HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْاَنْعَامِ  ١٣٧ 
الجزء ٧

اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَلَمْ يَلْبِسُٓوا ا۪يمَانَهُمْ بِظُلْمٍ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمُ الْاَمْنُ وَهُمْ مُهْتَدُونَ۟ ﴿ ٨٢ ﴾ وَتِلْكَ حُجَّتُنَٓا اٰتَيْنَاهَٓا اِبْرٰه۪يمَ عَلٰى قَوْمِه۪ۜ نَرْفَعُ دَرَجَاتٍ مَنْ نَشَٓاءُۜ اِنَّ رَبَّكَ حَك۪يمٌ عَل۪يمٌ ﴿ ٨٣ ﴾ وَوَهَبْنَا لَهُٓ اِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَۜ كُلًّا هَدَيْنَاۚ وَنُوحًا هَدَيْنَا مِنْ قَبْلُ وَمِنْ ذُرِّيَّتِه۪ دَاوُ۫دَ وَسُلَيْمٰنَ وَاَيُّوبَ وَيُوسُفَ وَمُوسٰى وَهٰرُونَۜ وَكَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَۙ ﴿ ٨٤ ﴾ وَزَكَرِيَّا وَيَحْيٰى وَع۪يسٰى وَاِلْيَاسَۜ كُلٌّ مِنَ الصَّالِح۪ينَۙ ﴿ ٨٥ ﴾ وَاِسْمٰع۪يلَ وَالْيَسَعَ وَيُونُسَ وَلُوطًاۜ وَكُلًّا فَضَّلْنَا عَلَى الْعَالَم۪ينَۙ ﴿ ٨٦ ﴾ وَمِنْ اٰبَٓائِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ وَاِخْوَانِهِمْۚ وَاجْتَبَيْنَاهُمْ وَهَدَيْنَاهُمْ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ ﴿ ٨٧ ﴾ ذٰلِكَ هُدَى اللّٰهِ يَهْد۪ي بِه۪ مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ۜ وَلَوْ اَشْرَكُوا لَحَبِطَ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ﴿ ٨٨ ﴾ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّةَۚ فَاِنْ يَكْفُرْ بِهَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ فَقَدْ وَكَّلْنَا بِهَا قَوْمًا لَيْسُوا بِهَا بِكَافِر۪ينَ ﴿ ٨٩ ﴾ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ هَدَى اللّٰهُ فَبِهُدٰيهُمُ اقْتَدِهْۜ قُلْ لَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْرًاۜ اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٰى لِلْعَالَم۪ينَ۟ ﴿ ٩٠ ﴾

سُورَةُالْاَنْعَامِ  ١٣٧ 
الجزء ٧
En`âm Sûresi  137 
Cüz  7

82  O kimseler ki (inanılması gereken hakikatlere) iman etmişlerdir ve (müşriklerin yaptığı gibi) imanlarını bir zulüm (ve şirk)le karıştırmamışlardır; işte onlar ki, (korktuklarından) güvence ancak onlara aittir ve (ancak) onlar hidâyete eren kimselerdir.
Ehl-i Sünnet ulemâsına göre; Allâh-u Te`âlâ azaptan emniyet kazandıracak olan imanda zulmün bulunmamasını şart koşmuştur. İman diye adlandırılan şeyin bir parçası da, zulmü ve masiyeti terk etmek olsaydı, Allâh-u Te`âlâ’nın imanın peşine bu kaydı getirmesi manasız olurdu. Demek ki burada zikredilen zulüm, herhangi bir günah olmayıp, Lokmân Sûresi`nin 13. âyet-i kerîmesinde en büyük zulüm olduğu belirtilen şirk ve kâfirliktir. Nitekim, Abdullah ibni Mesûd (Radıyallâhu anh) şöyle anlatmıştır: “İman edenler ve imanlarını herhangi bir zulümle karıştırmayanlar” âyet-i kerîmesi inince bu, Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in ashâbına çok zor geldi. Bunun üzerine onlar: “Yâ Rasûlallâh! Hangimiz nefsine zulmetmedi ki!” dediklerinde Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “Bu, o (sizin anladığınız gibi günah manasında) değildir! Bu ancak şirktir! Lokmân’ın, oğluna vaaz ederken söylemiş olduğu: ‘Ey oğulcağızım! Allâh’a ortak koşma! Şüphesiz ki şirk elbette en büyük zulümdür!’ sözünü duymadınız mı?” buyurdu. (Buhârî, Enbiya: 42, No: 3246, 3/1262; Müslim, İman: 56, No: 124, 1/114)

