HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْمَائِدَةِ  ١١٣ 
الجزء ٦

يُر۪يدُونَ اَنْ يَخْرُجُوا مِنَ النَّارِ وَمَا هُمْ بِخَارِج۪ينَ مِنْهَاۘ وَلَهُمْ عَذَابٌ مُق۪يمٌ ﴿ ٣٧ ﴾ وَالسَّارِقُ وَالسَّارِقَةُ فَاقْطَعُٓوا اَيْدِيَهُمَا جَزَٓاءً بِمَا كَسَبَا نَكَالًا مِنَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ ﴿ ٣٨ ﴾ فَمَنْ تَابَ مِنْ بَعْدِ ظُلْمِه۪ وَاَصْلَحَ فَاِنَّ اللّٰهَ يَتُوبُ عَلَيْهِۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ﴿ ٣٩ ﴾ اَلَمْ تَعْلَمْ اَنَّ اللّٰهَ لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ يُعَذِّبُ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَغْفِرُ لِمَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ﴿ ٤٠ ﴾ يَٓا اَيُّهَا الرَّسُولُ لَا يَحْزُنْكَ الَّذ۪ينَ يُسَارِعُونَ فِي الْكُفْرِ مِنَ الَّذ۪ينَ قَالُٓوا اٰمَنَّا بِاَفْوَاهِهِمْ وَلَمْ تُؤْمِنْ قُلُوبُهُمْۚ وَمِنَ الَّذ۪ينَ هَادُوا سَمَّاعُونَ لِلْكَذِبِ سَمَّاعُونَ لِقَوْمٍ اٰخَر۪ينَۙ لَمْ يَأْتُوكَۜ يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ مِنْ بَعْدِ مَوَاضِعِه۪ۚ يَقُولُونَ اِنْ اُو۫ت۪يتُمْ هٰذَا فَخُذُوهُ وَاِنْ لَمْ تُؤْتَوْهُ فَاحْذَرُواۜ وَمَنْ يُرِدِ اللّٰهُ فِتْنَتَهُ فَلَنْ تَمْلِكَ لَهُ مِنَ اللّٰهِ شَيْـًٔاۜ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ لَمْ يُرِدِ اللّٰهُ اَنْ يُطَهِّرَ قُلُوبَهُمْۜ لَهُمْ فِي الدُّنْيَا خِزْيٌ وَلَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ ﴿ ٤١ ﴾

سُورَةُالْمَائِدَةِ  ١١٣ 
الجزء ٦
Mâide Sûresi  113 
Cüz  6

37  Onlar o (cehennemdeki) ateşten çıkmak ister ler, oysa kendileri ondan asla çıkacak kimseler de ğildir. Onlar için sürekli olan pek büyük bir azap vardır.

38  Hırsızlık yapan erkekle, hırsızlık yapan kadı na gelince; her ikisinin (çalıp) kazanmış oldukları şeye karşılık, Allâh’tan caydırıcı bir azap olmak üzere ikisinin de (sağ) ellerini (bileklerinden) kesin! Allâh (kanunlarına karşı konulamayacak güce sa hip bir) Azîz’dir; (hırsızın kolunun kesilmesi gibi, teşrî` ettiği tüm hükümlerde tam isabet sahibi bir) Hakîm’dir.

39  Fakat (hırsızlardan) her kim (insanlara yaptığı bu) zulmünün ardından tevbe eder ve (kul haklarını ödeyerek işini) düzeltirse, şüphesiz ki Allâh onun tevbesini kabul eder. Çünkü gerçekten Allâh (tevbe edenleri çokça bağışlayan bir) Ğafûr’dur; (bozuk hallerini düzeltenlere ziyâde acıyan bir) Rahîm’dir.
Hırsızın elinin kesilmesini emreden bu hüküm; birçok münkir tarafından, İslâm aleyhine öne sürülen konuların başlıcala rındandır. İş kendilerine dokunduğunda, hırsızın kafasını koparmaktan aşağı bir cezaya râzı olmayan bu kişiler; İslâm’ın, toplumun emniyeti için koyduğu böyle hikmetli bir hükme itiraz ederek, bencilliklerini ortaya koymaktadırlar. Bu kişiler, yolda bul duğunu alana yahut açlıktan ölecek durumda olana dahi bu hük mün uygulandığı gibi tezler ortaya atarak, İslâm’ı kötülemekte ve böyle önemli bir konuyu basite indirmektedirler. Hâlbuki İslâm’ın diğer cezaları gibi, bu hükmün uygulanması da ağırlaş tırılmış birtakım şartlara bağlı olmakla birlikte, hafifletici birçok husus da Şâri` tarafından açıklanmıştır ki, bu meseleleri; Rûhu’l-Furkan Tefsirimizin 7/77-97’de tafsîlâtlı bir şekilde bulabilirsiniz! Artık günümüzde hırsızlardan inim inim inleyen ve onlara verilen cezaları caydırıcı bulmayan, hapishâneleri de vazgeçirici olmaktan öte kötü yolda eğitici bulan toplumumuza, Allâh’ın bu hükmünün hikmetini anlatmak için, uzun söze hâcet olmasa gerektir sanırız!

