiştir ki, o size (dinin hükümleri hakkında) tam manasıyla açık lama yapmaktadır. Tâ ki: “Bize ne bir müjdeleyici, ne de bir uyarıcı gelmemiştir!” diyemeyesiniz! İşte muhakkak size büyük bir müjdeleyici ve tam bir uyarıcı (olan Muhammed (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) gelmiştir. Allâh (peygamberlerini peş peşe ve ara ara göndermek dâhil) her şeye (hakkıyla gücü yeten bir) Kadîr’dir.

20  (Habîbim!) Hani bir zaman Mûsâ kavmine de mişti ki: “Ey kavmim! Allâh’ın, üzerinizde bulunan nimet(ler)ini hatırlayın; vaktâ ki içinizde peygam berler göndermiş, sizi (Firavun’un köleliğinden kurta rıp) hükümdârlar yapmış ve o (döneminizdeki) âlem lerden hiçbirine vermediği şeyleri size vermişti! (Nitekim denizin yarılması ve bulutun gölge yapması gibi nimetlerin sizden evvel kimseye verildiği duyul mamıştır.)

21  Ey kavmim! Allâh’ın (Levh-i Mahfûz’da) sizin (meskeniniz olması) için (ayırıp) yazmış olduğu o mukaddes (ve kutsal Şam arazisinde bulunan Kuds-ü Şerîf) toprağ(ın)a girin! (Orada bulunan azgın kim selerden korkarak) arkalarınıza doğru (gerisin geri) dön me yin, sonra (dünya ve âhiret sevabını) kaybeden kimselere dönersiniz / (iki cihan saâdetini) kaybedenler olarak (geri) dönersiniz/.”
Burada geçen “Arz-ı Mukaddese”nin neresi olduğu hakkında birkaç görüş varsa da, Katâde (Radıyallâhu anh)dan rivayet edilen Şam toprakları görüşü, bütün manaları içine almaktadır. Zira Şam denince, şu anda bili nen Şam vilâyeti kastedilmeyip, Erîha, Dımeşk, Filistin ve Ürdün dâhil, Tûr dağı ve civârına uzanan bölgenin tamamı konu edilmektedir.

22  Onlar: “Ey Mûsâ! Şüphesiz ki orada (zorba ve) cebbarlar gürûhu var! Gerçekten kendileri (savaş sız bir şekilde) oradan çıkıncaya kadar, biz oraya asla (savaşıp da) girmeyeceğiz! Eğer onlar (kendi baş larına) oradan çıkacak olurlarsa, gerçekten biz (o zaman onların ülkelerine) giricileriz!” demişlerdi. Burada geçen cebbar toplum Âd kavminin kalıntıları olan Amâlika’dan bir cemaat idiler ki, kendi asırlarında hiç kimsede olmayan boy ve kuvvet onlara mahsustu. Bu kıssanın tafsilatı için bakınız: Rûhu’l- Furkan: 6/421-433

23  (Bunun üzerine; Allâh’ın emrine karşı gelmek ten) korkmakta bulunan kimselerden olan, Allâh’ın kendilerine (iman ve sebat nimetlerini) ihsân etmiş olduğu (Kâlib ve Yûşâ` isimli) iki er kişi dedi ki: “Onların üzerine (baskın yaparak kendilerine göz açtırmadan ve sahraya çıkmalarına fırsat vermeden) o (şehrin) kapı(sın)dan (ansızın) girin! İşte ondan (içeri) girdiğiniz anda gerçekten de siz gâliplersiniz. Böylece ancak Allâh’a tevekkül edin! Eğer (Allâh’ın sözüne) inanan kimseler olduysanız (böyle yapma nız gerekir, çünkü iman her işte Allâh’a güvenmeyi gerektirir).”

Mâide Sûresi  110 
Cüz  6
cihanyamaneren