HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْاَنْعَامِ  ١٤١ 
الجزء ٨

وَلَوْ اَنَّنَا نَزَّلْنَٓا اِلَيْهِمُ الْمَلٰٓئِكَةَ وَكَلَّمَهُمُ الْمَوْتٰى وَحَشَرْنَا عَلَيْهِمْ كُلَّ شَيْءٍ قُبُلًا مَا كَانُوا لِيُؤْمِنُٓوا اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ اللّٰهُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ يَجْهَلُونَ ﴿ ١١١ ﴾ وَكَذٰلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِيٍّ عَدُوًّا شَيَاط۪ينَ الْاِنْسِ وَالْجِنِّ يُوح۪ي بَعْضُهُمْ اِلٰى بَعْضٍ زُخْرُفَ الْقَوْلِ غُرُورًاۜ وَلَوْ شَٓاءَ رَبُّكَ مَا فَعَلُوهُ فَذَرْهُمْ وَمَا يَفْتَرُونَ ﴿ ١١٢ ﴾ وَلِتَصْغٰٓى اِلَيْهِ اَفْـِٔدَةُ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ وَلِيَرْضَوْهُ وَلِيَقْتَرِفُوا مَا هُمْ مُقْتَرِفُونَ ﴿ ١١٣ ﴾ اَفَغَيْرَ اللّٰهِ اَبْتَغ۪ي حَكَمًا وَهُوَ الَّذ۪ٓي اَنْزَلَ اِلَيْكُمُ الْكِتَابَ مُفَصَّلًاۜ وَالَّذ۪ينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْلَمُونَ اَنَّهُ مُنَزَّلٌ مِنْ رَبِّكَ بِالْحَقِّ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَر۪ينَ ﴿ ١١٤ ﴾ وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ صِدْقًا وَعَدْلًاۜ لَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِه۪ۚ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ ﴿ ١١٥ ﴾ وَاِنْ تُطِعْ اَكْثَرَ مَنْ فِي الْاَرْضِ يُضِلُّوكَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِۜ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّ وَاِنْ هُمْ اِلَّا يَخْرُصُونَ ﴿ ١١٦ ﴾ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ مَنْ يَضِلُّ عَنْ سَب۪يلِه۪ۚ وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَد۪ينَ ﴿ ١١٧ ﴾ فَكُلُوا مِمَّا ذُكِرَ اسْمُ اللّٰهِ عَلَيْهِ اِنْ كُنْتُمْ بِاٰيَاتِه۪ مُؤْمِن۪ينَ ﴿ ١١٨ ﴾

سُورَةُالْاَنْعَامِ  ١٤١ 
الجزء ٨
En`âm Sûresi  141 
Cüz  8

111  Gerçekten de Biz (onların istediği gibi) onlara melekleri indirseydik, (babalarının diriltilmesi yönündeki isteklerini yerine getirmek üzere) ölüler(i) de (diriltseydik ve onlar senin doğruluğun hakkında) ken dileriyle konuşsaydı ve (uyarılarımızın doğruluğuna delâlet eden) her şeyi karşılarına kefil olarak/yüz yüze/ toplasaydık, Allâh’ın dilemesi dışında onlar iman edecek değillerdi. Lâkin onların çoğu (her is tekleri yerine gelse de, irâdelerini inanma yönünde sarf etmedikleri için imana muvaffak kılınmayacaklarını) bilmezler (onun için mucize görmeleri durumunda iman edeceklerine dâir yemin ederler).
Bu âyet-i kerîme Kur’ân’la alay eden Velîd ibni Muğîre ve Âs ibni Vâil gibi birtakım azılı kâfirler hakkında inmiştir ki onlar, birtakım müşriklerle birlikte Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e gelerek: “Bize melekleri göster de onlar senin peygamberliğine şâhitlik etsinler; bize kırk meleğin taşıdığı bir kitabı gökten indir; bazı ölülerimizi dirilt ki senin anlattıklarının hak mı bâtıl mı ol duğunu onlara, soralım; Allâh’a dua et ki, dürüst iki ihtiyar olan Kusayy ibni Kilâb ve Ced`an ibni Amr’ı diriltsin de onlar senin nübüvvetine şâhit olsunlar, bir de iddiânın doğruluğuna kefil olmak üzere Allâh’ı ve melekleri karşımıza getir!” dediler. İşte bunun üzerine Allâh-u Te`âlâ bu âyet-i kerîmeyi inzâl ederek: “İnanmak ancak benim dilememle meydana gelir, yoksa onların sandığı gibi, isterlerse inanmak, dilediklerinde inanmamak onların elinde değildir!” buyurdu. İlâhî meşîet hakkında Ehl-i Sünnet ulemâsının görüşleri için bakınız: Rûhu’l-Furkan: 11/174-181

