HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْمَائِدَةِ  ١٢٦ 
الجزء ٧

قَالَ ع۪يسَى ابْنُ مَرْيَمَ اللّٰهُمَّ رَبَّنَٓا اَنْزِلْ عَلَيْنَا مَٓائِدَةً مِنَ السَّمَٓاءِ تَكُونُ لَنَا ع۪يدًا لِاَوَّلِنَا وَاٰخِرِنَا وَاٰيَةً مِنْكَۚ وَارْزُقْنَا وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّازِق۪ينَ ﴿ ١١٤ ﴾ قَالَ اللّٰهُ اِنّ۪ي مُنَزِّلُهَا عَلَيْكُمْۚ فَمَنْ يَكْفُرْ بَعْدُ مِنْكُمْ فَاِنّ۪ٓي اُعَذِّبُهُ عَذَابًا لَٓا اُعَذِّبُهُٓ اَحَدًا مِنَ الْعَالَم۪ينَ۟ ﴿ ١١٥ ﴾ وَاِذْ قَالَ اللّٰهُ يَا ع۪يسَى ابْنَ مَرْيَمَ ءَاَنْتَ قُلْتَ لِلنَّاسِ اتَّخِذُون۪ي وَاُمِّيَ اِلٰهَيْنِ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ قَالَ سُبْحَانَكَ مَا يَكُونُ ل۪ٓي اَنْ اَقُولَ مَا لَيْسَ ل۪ي بِحَقٍّۜ اِنْ كُنْتُ قُلْتُهُ فَقَدْ عَلِمْتَهُۜ تَعْلَمُ مَا ف۪ي نَفْس۪ي وَلَٓا اَعْلَمُ مَا ف۪ي نَفْسِكَۜ اِنَّكَ اَنْتَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ ﴿ ١١٦ ﴾ مَا قُلْتُ لَهُمْ اِلَّا مَٓا اَمَرْتَن۪ي بِه۪ٓ اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ رَبّ۪ي وَرَبَّكُمْۚ وَكُنْتُ عَلَيْهِمْ شَه۪يدًا مَا دُمْتُ ف۪يهِمْۚ فَلَمَّا تَوَفَّيْتَن۪ي كُنْتَ اَنْتَ الرَّق۪يبَ عَلَيْهِمْۜ وَاَنْتَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يدٌ ﴿ ١١٧ ﴾ اِنْ تُعَذِّبْهُمْ فَاِنَّهُمْ عِبَادُكَۚ وَاِنْ تَغْفِرْ لَهُمْ فَاِنَّكَ اَنْتَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ﴿ ١١٨ ﴾ قَالَ اللّٰهُ هٰذَا يَوْمُ يَنْفَعُ الصَّادِق۪ينَ صِدْقُهُمْۜ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَدًاۜ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُۜ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ ﴿ ١١٩ ﴾ لِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا ف۪يهِنَّۜ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ﴿ ١٢٠ ﴾

سُورَةُالْمَائِدَةِ  ١٢٦ 
الجزء ٧
Mâide Sûresi  126 
Cüz  7

114  Meryem oğlu Îsâ (onların niyetinin doğru ol duğunu anlayınca, Allâh-u Te`âlâ’ya müracaat ederek): “Ey Allâh! Ey Rabbimiz! Üzerimize gökten bir sofra indir ki, (onun indiği gün) bizim için, hem öncekile rimiz, hem sonrakilerimiz için bir bayram ve (Senin kudretine, benim nübüvvetime dair) Senden (gelen) bir âyet (ve mucize) olsun ve Sen (katından özel bir nimetle) bizi rızıklandır. (Rızıkları yaratan ve karşılıksız veren sadece Sen olduğun için) rızık verenlerin en hayırlısı ancak Sensin!” dedi.