40  (Ey Habîbim ve ey muhatap!) Bilmez misin ki şüphesiz Allâh; göklerin ve yerin mülkü sadece O’na âittir. O dilediğine azap eder, dilediği içinse (günah larını) bağışlamada bulunur. Allâh (azap etme ve bağışlama dâhil) her şeye (hakkıyla gücü yeten bir) Kadîr’dir.

41  Ey Rasûl! Kalpleri iman etmediği halde dilleriyle: “İnandık!” demiş olan o (münafık) kişilerden ve o Yahudi olmuş kimseler içerisinden, kâfirlik içinde (alabildiğine) koşuşan o şahıslar(ın İslâm’a karşı takındıkları hilekârca tutum) seni üzmesin! (Bu kişiler hahamlarının uydurduğu) yalanı çokça dinley(ip kabul ed)enlerdir/(senin sözlerine) yalan (yanlış şeyler katmak) için dikkatlice dinleyenlerdir/, (kibir ve nefretlerinin aşırılığından dolayı) sana gelmemiş diğer bir (Yahudi) toplum(u hesabına casusluk yapıp, senden duyduklarını onlara bildirmek) için de iyice dinleyenlerdir. Bu kişiler kelimeleri (Allâh tarafın dan) konulan yerlerinden sonra (oralardan kaydırıp) değiştirirler ve (sana fetvâ sormak için gönderdikleri kimselere): “İşte eğer size bu (bizim verdiğimiz hüküm) verilirse onu alın! Eğer size bu (fetvâ) veril mezse (kabulünden) sakının!” derler. Allâh her kimin sapıklığı (seçtiğini bildiği için onun sapıtması)nı dilerse, artık sen onun için, Allâh’tan (gelecek irâdeyi savuşturmak hususunda) asla hiçbir şeye mâlik olamazsın. İşte onlar ancak o kim selerdir ki; Allâh (kâfirliği seçtiklerini bildiği için), kalplerini (inkârdan) temizlemeyi murad etmemiş tir. Onlar için dünyada büyük bir rüsvaylık vardır. (Bu yüzden münafıklar dâima perdelerinin yırtılması endişesiyle yaşarlar ve İslâm’ın yükselmesini gördükçe acı çekerler. Yahudilerse; yalan ve değiştirmeleri açığa çıktıkça bu rezâleti yaşarlar ve dâima Müslümanlara cizye ödemeye mahkûm kalırlar.) Bu kişiler için âhi rette de pek büyük bir azap vardır.
Tefsirlerde zikredildiğine göre; Hayber Yahudilerinin eşra fından evlilik geçirmiş bir kadınla bir erkek zina ettiler. Tevrât’ta onların cezası recim idi. Yahudiler onları recmetmek istemeyince: “Muhammed’in komşuları ve antlaşmalıları olan kardeşlerimiz Kureyza oğullarına adam gönderip bu meseleyi sorduralım, zira o, kolaylıkla gönderilmiş bir peygamberdir, eğer recimden başka bir ceza verirse onu kabul eder ve ‘Peygamberlerinden birinin fetvâsıdır!’ diyerek onu Allâh katında delil getiririz!” deyip içlerinden bir cemaati yola çıkardılar ve onlara: “Eğer Muhammed size sopa cezasını emredecek olursa kabul edin, recmi emrederse ondan sakının!” diyerek zina eden iki kişiyi de onlarla beraber gönderdiler. Kureyza ve Nadîr oğulları onlara: “Ona sorarsanız size istemediğiniz şeyi emredecektir!” dedilerse de, onların ısrarı üzerine Kâ`b ibni Eşref’in de aralarında bulunduğu bir topluluk Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e geldiler. O kendilerine recim hükmünü verince bunu kabul etmediler. O zaman Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) onlara Tevrât’taki hükmü sorunca: “Biz zina edenleri rezil ederiz ve sopa cezasına çarp tırırız!” dediler. Bunun üzerine Yahudi ulemâsından İslâm’ı kabul etmiş olan Abdullah ibni Selâm: “Yalan söylediniz, şüphesiz ki Tevrât’ta recim vardır!” deyince Tevrât’ı getirip açtılar. O sırada içlerinden biri elini recim âyetinin üzerine koyarak öncesini ve sonrasını okurken orayı atlamak isteyince, ibni Selâm ona elini kaldırttı ve bu durum karşısında hakikati gizleyemeyen kâfirler Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in hükmüne râzı olmak durumunda kaldılar, böylece o iki Yahudi recmedildiler. (Buhârî, Menâ kıb: 23, No: 3436, 3/1330; Müslim, Hudûd: 6, No: 1700, 3/1327) İşte bu ve sonrasındaki iki âyet-i kerîme bu konuda nâzil olmuştur. Kıssanın tafsîlâtı için bakınız: Rûhu’l-Furkan: 7/105-109

Mâide Sûresi  113 
Cüz  6
cihanyamaneren