HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْمَائِدَةِ  ١٢٥ 
الجزء ٧

يَوْمَ يَجْمَعُ اللّٰهُ الرُّسُلَ فَيَقُولُ مَاذَٓا اُجِبْتُمْۜ قَالُوا لَا عِلْمَ لَنَاۜ اِنَّكَ اَنْتَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ ﴿ ١٠٩ ﴾ اِذْ قَالَ اللّٰهُ يَا ع۪يسَى ابْنَ مَرْيَمَ اذْكُرْ نِعْمَت۪ي عَلَيْكَ وَعَلٰى وَالِدَتِكَۢ اِذْ اَيَّدْتُكَ بِرُوحِ الْقُدُسِ تُكَلِّمُ النَّاسَ فِي الْمَهْدِ وَكَهْلًاۚ وَاِذْ عَلَّمْتُكَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَالتَّوْرٰيةَ وَالْاِنْج۪يلَۚ وَاِذْ تَخْلُقُ مِنَ الطّ۪ينِ كَهَيْـَٔةِ الطَّيْرِ بِاِذْن۪ي فَتَنْفُخُ ف۪يهَا فَتَكُونُ طَيْرًا بِاِذْن۪ي وَتُبْرِئُ الْاَكْمَهَ وَالْاَبْرَصَ بِاِذْن۪يۚ وَاِذْ تُخْرِجُ الْمَوْتٰى بِاِذْن۪يۚ وَاِذْ كَفَفْتُ بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ عَنْكَ اِذْ جِئْتَهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُب۪ينٌ ﴿ ١١٠ ﴾ وَاِذْ اَوْحَيْتُ اِلَى الْحَوَارِيّ۪نَ اَنْ اٰمِنُوا ب۪ي وَبِرَسُول۪يۚ قَالُٓوا اٰمَنَّا وَاشْهَدْ بِاَنَّنَا مُسْلِمُونَ ﴿ ١١١ ﴾ اِذْ قَالَ الْحَوَارِيُّونَ يَا ع۪يسَى ابْنَ مَرْيَمَ هَلْ يَسْتَط۪يعُ رَبُّكَ اَنْ يُنَزِّلَ عَلَيْنَا مَٓائِدَةً مِنَ السَّمَٓاءِۜ قَالَ اتَّقُوا اللّٰهَ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ ﴿ ١١٢ ﴾ قَالُوا نُر۪يدُ اَنْ نَأْكُلَ مِنْهَا وَتَطْمَئِنَّ قُلُوبُنَا وَنَعْلَمَ اَنْ قَدْ صَدَقْتَنَا وَنَكُونَ عَلَيْهَا مِنَ الشَّاهِد۪ينَ ﴿ ١١٣ ﴾

سُورَةُالْمَائِدَةِ  ١٢٥ 
الجزء ٧
Mâide Sûresi  125 
Cüz  7

109  (Unutmayın) o günü ki; Allâh peygamberleri toplar da: “(Elçilik görevinizi ümmetlerinize ulaştırdığınızda) ne ile cevaplandınız?” buyurur, onlar da: “(Bize verdikleri cevaplarında samimi olup olmadıkları hususunda ve bizden sonra neler yaptıklarına dair, Senin ilmine nazaran) bizim için hiçbir bilgi yoktur! Şüphesiz bütün gaybları hakkıyla bilen Sensin, ancak Sen!” derler.
Birçok âyet-i kerîmede peygamberlerin, ümmetleri hakkında şâhitlik yapacakları belirtilmişken, burada onların, bir şey bilmediklerini ifade edip ilmi Allâh-u Te`âlâ’ya havale etmeleri, onların ümmetlerine şahitlik yapmayacakları anlamına gelmez. Nitekim ibni Abbâs, Süddî, Hasen ve Zeyd ibni Eslem (Radıyallâhu anhüm) gibi bir cemaatin beyanına göre; “Kıyamet şiddetleri görülmeye başlandığında insanların kalpleri âdetâ yerlerinden sökülüp kopacağından, bu dehşet hâlini müşâhede eden peygamberlerin akılları başlarından gidecek, bu sebeple onlar birçok şeyi unutarak bu sözü söyleyecekler, korkuları kaybolup akılları başlarına geldiğinde ise ümmetleri hakkında şahitlik yapmaya başlayacaklardır!” (Taberî, No: 12990-91, 5/125; Süyûtî, ed-Dürru’l-mensûr: 3/327) Aralarında çelişki var olduğu sanılan bu gibi bazı âyet-i kerîmeler hakkında ibni Abbâs (Radıyallâhu anhümâ)`nın pek önemli açıklamaları için bakınız: Rûhu’l-Furkan: 8/256-260