83  İşte bu (şekilde münazara yapma usûlü), Bizim huccet (ve delil)imizdi ki, onu kavmine karşı İbrâhîm’e vermiştik. Dilediğimizi (ilim de ve hik mette üstün) derecelere yükseltiriz. Şüphesiz senin Rabbin (dilediğini üstün kılma, istediğini de alçaltma hususunda hikmet sahibi olan bir) Hakîm’dir, (kimin neye lâyık olduğunu çok iyi bilen bir) Alîm’dir.

84  Biz, ona (İbrâhîm (Aleyhisselâm)`a oğul olarak) İshâk’ı ve (torun olarak) Ya’kûb’u bağışladık. Her birini de (dosdoğru yola ve nübüvvete) hidayet ettik. Ondan önce de (atası) Nûh’u hidayet etmiştik. Onun (Nuh (Aleyhisselâm)ın) zürriyetinden; Dâvûd’u, Süleymân’ı, Eyyûb’u, Yûsuf’u, Mûsâ’yı ve Hârûn’u da (peygamberlik nimetine mazhar kılmıştık)! İşte (iyi amellerde bulunan) o muhsinleri böyle mükâfatlandır maktayız (ve onları İbrâhîm (Aleyhisselâm)`a verdiğimiz gibi yüksek de recelere nâi liyet, çok evlât ve içlerinde peygamberler tayin etme nimetlerine mazhariyete benzer faziletlere muvaffak kılmaktayız).

85  Zekeriyyâ’yı, Yahyâ’yı, Îsâ’yı ve İlyâs’ı da (doğ ruya ve hidâyete muvaffak kılmıştık). Hepsi de (gerekenleri yapmak ve lüzumsuz şeyler den sakınmak gibi salâh mertebesinin gerektirdiği fa zîletlerde kemâle ermiş) salih kimselerdendi.

86  İsmâ`îl’i, Elyesa’ı, Yûnus’u ve Lût’u da (hakka ve nübüvvete irşad etmiştik). Hepsini de o (kendi dönemlerindeki) âlemler üzerine (nübüvvet ve risâletle seçkin ve) fazîletli kılmıştık.

87  Onların babalarından, zürriyetlerinden ve kardeşlerinden bir kısmını da (üstün meziyetlere mazhar kılmıştık). Kendilerini (peygamberlik ma ka mına) seçmiştik ve onları dosdoğru bir (istikamet olan peygamber atalarının) yol(un)a kavuşturmuştuk.

88  İşte bu, Allâh’ın hi dâye tidir ki, kullarından dilediğini ona eriştirir. (Peygam berlik gibi yüksek mertebele rine rağmen) onlar bile (farz-ı muhal herhangi bir şeyi Al lâh’a) ortak koşacak olsalardı, (başkaları gibi onların) yapmakta bulunmuş olduk ları (iyi) şeyler(in sevabı da) elbette kendilerinden uzaklaşıp boşa giderdi.

89  İşte onlar, öyle (değerli) kimselerdir ki; kendilerine kitap, (ince ilimler, hak üzere) hüküm (ve rebilme melekesi) ve peygamberlik vermişizdir. İşte bu (Mekke ehlinden müşrik ola)nlar o (kitap ları, peygamberleri ve doğru kanu)nları inkâr ediyor larsa, gerçekten Biz onlar(ı korumay) a öyle değerli bir toplumu (Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in ashâbını ve kıyâmete kadar ona ina nıp uyanları) vekil etmişizdir ki, onlar bunları asla inkâr edici kimseler değillerdir.

90  İşte onlar, Allâh’ın hi dâyete erdirdiği kimselerin ta kendileridir. Öyleyse sen de onların hidâyetine uy! (Onlara ittibâ ettiğini göstermek üzere ümmetine şunu da) de ki: “Ben (de önceki peygamberler gibi tebliğ ettiğim) bu (dîne ve Kur’â)na karşı sizden bir ücret istemiyorum. O (Kur’ân-ı Kerîm’i tebliğimin gayesi) tüm âlemler için ancak bir öğüttür.”

En`âm Sûresi  137 
Cüz  7
cihanyamaneren