HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْمَائِدَةِ  ١٢١ 
الجزء ٧

وَاِذَا سَمِعُوا مَٓا اُنْزِلَ اِلَى الرَّسُولِ تَرٰٓى اَعْيُنَهُمْ تَف۪يضُ مِنَ الدَّمْعِ مِمَّا عَرَفُوا مِنَ الْحَقِّۚ يَقُولُونَ رَبَّنَٓا اٰمَنَّا فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِد۪ينَ ﴿ ٨٣ ﴾ وَمَا لَنَا لَا نُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَمَا جَٓاءَنَا مِنَ الْحَقِّۙ وَنَطْمَعُ اَنْ يُدْخِلَنَا رَبُّنَا مَعَ الْقَوْمِ الصَّالِح۪ينَ ﴿ ٨٤ ﴾ فَاَثَابَهُمُ اللّٰهُ بِمَا قَالُوا جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ وَذٰلِكَ جَزَٓاءُ الْمُحْسِن۪ينَ ﴿ ٨٥ ﴾ وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَٓا اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَح۪يمِ۟ ﴿ ٨٦ ﴾ يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تُحَرِّمُوا طَيِّبَاتِ مَٓا اَحَلَّ اللّٰهُ لَكُمْ وَلَا تَعْتَدُواۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَد۪ينَ ﴿ ٨٧ ﴾ وَكُلُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّٰهُ حَلَالًا طَيِّبًاۖ وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّذ۪ٓي اَنْتُمْ بِه۪ مُؤْمِنُونَ ﴿ ٨٨ ﴾ لَا يُؤَاخِذُكُمُ اللّٰهُ بِاللَّغْوِ ف۪ٓي اَيْمَانِكُمْ وَلٰكِنْ يُؤَاخِذُكُمْ بِمَا عَقَّدْتُمُ الْاَيْمَانَۚ فَكَفَّارَتُهُٓ اِطْعَامُ عَشَرَةِ مَسَاك۪ينَ مِنْ اَوْسَطِ مَا تُطْعِمُونَ اَهْل۪يكُمْ اَوْ كِسْوَتُهُمْ اَوْ تَحْر۪يرُ رَقَبَةٍۜ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلٰثَةِ اَيَّامٍۜ ذٰلِكَ كَفَّارَةُ اَيْمَانِكُمْ اِذَا حَلَفْتُمْۜ وَاحْفَظُٓوا اَيْمَانَكُمْۜ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمْ اٰيَاتِه۪ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ﴿ ٨٩ ﴾

سُورَةُالْمَائِدَةِ  ١٢١ 
الجزء ٧
Mâide Sûresi  121 
Cüz  7

83  (Nitekim Hristiyan olan Habeşistan hükümdarı Necâşî ve yanında bulunan rahipler) o Rasûle indirilmiş olan (Kur’ân)ı (sahabe-i kirâmdan) işittikleri zaman, (kendi kitaplarından bildikleri için kolayca) tanımış oldukları o haktan dolayı sen onların gözlerini yaştan dolup taşar halde görürsün! Derler ki: “Ey Rabbimiz! Biz (işittiğimiz Kur’ân- a ve onu getiren Muhammed (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e) iman ettik. Artık bizi de (kıyâmet günü diğer ümmetler hakkın da) şahitlik yapacak olan/(İslâm`ın hak dîn olduğuna inanıp) şahit olan/ (Müslüman topluluk)lar(ı) ile birlikte yaz!
İbni Abbâs (Radıyallâhu anhümâ)dan rivayet edildiğine göre; bu âyet-i kerîme Necâşî ve arkadaşlarından bahsetmektedir, zira Cafer-i Tayyâr (Radıyallâhu anh) onlara Meryem ve Tâ-Hâ Sûrele rinden bazı âyetler okuduğunda Necâşî yerden bir saman çöpü alarak: “Allâh’a yemin olsun ki; bu okunan, Allâh-u Te’âlâ’nın İncîl’de buyurduğuna şu kadarcık bile ilavede bulunmadı!” dedi ve Cafer (Radıyallâhu anh) kıraatini bitirinceye kadar o heyet ağlamayı sürdürdü. Yine böylece Cafer (Radıyallâhu anh) ile birlikte Habeşistan’dan gelen heyete Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) Yâsîn-i Şerîf okuduğunda onlar da ağladılar.