115  (Îsâ (Aleyhisselâm)`ın bu duası üzerine) Allâh: “Şüphesiz ki Ben (bu isteğinize icâbeten) onu üzerinize indiriciyim! Artık içinizden her kim bu (sofraya ulaşması)n dan sonra kâfir olursa, gerçekten de Ben ona öyle bir azap ile azap edeceğim ki âlemlerden hiçbirine onunla azap etmeyeceğim!” buyurdu.
İmam-ı Mücâhid gibi birtakım âlimler, sofra indikten sonra inkâr edecek olanların azâba düşeceklerini işi ten kimselerin, istiğfar ederek bu isteklerinden vazgeç tiklerini, dolayısıyla böyle bir sofranın inmediğini söylemişlerse de, müfessirlerin cumhûruna göre bu sofra indirilmiştir. Çünkü Allâh-u Te`âlâ: “Şüphesiz Ben onu sizin üzerinize indireceğim!” buyurmuştur ki bu ifade-i celile, herhangi bir şarta bağlı olmaksızın o sofranın mutlaka indirileceği hususunda ilâhî bir vaad olduğundan, cumhûrun görüşü kabule şâyân görülmüştür. Sofranın indiriliş kıssası için bakınız: Rûhu’l- Furkan: 8/308-315

116  (Habîbim!) Hani Allâh buyurmuştu ki: “Ey Meryem oğlu Îsâ! ‘Allâh’ı bırakıp da beni ve annemi iki ilâh edinin!’ diye insanlara sen mi dedin?” O da demişti ki: “(Ortağın olmaktan) tenzîh Sana! Benim için bir hak olmayan şeyi söylemem asla bana yakışmaz. Eğer ben onu söylemiş olduysam, zaten şüphesiz ki Sen onu bilmişsindir. (Çünkü) Sen benim içimde olan(malûmât)ı bilir sin, bense Senin Zât’ında olan (sonsuz ve gizli malu mat)ı bilemem. Bütün (gizli ve) gaybları hakkıyla bilen, şüphe siz ki Sensin, ancak Sen!

117  Ben onlara: ‘Benim de Rabbim, sizin de Rab biniz olan Allâh’a ibadet edin!’ diye Senin bana kendisini (söylememi) emretmiş olduğun şeyden başkasını söylemedim. İçlerinde bulunduğum sürece ben kendileri üze rine bir şahit (ve gözcü) idim. Fakat Sen beni (göklere kaldırarak içlerinden) tamamen alınca, onlar üzerine (tam manasıyla gözcü ve koruyucu olan) Rakîb sadece Sen oldun. Zaten Sen (bizim sözlerimiz ve işlerimiz dâ hil) her şeye (hakkıyla şahitlikte bulunan bir) Şehîd’sin.

118  Eğer sen o (kâfir olarak ölecek ola)nlara azap edersen, şüphesiz onlar Senin kullarındır! (Böyley ken Senden başkasına taptıkları için bu azâbı hak etmiş olurlar ve Senin gibi mutlak bir Mâlik’e, Kendi mülkünde yaptığı şeyden dolayı itiraz edilemez.) Şayet onlar(dan şirki bırakıp iman edecek olanlar)ı bağış layacak olursan, muhakkak (isteği engellene meyecek bir izzete sahip olan) Azîz de, (boş yere azap etmeyecek hikmete sahip olan) Hakîm de Sensin an cak Sen!”

119  (Bunun üzerine) Allâh buyurdu ki: “İşte bu (kıyâmet günü), (başta tevhid olmak üzere, peygamber lerin tebliğ ettikleri itikat ve amelle ilgili tüm mesele lerde, kendilerinden istendiği şekilde) sadâkat gös ter(meye devam ed)enlere doğruluklarının fayda vereceği gündür! İçerisinde sonsuza kadar dâim kalacakları pek değerli cennetler onlara âittir ki, (köşklerinin ve ağaç larının) altlarından sürekli ırmaklar akmaktadır! Allâh onlar(ın kabule şâyân çalışmaların) dan râzı olmuştur. Onlar da O’n(un bol mükâfatın)dan hoş nut kalmışlardır. İşte bu (şekilde cennete girip cehennemden uzak tutulmak, dünyadaki geçici kurtuluşlara nazaran) pek büyük bir kurtuluştur.”

120  Göklerin, yerin ve onlar içerisinde bulu nanların mülkû (saltanat ve hükümrânlığı) sadece Allâh’a aittir.O (yaratmak, yok etmek, vermek ve engellemek dâhil) her şeye (hakkıyla gücü yeten bir) Kadîr’dir. (Artık Îsâ ve Meryem gibi âciz yaratıkların böyle bir Zât’a eş ve ortak olmaları nasıl düşünülebilir?)

Mâide Sûresi  126 
Cüz  7
cihanyamaneren