110  (Habîbim!) Allâh’ın buyurmuş olduğu o za manı (düşün) ki: “Ey Meryem oğlu Îsâ! Senin ve an nenin üzerinde bulunan nimet(ler) imi hatırla! Hani seni o mukaddes ruh(a sahip olan Cebrâîl (Aleyhisselâm)) ile desteklemiştim de, sen (mucize ola rak) beşikte de, (tebliğ vazifeni yerine getireceğin) ye tişkin (çağına ulaşmış) iken de (eşit şekilde, kâmil bir akıl ve ifade gücüne sahip olarak) insanlarla konuşu yordun. Hani sana yazıyı/(geçmiş peygamberlere ait) kitab(lar)ı/, (dosdoğru ve hikmetli söz söylemek, he lâl ve haram bilgisi ve gizli ilimlere derinlemesine vukû fiyet gibi) hikmet(ler)i, Tevrât ve İncîl’i (vasıtasız olarak) öğretmiştim! Hani sen Benim iznimle çamur dan kuş şekline benzer bir şeyi şekillendiriyor, son ra içine üflüyordun da o, Benim iznim (ve dilemem)le (canlı) bir kuş oluveriyordu. Anadan doğma körü ve alacalıyı da Benim iznim (ve kolayetmem)le iyileştiriyordun! Hani sen Benim iznimle ölüleri (kabir lerinden diri olarak) çıkarıyordun. Hani sen kendile rine açık deliller getirdiğinde, içlerinden o (mucize lere inanmayıp) kâfir(liklerinde dâim) olmuş kimse ler: ‘İşte bu (gösterdiklerin), apaçık bir büyüden baş kası değildir!’ de(yip, seni öldürmeye yelten)mişti de, Ben İsrâîloğullarını senden engelle(mek üzere seni göğe yükselt)miştim (de onları bu arzularına ulaştır mamıştım)!

111  Hani (senin seçkin adamların olan) havârîlere: ‘Bana ve peygamberime iman edin!’ diye (ilham yo luyla) vahyetmiştim de, onlar: ‘Biz iman ettik, Sen de şahit ol ki biz gerçekten (kendisini Allâh’a teslim eden) Müslüman kimseleriz!’ demişlerdi.”

112  Vaktâ ki havârîler: “Ey Meryem oğlu Îsâ! Üzerimize gökten bir sofra indirmeye Rabbin güç yetirebilir mi?” demiş(ler)di. O da: “(Mucizeler belirdiği halde özel istekte bulun ma hususunda) Allâh’tan hakkıy la sakının! Eğer (Allâh’ın üstün gücüne ve benim peygamberliğimin doğruluğuna) inanıcı kimseler olduysanız (böyle uygunsuz taleplerden sakınmalısınız)!” demişti.
Havârîlerin bu istekleri, Allâh-u Te’â lâ’nın kudreti ve Îsâ (Aleyhisselâm)`ın sadâkati hususunda bir nevi şüphe içinde oldukları anlamına gelmez. Ancak bu, İbrâhîm (Aleyhisselâm)ın, kalbi mutmain olsun diye Allâh-u Te’âlâ’dan ölüleri nasıl dirilteceğini kendisine göstermesini talep etmesi gibi değerlendirilmelidir. Zira bu tür mûcizeleri müşâhedenin kalpte bir yatış ma meydana getireceği inkâr edilemez. Zaten bir sonraki âyet-i kerîmedeki sözlerinde geçen: “Kalplerimiz mutmain olsun diye bunu istiyoruz!” ifadesi, bu görüşün doğruluğunun bir ifadesidir.

113  Onlar: “(Biz bunu inadına istemiyoruz. Ancak) biz istiyoruz ki (teberrüken) ondan yiyelimde (gay ben inandığımızı gözümüzle de görerek) kalplerimiz iyice yatışsın ve senin (peygamberlik iddianda ve dua larımızın kabul olduğu hususunda) bize gerçekten doğ ru söylemiş olduğunu (delillerle bildikten sonra, şimdi ayan beyan) bilelim, bir de bu (gördüğümüz mucizeye, dolayısıyla Allâh’ın birliğine ve senin hak peygamber olduğu)na(, diğer görmeyenler nezdinde) şahitlik edelerden/( uzaktan haber duyanlardan değil de, gözle) görenlerden/ olalım!” demişlerdi.

Mâide Sûresi  125 
Cüz  7
cihanyamaneren