HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْاَنْعَامِ  ١٤٢ 
الجزء ٨

وَمَا لَكُمْ اَلَّا تَأْكُلُوا مِمَّا ذُكِرَ اسْمُ اللّٰهِ عَلَيْهِ وَقَدْ فَصَّلَ لَكُمْ مَا حَرَّمَ عَلَيْكُمْ اِلَّا مَا اضْطُرِرْتُمْ اِلَيْهِۜ وَاِنَّ كَث۪يرًا لَيُضِلُّونَ بِاَهْوَٓائِهِمْ بِغَيْرِ عِلْمٍۜ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِالْمُعْتَد۪ينَ ﴿ ١١٩ ﴾ وَذَرُوا ظَاهِرَ الْاِثْمِ وَبَاطِنَهُۜ اِنَّ الَّذ۪ينَ يَكْسِبُونَ الْاِثْمَ سَيُجْزَوْنَ بِمَا كَانُوا يَقْتَرِفُونَ ﴿ ١٢٠ ﴾ وَلَا تَأْكُلُوا مِمَّا لَمْ يُذْكَرِ اسْمُ اللّٰهِ عَلَيْهِ وَاِنَّهُ لَفِسْقٌۜ وَاِنَّ الشَّيَاط۪ينَ لَيُوحُونَ اِلٰٓى اَوْلِيَٓائِهِمْ لِيُجَادِلُوكُمْۚ وَاِنْ اَطَعْتُمُوهُمْ اِنَّكُمْ لَمُشْرِكُونَ۟ ﴿ ١٢١ ﴾ اَوَمَنْ كَانَ مَيْتًا فَاَحْيَيْنَاهُ وَجَعَلْنَا لَهُ نُورًا يَمْش۪ي بِه۪ فِي النَّاسِ كَمَنْ مَثَلُهُ فِي الظُّلُمَاتِ لَيْسَ بِخَارِجٍ مِنْهَاۜ كَذٰلِكَ زُيِّنَ لِلْكَافِر۪ينَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ﴿ ١٢٢ ﴾ وَكَذٰلِكَ جَعَلْنَا ف۪ي كُلِّ قَرْيَةٍ اَكَابِرَ مُجْرِم۪يهَا لِيَمْكُرُوا ف۪يهَاۜ وَمَا يَمْكُرُونَ اِلَّا بِاَنْفُسِهِمْ وَمَا يَشْعُرُونَ ﴿ ١٢٣ ﴾ وَاِذَا جَٓاءَتْهُمْ اٰيَةٌ قَالُوا لَنْ نُؤْمِنَ حَتّٰى نُؤْتٰى مِثْلَ مَٓا اُو۫تِيَ رُسُلُ اللّٰهِۜ اَللّٰهُ اَعْلَمُ حَيْثُ يَجْعَلُ رِسَالَتَهُۜ سَيُص۪يبُ الَّذ۪ينَ اَجْرَمُوا صَغَارٌ عِنْدَ اللّٰهِ وَعَذَابٌ شَد۪يدٌ بِمَا كَانُوا يَمْكُرُونَ ﴿ ١٢٤ ﴾

سُورَةُالْاَنْعَامِ  ١٤٢ 
الجزء ٨
En`âm Sûresi  142 
Cüz  8

119  Ne oldu size de üzerine Allâh’ın adı anılmış olan şeylerden yemiyorsunuz? Hâlbuki O (Allâh-u Te’âlâ), kendisin(i yemey) e mecbur bırakıldığınız şeyler dışında, üzerinize neler (yemey)i haram etmiş olduğunu gerçekten size tafsilatlı bir şekilde açıklamıştır. Şüphesiz ki (onlardan) birçoğu (istediklerini helâl, dilediklerini haram kılarak) elbette kendi (asılsız is tekleri ve) kötü arzuları sebebiyle ilimsizce (ne bir şerî`ate ne de kesin bilgi ifade eden bir delile dayanmak sızın insanları) saptırmaktadırlar. Gerçekten senin Rabbin, haddi aşan o kişileri en iyi bilen ancak O’dur!

120  Günahın açık olanını da gizli kalanını da (uzuvlarla yapılanını da, kalple işleneni de) bırakın! Gerçekten o kimseler ki günah kazanmaktadırlar; çok yakında onlar kazanmakta bulunmuş oldukları o (kötü) şeyler sebebiyle cezalandırılacaklardır.

