HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْاَنْعَامِ  ١٢٧ 
الجزء ٧

سُورَةُالْاَنْعَامِ
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَجَعَلَ الظُّلُمَاتِ وَالنُّورَۜ ثُمَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ ﴿ ١ ﴾ هُوَ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ مِنْ ط۪ينٍ ثُمَّ قَضٰٓى اَجَلًاۜ وَاَجَلٌ مُسَمًّى عِنْدَهُ ثُمَّ اَنْتُمْ تَمْتَرُونَ ﴿ ٢ ﴾ وَهُوَ اللّٰهُ فِي السَّمٰوَاتِ وَفِي الْاَرْضِۜ يَعْلَمُ سِرَّكُمْ وَجَهْرَكُمْ وَيَعْلَمُ مَا تَكْسِبُونَ ﴿ ٣ ﴾ وَمَا تَأْت۪يهِمْ مِنْ اٰيَةٍ مِنْ اٰيَاتِ رَبِّهِمْ اِلَّا كَانُوا عَنْهَا مُعْرِض۪ينَ ﴿ ٤ ﴾ فَقَدْ كَذَّبُوا بِالْحَقِّ لَمَّا جَٓاءَهُمْۜ فَسَوْفَ يَأْت۪يهِمْ اَنْبٰٓؤُ۬ا مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ ﴿ ٥ ﴾ اَلَمْ يَرَوْا كَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ قَرْنٍ مَكَّنَّاهُمْ فِي الْاَرْضِ مَا لَمْ نُمَكِّنْ لَكُمْ وَاَرْسَلْنَا السَّمَٓاءَ عَلَيْهِمْ مِدْرَارًاۖ وَجَعَلْنَا الْاَنْهَارَ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهِمْ فَاَهْلَكْنَاهُمْ بِذُنُوبِهِمْ وَاَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قَرْنًا اٰخَر۪ينَ ﴿ ٦ ﴾ وَلَوْ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ كِتَابًا ف۪ي قِرْطَاسٍ فَلَمَسُوهُ بِاَيْد۪يهِمْ لَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُب۪ينٌ ﴿ ٧ ﴾ وَقَالُوا لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ مَلَكٌۜ وَلَوْ اَنْزَلْنَا مَلَكًا لَقُضِيَ الْاَمْرُ ثُمَّ لَا يُنْظَرُونَ ﴿ ٨ ﴾

سُورَةُالْاَنْعَامِ  ١٢٧ 
الجزء ٧
En`âm Sûresi  127 
Cüz  7

ALTINCI SÛRE-İ CELİLE
el-En`âm
SÛRE-İ CELîLESİ

Mekkî (Mekke-i Mükerreme döneminde inmiş)dir. 165 ayettir.
Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle!

1  (Kullar hamdetse de, etmese de,) bütün hamdler O Allâh’a mahsustur ki; gökleri ve yeri yaratmıştır, karanlıkları ve nuru var etmiştir. (Bunca âyet ve mucizeleri gördükten) sonra o kâfir olanlar hâlâ (O’nun yaratıklarından bir kısmını) Rablerine denk tutuyorlar.
Allâh-u Te’âlâ gökleri ve yerleri yarattığını beyan etmekle, her şeyin yegâne yaratıcısı olduğunu da açıklamış olmaktadır. Göğün tabakaları zatları itibarıyla farklı olup, yerin tabakalarının tamamı ise toprak olduğundan, gökler cemî, yer ise müfret olarak zikredilmiştir. Burada zikredilen “Karanlıklar” ve “Nur”; kâfirlik ve iman, cehennem ve cennet, cehalet ve ilim, cisimler ve ruhlar gibi farklı manalarla tefsir edilmişse de, İmam-ı Süddî (Rahimehullâh)`ın açıkladığı; “Gecenin karanlıkları” ve “Gündüzün ışığı” manası, gök ve yerle birlikte zikredilmelerine daha uygun düşmektedir.

