HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْمَائِدَةِ  ١١٤ 
الجزء ٦

سَمَّاعُونَ لِلْكَذِبِ اَكَّالُونَ لِلسُّحْتِۜ فَاِنْ جَٓاؤُ۫كَ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ اَوْ اَعْرِضْ عَنْهُمْۚ وَاِنْ تُعْرِضْ عَنْهُمْ فَلَنْ يَضُرُّوكَ شَيْـًٔاۜ وَاِنْ حَكَمْتَ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِالْقِسْطِۜ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُقْسِط۪ينَ ﴿ ٤٢ ﴾ وَكَيْفَ يُحَكِّمُونَكَ وَعِنْدَهُمُ التَّوْرٰيةُ ف۪يهَا حُكْمُ اللّٰهِ ثُمَّ يَتَوَلَّوْنَ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَۜ وَمَٓا اُو۬لٰٓئِكَ بِالْمُؤْمِن۪ينَ۟ ﴿ ٤٣ ﴾ اِنَّٓا اَنْزَلْنَا التَّوْرٰيةَ ف۪يهَا هُدًى وَنُورٌۚ يَحْكُمُ بِهَا النَّبِيُّونَ الَّذ۪ينَ اَسْلَمُوا لِلَّذ۪ينَ هَادُوا وَالرَّبَّانِيُّونَ وَالْاَحْبَارُ بِمَا اسْتُحْفِظُوا مِنْ كِتَابِ اللّٰهِ وَكَانُوا عَلَيْهِ شُهَدَٓاءَۚ فَلَا تَخْشَوُا النَّاسَ وَاخْشَوْنِ وَلَا تَشْتَرُوا بِاٰيَات۪ي ثَمَنًا قَل۪يلًاۜ وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ ﴿ ٤٤ ﴾ وَكَتَبْنَا عَلَيْهِمْ ف۪يهَٓا اَنَّ النَّفْسَ بِالنَّفْسِۙ وَالْعَيْنَ بِالْعَيْنِ وَالْاَنْفَ بِالْاَنْفِ وَالْاُذُنَ بِالْاُذُنِ وَالسِّنَّ بِالسِّنِّۙ وَالْجُرُوحَ قِصَاصٌۜ فَمَنْ تَصَدَّقَ بِه۪ فَهُوَ كَفَّارَةٌ لَهُۜ وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ ﴿ ٤٥ ﴾

سُورَةُالْمَائِدَةِ  ١١٤ 
الجزء ٦
Mâide Sûresi  114 
Cüz  6

42  (Bu hâinler) alabildiğine yalan dinleyenler, (rüşvet gibi) haram(lar)ı bolca yiyenlerdir. (Habîbim!) Eğer (fet vâ sormak için) sana gelirlerse, (di lersen) aralarında hüküm ver, yahut onlar(ın dava larına bakmak)dan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirirsen, (düşmanlıklarından endişe etmene bir mahal yoktur. Çünkü) sana hiçbir şeyle asla zarar veremezler. Hükmedecek olursan da, aralarında adâletle hüküm ver! Şüphesiz ki Allâh adâletli davranan ları sever. (Onları korur ve şanlarını yüceltir.)

43  İşte (sana ve Kitabına inanmadıkları halde) seni nasıl hakem tayin ediyorlar da, sonra bir de bunun ardından (senin hükmüne teslimiyet ten) yüz çevir(ip gid)iyorlar. Oysa içerisinde Allâh’ın hükmü bulunan Tevrât onların yanındadır (ve onlar senin hükmünün kendi kitaplarındakine uygun olduğunu onda görmektedirler). İşte bunlar (kendi kitaplarına bile) asla inanan kimseler değillerdir!