121  (Kesimi esnasında) üzerine Allâh’ın ismi anılmaya(n hayva)ndan yemeyin! Şüphesiz kibu (besmeleyi kasten terk etmeniz ve böyle bir eti yeme niz), elbette (Allâh’a itaatten çıkış anlamında) bir fâsıklıktır. Muhakkak ki şeytanlar (“Kendi öldürdüğü nüzü yiyorsunuz da, Allâh’ın öldürdüğü lâşeyi yemiyor sunuz!” diyerek) sizinle çekişmeleri için elbette (müşrik) dostlarına vesvese vermektedirler. Eğer siz (Allâh’ın yasaklarını helâl sayma hususunda) onlara itaat ede cek olursanız, gerçekten siz elbette (onlar gibi) müşrik kimselersiniz.

122  O kimse ki (kâfirlik döneminde) ölü (gibi) biriyken Biz (iman nasip ederek) onu diriltmişiz ve ona (yakînî) bir (iman) nur(u) vermişizdir ki, o onunla birlikte insanlar arasında (güvenli ve aydınlatıcı bir şekilde) dolaşmaktadır. (Böyle biri) hiç o kimseye benzer mi ki, onun durumu; (kâfirlik, cehâlet ve basîret körlüğü gibi türlü türlü) öyle büyük karanlıklar içerisinde (bocalayıp kalmış kişinin hali gibi) dir ki, o onların içinden asla çıkacak biri değildir. İşte (müminlere iman güzel gösterildiği gibi ) yapmakta bulunmuş oldukları (kötü) şeyler (de, yaratılmak itibarıyla Allâh tarafından, sebep olma yönünden ise şeytan tarafından) böylece kâfirlere süslü gösterilmiştir.
Âyet-i kerîme belli kimselerin İslâm’a giriş kıssalarıyla alâkalı olarak nâzil olmuştur. Nitekim ibni Abbâs (Radıyallâhu anhü mâ)dan rivayete göre; ölüyken diriltilen ve kendisine nur verilen zat Hazret-i Hamza, karanlıklar içerisinde kalan ise Ebû Cehil’dir. Şöyle ki bir kere Ebû Cehil Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in üzerine tezek atmıştı. Hamza (Radıyallâhu anh) ise henüz o vakit iman etmemişti, kız kardeşi Safiyye’nin câriyesi avdan dönerken onun yoluna çıkarak: “Ebû Cehil, yeğeninin başına toprak döktü, gübre attı ve ayağıyla omzuna bastı!” deyince, Hamza (Radıyallâhu anh) kızgın bir halde onu aramaya başladı. Onu bir topluluk arasında görür görmez başına vurmak için yayını kaldırdığında, o: “Muhammed’in neler yaptığını görmüyor musun? Bizim akıllarımızı beğenmez oldu, ilâhlarımıza sövdü ve atalarımıza karşı geldi!” deyince, Hamza (Radıyallâhu anh): “Sizden beyinsiz kim var? Allâh’ı bırakıp taşlara tapıyorsunuz!” diyerek kelime-i şehâdet getirdi. İşte bunun üzerine bu âyet-i celîle nâzil oldu. (Vâhidî, No: 450, Sh: 227) Zeyd ibni Eslem (Radıyallâhu anh)`dan rivayete göre âyet-i kerîme, Hazret-i Ömer ile Ebû Cehil hakkında nâzil olmuştur, İkrime (Radıyallâhu anh) ın beyanına göre ise, Ammâr ibni Yâsir (Radıyallâhu anhümâ) ile Ebû Cehil hakkında inmiştir. Hamza, Ömer ve Ammâr (Radıyallâhu anhüm) un İslâm’a giriş kıssalarının tafsilatı için bakınız: Rû hu’l-Furkan: 11/318-325

123  İşte (Mekke’nin kodamanlarını müşriklerden yaptığımız gibi) her karyede (de) oranın gü nahkâr ve mücrimlerini böylece (lider konumun daki) ekâbir (takımından) yaptık ki, onlar orada hilekârlık yapsınlar! Oysa (bu kişilerin, Allâh’ın elçilerine karşı yaptıkları oyunların vebâli ancak kendilerine döneceği için) onlar kendilerinden başkasına hile yapmış olmazlar, ama (bunun da) farkına varmazlar.

124  O (Kureyş’den kâfir ola)nlara (mucize cinsinden olsun Kur’ân’dan olsun) bir âyet geldiği zaman: “Allâh’ın peygamberlerine verilmiş olan (peygamberlik ve vahiy gibi) şeylerin bir benzeri bize de verilinceye kadar (bu âyete) asla inanmayacağız!” derler. Risâlet (ve elçiliğ)ini emanet edeceği yeri hakkıyla bilen ancak Allâh’tır. O (şirk koşma gibi en büyük) suç(u) işlemiş olan kimselere, (dünyada) yapmakta bulunmuş oldukları hilekârlık sebebiyle yakında (kıyâmet günü) Allâh nezdinde çok büyük bir alçaklık ve pek şiddetli bir azap isâbet edecektir.

En`âm Sûresi  142 
Cüz  8
cihanyamaneren