84  Ne oldu bize de, Allâh’a ve bize gelmiş olan o hakka iman etmeyelim? Oysa biz Rabbimizin bizi (peygamberler ve müminlerden oluşan) salihler topluluğu arasına girdirmesini arzulamaktayız!”

85  İşte (itikatlarını belirtmek üzere) söylemiş oldukları şeyden dolayı Allâh onları, içinde ebe diyyen kalıcı oldukları pek kıymetli cennetlerle mükâfatlandırmıştır ki; (köşklerinin ve ağaçlarının) altlarından sürekli ırmaklar akmaktadır. İşte (itikat ve amel hususunda) güzel davrananların kar şılığı ancak budur!

86  Ama o kimseler ki kâfir olmuşlardır ve Bi zim âyetlerimizi yalanlamışlardır, işte onlar da ancak o şiddetle tutuşmuş ateşin ayrılmaz arkadaşlarıdır.

87  Ey iman etmiş olan kimseler! (Rahipliğe öze nip de, uyuma, ailenize yanaşma, et yeme ve koku sür me gibi) Allâh’ın sizin için helâl kılmış olduğu o temiz ve lezzetli şeyleri (kendinize) haram kılma yın ve (helâl-haramın tespiti hususunda yahut helâl leri fazla tüketme noktasında) haddi aşmayın! Şüphesiz ki Allâh (koyduğu) sınırı aşanları sev mez (bu yaptıklarına rıza göstermez ve cezalarını verir).

88  Allâh’ın sizi rızıklandırmış olduğu şeylerden helâl ve hoş olanını yeyin ve O Allâh(ın hüküm lerine isyan)dan hakkıyla sakının ki siz sadece O’na inanıcı kimselersiniz!

89  (Yanılma ve yanlış anlama yüzünden doğru sa nıp da yaptığınız) yeminlerinizdeki lağiv sebebiyle Allâh sizi cezalandır(mak üzere herhangi bir keffâ retle sorumlu tut)maz velâkin (kalplerinizin azmi sonucu) yeminleri sıkıca bağlamanız nedeniyle sizi mesul tutar. Artık bunu (akdedip, bozmanızı)n keffâreti; aile nize yedirmekte olduğunuz şeyin orta hallisinden on fakiri yedirmek yahut onları giydirmek ya da bir köle âzâd etmektir. Her kim (bunları yerine getirme imkânı) bulamaz sa, (onun yapması gereken) üç günün orucudur. İş te yemin ettiğiniz (ve bozduğunuz) zaman yeminlerinizin keffâreti ancak budur! (Önemli önem siz her şeye yemin etmeyerek, yemin ettiğiniz zaman –bozmak hayırlı değilse bozmayarak, aslında mümkün mertebe hiç yemin etmeyerek, bozduğunuzda da keffâret ödeyerek) yeminlerinizi koruyun/ (Bozduğunuz zaman keffâret verebilmeniz için) yeminlerinizi (nasıl yaptığınızı unutmayıp) hafızada tutun/. (Ey mümin kişi!) İşte Allâh size (şerî’at hükümlerini ortaya koyan) âyetlerini böylece (eşsiz bir beyanla) açıklıyor, tâ ki siz (dîniniz hakkındaki bu bilgilere erişme ve yaptığınız yanlışlardan kolayca kurtuluş yolunu öğrenmenimetine) şükredesiniz!
Yeminler; bozulduğunda keffâret gerektiren ve gerektirmeyen, bir de yemin edenin hiçbir şekilde sorumlu olmayacağı yeminler olmak üzere üçe ayrılır. Keffâret gerektiren ve yemîn-i mün`akide diye adlandırılan birinci kısım, kişinin bir şeyi yapıp yapmayacağına dair ettiği yeminlerdir ki; yeminini bozması durumunda âyet-i kerîmede beyan edilen dört türlü keffâretten biri gerekir. Keffâret gerektirmeyen yeminler ise; kişinin kasıtlı bir şekilde yalan yere yaptığı yeminlerdir ki; yemîn-i ğamûs diye adlandırılan bu tür yeminler hiçbir keffâretle temizlenemeyecek kadar büyük bir günah olduğu için tevbe ve istiğfardan başka bir çıkış yolu yoktur. Ama kişi, doğru bildiğini sanarak bir şeye yemin eder de, sonra onun öyle olmadığı anlaşılırsa, işte buna yemîn-i lağiv denilir ki, bundan dolayı ne bir keffâret, ne de bir günah söz konusu değildir.

Mâide Sûresi  121 
Cüz  7
cihanyamaneren