44  Şüphesiz Tevrât’ı Biz indirdik ki onun içerisinde (doğru yolu gösteren) büyük bir hidâyet ve (karanlıkta kalmış hükümleri açığa çıkaran) tam bir nur bulunmaktadır. (Allâh’ın Tevrât’taki hükümlerine boyun eğerek) Müslüman olmuş olan o peygamberlerle, (dünyaya rağbetsiz zâhid ve tamamen Allâh’a bağlı) Rabbânî kişiler ve (peygamberlerinin yolunu izleyen fakîh) âlimler Yahudi olan kimselere o (Tevrât kitabının ka) nunla(rıyla) hüküm veriyordu(lar). Şu sebeple ki onlardan Allâh’ın Kitab’ının (değiştirilip zâyi edilmekten) korunması istenmişti ve (kelimeler yerlerinden oynatılmasın diye) kendileri onun üzerine (gözcülük yapan) şâhitler olmuşlardı. (Biz de onlara: “) Artık (ey hâkimler! Karar verir ken) insanlardan korkmayın, Benden korkun! Benim âyetlerim(de belirtilen hükümleri tatbik etmeniz)e karşılık (rüşvet, makam mevki ve insanların hoşnutluğu gibi) az bir pahayı satın almayın! Her kim Allâh’ın indirmiş olduğu (kuralları in kâr edip hafife alarak onlar) ile hüküm vermezse, işte ancak onlar kâfirlerin ta kendileridir ! (” buyurmuştuk.)
İbni Abbâs ve Mücâhid (Radıyallâhu an hüm)`ün beyan ları vechile; âyet-i celîlenin son cümlesinde gizli bir kayıt mevcuttur ki bunun takdiri: “Her kim Kur’ân’ı reddederek ve Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in beyanlarını inkâr ederek Allâh-u Te`âlâ’nın indirdiğiyle hükmetmezse, işte o kimse kâfirdir!” demektir. Zira Ehl-i Sünnet itikadına göre hiçbir günahı işlemek sahibini kâfir etmez, ama yaptığı günahı helâl kabul ederek işleyenler kesinlikle kâfir olurlar. Dolayısıyla Allâh-u Te`âlâ’nın indirdiğinin dışındaki hükümleri doğru kabul ederek ve onlarla hükmetmeyi helâl görerek böyle yapan kimseler âyet-i kerîmenin hükmüne dâhildirler. Ama Kur’ân-ı Kerîm ve hadîs-i şerîflerde geçen bü tün hükümleri kabul ettikleri halde haram işlediklerini bilerek Allâh’ın indirdiğinden başkasıyla hüküm veren ler, Müslümanların fâsıklarından olurlar ki; artık işleri Allâh’a kalmıştır, dilerse onları affeder, isterse kendi lerine azap eder! Beğavî tefsirinde ulemâdan nakledildiği üzere; bu hüküm, Allâh-u Te`âlâ’nın bir konudaki kesin hükmü nü bildiği halde, açıkça ve kasten reddeden kimse hak kındadır. Yoksa bir hüküm kendisine gizli kaldığı için yahut te’vilinde yanlışlık yaptığından dolayı o hükmü reddeden kimse bu tehdide dâhil değildir. Bu hususta geniş malumat için bakınız: Rûhu’l-Furkan: 7/138-141

45  Biz o (Tevrât kitabı)nda o (Yahudi ola)nlar üzerine yazmıştık ki: “Gerçekten can cana, göz göze, burun buruna, kulak kulağa, diş dişe karşılık (kısas yapılacak)tır. (Kısas yapılması mümkün olan diğer uzuvlarda ki) yaralar da (birbirleriyle) kısas (yapılmalı) dır. Artık her kim (hak sahibi olduğu hal de, kısas istemeyerek) onu bağışlarsa işte o, kendisi(nin günahları) için bir keffârettir.” Her kim Allâh’ın indirmiş olduğu (kısas gibi hükümler) ile hüküm vermezse işte ancak onlar (Allâh’ın şerî`atine ters düşen kararlar verdikleri için, hem kendilerine, hem de hüküm verdikleri kimselere haksızlık yapan) zâlimlerin ta kendileridir!

Mâide Sûresi  114 
Cüz  6
cihanyamaneren