HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْاَنْعَامِ  ١٢٨ 
الجزء ٧

وَلَوْ جَعَلْنَاهُ مَلَكًا لَجَعَلْنَاهُ رَجُلًا وَلَلَبَسْنَا عَلَيْهِمْ مَا يَلْبِسُونَ ﴿ ٩ ﴾ وَلَقَدِ اسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِنْ قَبْلِكَ فَحَاقَ بِالَّذ۪ينَ سَخِرُوا مِنْهُمْ مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟ ﴿ ١٠ ﴾ قُلْ س۪يرُوا فِي الْاَرْضِ ثُمَّ انْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ ﴿ ١١ ﴾ قُلْ لِمَنْ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ قُلْ لِلّٰهِۜ كَتَبَ عَلٰى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَۜ لَيَجْمَعَنَّكُمْ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ لَا رَيْبَ ف۪يهِۜ اَلَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ ﴿ ١٢ ﴾ وَلَهُ مَا سَكَنَ فِي الَّيْلِ وَالنَّهَارِۜ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ ﴿ ١٣ ﴾ قُلْ اَغَيْرَ اللّٰهِ اَتَّخِذُ وَلِيًّا فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَهُوَ يُطْعِمُ وَلَا يُطْعَمُۜ قُلْ اِنّ۪ٓي اُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ اَوَّلَ مَنْ اَسْلَمَ وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ ﴿ ١٤ ﴾ قُلْ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اِنْ عَصَيْتُ رَبّ۪ي عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ ﴿ ١٥ ﴾ مَنْ يُصْرَفْ عَنْهُ يَوْمَئِذٍ فَقَدْ رَحِمَهُۜ وَذٰلِكَ الْفَوْزُ الْمُب۪ينُ ﴿ ١٦ ﴾ وَاِنْ يَمْسَسْكَ اللّٰهُ بِضُرٍّ فَلَا كَاشِفَ لَهُٓ اِلَّا هُوَۜ وَاِنْ يَمْسَسْكَ بِخَيْرٍ فَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ﴿ ١٧ ﴾ وَهُوَ الْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِه۪ۜ وَهُوَ الْحَك۪يمُ الْخَب۪يرُ ﴿ ١٨ ﴾

سُورَةُالْاَنْعَامِ  ١٢٨ 
الجزء ٧
En`âm Sûresi  128 
Cüz  7

9  Eğer Biz (onların, kendilerine melek cinsi bir peygamber gönderilme taleplerini yerine getirmek üzere) onu bir melek yapacak olsaydık, (beşerin gü cü meleği görmeye dayanamayacağından, Cibrîl (Aleyhisselâm)ı bir insan suretinde gönderdiğimiz gibi) elbette onu bir adam (suretinde) yapacaktık ve (peygamberin insandan olması konusunda kendi kendile rine) karıştırmış oldukları o şeyi Biz yine onlara mutlaka karışık kılacaktık. (Böy lece onlar Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e inanmadıkları gibi, insan şeklinde gelecek melek için de: “Bu ancak bizim gibi bir adamdır!” deyip inanmayacaklardı.)

10  (Habîbim!) Andolsun ki; senden evvel (gön derilen) nice değerli rasûllerle de gerçekten istihza edilmişti. Fakat kendisiyle dalga geçmekte bulun muş oldukları o şey(in azâbı), o alay etmiş olan kim seleri çepeçevre kuşatıvermişti.

11  (Habîbim!) De ki: “Yer(yüzün)de yürüyü(p gezi)n de, sonra bakın ki; o (peygamberleri) yalan layıcıların âkıbeti nasıl olmuştur?!”

12  (Habîbim! O inkârcılara) de ki: “Göklerde ve yerde bulunanlar (yaratılmak ve mülkiyet bakımın dan) kime âittir?” (Kimse yaratıklardan hiçbir zerreyi Allâh’tan başkasına nispet etme imkânı bulamayaca ğından dolayı cevabın ittifakla belli olduğuna dikkat çekmek için) de ki: “Allâh’a aittir!” O, (kullarına acımayı ve) rahmeti (fazl-u keremiyle kesin bir söz olarak) Zât’ına (vacip kılmış ve bu hükmü Arş’ın üstünde bulunan bir kitapta) yazmıştır. (Bu yüzden inkârcıların cezasını acele vermez, tevbe etme leri durumunda ise kendilerini bağışlar.) Andolsun ki; elbette O, kendisi(nin geleceği) nde hiçbir şüphe bulunmayan kıyâmet gününde sizi toplayacaktır. O kimseler ki, (aslî fıtratları olan İslâm kabiliyetlerini ve akl-ı selimlerini iptal edip sermaye lerini zâyi ederek) kendilerini zarara uğratmışlar dır; işte onlar bu sebeple iman etmezler. (Çünkü imandan kaçınıp kâfirlikte ısrarcı olmanın en büyük nedenlerinden biri, duyulara ve evhâma uyarak tak litçiliğe daldırmak suretiyle aklı iptal edip, fikri iğfal etmektir.)

13  Gecede ve gündüzde barınmış olan/gece ve gündüzde sâkin duran (ve hareket eden)/ her şey ancak O (Allâh-u Azîmüşşâ)na aittir! (Her duyu lanı hakkıyla işiten) Semî` de, (her bilineni gerçek ma nada bilen) Alîm de ancak O’dur! (Bu yüzden gece ve gündüzün kapladığı hiçbir şey Allâh-u Te’âlâ’ya gizli kalmaz!)

14  (Habîbim!) De ki: “Göklerin ve yerin yoktan yaratıcısı olan, Kendisi (bütün yaratıkları) yedirdiği halde, (yemekten münezzeh olduğu için) yedirilme yen O Allâh’tan başkasını mı (tapınılacak) bir dost edineyim?” (Ey Nebiyy-i zîşânım!) De ki: “Gerçekten ben (bu ümmetten) İslâm’a girmiş olanların ilki olmamla emrolundum!” Bir de (bana): “Sakın ha! Şirk koşanlardan olma yasın!” (diye vahyolundu.)

15  (Rasûlüm!) De ki: “Şüphesiz ben (de sizin gibi) Rabbime isyan edecek olursam, o (şiddeti) pek büyük olan günün azâbından korkarım! (O halde benim size uymamı beklemeyin!)

16  İşte o gün o (azap) kimden döndürülürse, muhakkak ki O (Allâh-u Te`âlâ) o (azaptan kurtar dığı kulu)na (en büyük bir acımayla) rahmet etmiştir. İşte bu (İlâhî rahmete mazhar olmak), apaçık bir kurtuluştur.

17  (Ey insan!) Eğer Allâh sana (hastalık ve fakir lik gibi) bir zarar dokunduracak olursa, Kendisin den başka onu açacak hiçbir kimse yoktur! Ama eğer sana (sağlık ve zenginlik gibi) bir hayır dokunduracak olursa, tabi ki O (o nimeti koruyup sende sürekli kılmak, dilediğinde de elinden almak dâhil) her şeye (hakkıyla gücü yeten bir) Kadîr’dir.

18  Kullarının fevkınde (eşsiz bir güç, gâlibiyet ve tasarrufa sahip olup, her istediğine ulaşan ve diğer lerinin muradına ermesine mani olacak şekilde muk tedir ve) Kahir (olan) ancak O’dur! (Bütün hüküm ve yönetimlerinde hikmet ve isabet sahibi olan) Ha kîm de, (kullarının gizli hallerinden ve İlâhî kahra müstehak olanlardan hakkıyla haberdâr olan) Habîr de yine ancak O’dur!

En`âm Sûresi  128 
Cüz  7
cihanyamaneren