112  İşte böylece Biz her peygamber için, insan ve cin şey tan ların(dan bir kısmın)ı birer düş man yaptık ki, onların bir kısmı bir aldatma olsun diye yaldızlı (vesveselerle süsledikleri bâtıl) sözü di ğer bir kısma gizlice söyler. Rabbin (onların iman edeceklerini ezelde bilseydi de inanmalarını) dile seydi onlar bunu(n gibi telkin, süsleme ve aldatma ları) yapamazlardı. Artık onları (Allâh’a ve sana karşı) uydurmakta oldukları şeylerle birlikte bırak! (Neticede Allâh sana yardım edecek, onları da cezalandıracaktır.)

113  Tâ ki âhirete inanmamakta olan o kimse lerin gönülleri o (şeytanların telkin ettiği sözlerin yaldızı)na meyletsin de onu beğensinler ve onlar kazanıcı oldukları (kötü) şeyleri işleyedursunlar (diye her peygambere bir düşman musallat ettik)!

114  (Habîbim! Onlara de ki:) “ Şimdi ben (aramızda kimin haklı, kimin haksız olduğuna karar vermesi için) Allâh’tan başka bir hakem arar mıyım? Hâlbuki o (Kur’ân gibi mûcizeliği âşikâr olan bir) kitabı (bütün karışıklıkları ortadan kaldıracak nite likte ve kendisinde hak ile bâtıl) tamamen açıklan mış bir şekilde size indirmiş olan ancak O (Allâh-u Sübhânehû)dur.” Kendilerine (Tevrât ve İncîl) kitap(larını) vermiş olduğumuz o (Abdullah ibni Selâm ve arkadaşları gibi âlim) kimseler bilmektedirler ki, gerçekten o (Kur’ân), sana Rabbinden hak(ka dayalı hikmetli gâ yeler) ile indirilmiş olan bir şeydir. Öyleyse sakın ha sen (Ehl-i Kitap içerisinde bu hakikati ikrar etme yenlerin de bu gerçeği kesinlikle bildiği hususunda) şüphe edicilerden olmayasın!

115  Rabbinin kelimesi (haberleri ve vaatlerinde ki) doğruluk yönünden ve (hükümlerindeki) adâlet bakımından (zirveye ulaşarak) tamamlanmıştır. O’nun kelimelerini (daha doğ ru ve düzgünüyle) / O’nun (sadece Kur’ân’ı koruyacağına dâir teminatı bu lunduğundan, Kur’ân’ın) kelimelerini / O’nun (kaza ve kaderle ilgili hükümlerini ifade eden) kelimelerini/ değiştirebilecek (hiçbir kuvvet) yoktur. (Herkesin ne dediğini hakkıyla işiten) Semî` de, (ki min neyi ne niyetle yaptığını hakkıyla bilen) Alîm de ancak O’dur!

116  (Habîbim!) Yer(yüzün)de olanların ekserîsin(i teşkil eden kâfir ve câhiller)e (faraza) itaat ede cek olursan, seni(n gibi bir zâtı bile) Allâh’ın yolun dan saptırırlar. Onlar (bu sapık yolları izlerken, o yolların kurucusu olan atalarının doğruluğu hakkında) zandan (ve tahminden) başka bir şeye uymuyorlar ve onlar (Allâh-u Te`âlâ’ya ortak ve çocuk isnat eder ken) ancak yalan söylüyorlar.

117  Şüphesiz senin Rabbin, Kendi yolundan sapıtmakta olanı en iyi bilen ancak O’dur! Hidâyete erenleri hakkıyla bilen de ancak O’dur!

118  (Size: “Allâh’ın öldürdüğü leşi yemiyorsunuz, ama kendi öldürdüğünüzü yiyorsunuz!” diyen müşriklere uymayı bırakın da,) üzerine (besmele çekilip) Allâh’ın adı anılmış ola(rak kesilen hayva)ndan yiyin! Eğer siz O’nun âyetlerine inanıcı kimseler olduysanız (böyle yapmanız gerekir, zira iman, Allâh’ın helâl kıldıklarını serbest görüp, yasaklarından sakınmayı gerektirir).

En`âm Sûresi  141 
Cüz  8
cihanyamaneren