2  Ancak O’dur O Zat ki; sizi(n babanız olan Âdem’i) çamurdan yaratmaya başlamıştır, sonra da (ne zaman öleceğinize dâir) bir ecele hükmetmiştir. (Kıyâmetin ne zaman kopacağı, ölmeniz ve dirilmeniz arasındaki müddetin ne kadar olacağıyla alâkalı) belirlenen bir ecel ise, sadece O (Allâh-u Sübhânehû) nun nezdinde (bilinmekte)dir. Sonra siz hâlâ (dirilme hususunda) şüphe etmektesiniz!
Âyet-i kerîmede çamurdan yaratıldığı beyan edilen zât aslında Âdem (Aleyhisselâm) olmakla beraber, bütün insanlık onun neslinden geldiği için âyet-i celîlede hitap genelleştirilmiştir. Gerçi her bir insan yaratılırken, rahimle görevli olan meleğin, o şahsın gömüleceği toprağını alarak suyunu onunla yoğurduğuna dâir ibni Mesûd (Radıyallâhu anh)`dan gelen rivayete göre; bütün insanlar topraktan yaratılmaktadır. (Kurtubî: 6/363; Süyûtî, ed-Dürru’l-mensûr: 3/327) Âyet-i celîlenin zâhirî ifadesinden anlaşıldığına göre; her insan için iki ecel bulunmaktadır; bunlardan birincisi ölüm eceli, ikincisi kıyâmetin ecelidir ki buna göre mana: “Allâh-u Te`âlâ sizin ölümünüz için bir ecel takdir etmiş fakat kıyâmetin ne zaman kopacağını size bildirmemiştir!” şeklinde olur. Gerçi ölüm eceli de tam manasıyla bilinemezse de, emarelerinin belirmesi ile bir de mutad yaş haddi itibara alınarak tahmin edilebilir. Fakat kıyâmetin vaktine dâir bilgi ancak Allâh-u Te`âlâ’ya mahsustur. Bu konuda farklı yorumlar için bakınız: Rûhu’l-Furkan: 8/410-413

3  O, göklerde de yerde de (ibadet olunmaya lâyık olan) Allâh’tır. Gizlinizi de, açığınızı da bilmektedir (hayırdan ve şerden) kazanmakta olduğunuz şeyle ri de bilmektedir(, bu yanılmaz ilmine göre de herkese karşılığını verecektir).

4  O (müşrik ola)nlara Rablerinin (dü şünülüp ibret alınması gereken delil ve) âyetlerinden herhangi bir âyet geldikçe, mutlaka ondan yüz çevir(ip, itibar et mey)ici kimseler olmuşlardır.

5  Gerçekten de onlar kendilerine geldiği anda o hakk (olan Kur’ân)ı yalanlamışlardır . Fakat ken disiyle alay etmekte bulunmuş oldukları o şeyin (dehşet verici) haberleri yakında onlara gelecektir (ki bu, dünyada İslâm zuhûr edip belâya uğradıkları vakit, âhirette ise cehennem azâbına düştükleri zaman gerçekleşecektir).

6  Onlar kendilerinden önce (yaşamış olan Âd ve Semûd gibi) nice toplumları helâk ettiğimizi görme diler mi ki, Biz yer(yüzün)de (kuvvet ve âletler bakı mından) sizin için sağlamadığımız nice geniş imkân ları onlara imkân olarak vermiştik, göğü(n barındır dığı bulut ve yağmuru) üzerlerine bolca salıvermiştik, ırmakları da (evlerinin) altlarından akar kılmış tık? Sonra Biz onları günahları sebebiyle helâk etmiştik de, onların ardından diğer toplumları var etmiştik.

7  (Habîbim!) Eğer Biz (müşriklerin, nüzûlün şahit olmadıkları Kur’ân-ı Ke rîm hakkında ileri geri konuşa mamaları için) kâğıt içinde bir yazıyı (onların da göre ceği bir şekilde) senin üzerine indirseydik de, ona el leriyle dokun(arak inkâr etme imkânı bulama)salardı, elbette o kâfir olmuş kimseler (yine de inatlarından dolayı): “İşte bu, âşikâre bir büyüden başkası değildir!” der(ler)di.

8  O (Müşrik ola)nlar (Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`i inkâr etmek için): “Onun üzerine (bizim de görebileceğimiz) bir me lek indirilseydi ya!” dediler. Eğer Biz (onların bu isteğini yerine getirmek üzere) bir melek indirecek olsaydık, elbette (onu da inkâr edecekleri için ) o (helâk edilme)(leri) bitirilmiş olurdu, sonra da (tevbe etmeleri için, göz kırpacak kadar bile) mühlet verilmezlerdi.

En`âm Sûresi  127 
Cüz  7
cihanyamaneren