HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْاَنْعَامِ  ١٤٤ 
الجزء ٨

وَلِكُلٍّ دَرَجَاتٌ مِمَّا عَمِلُواۜ وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ ﴿ ١٣٢ ﴾ وَرَبُّكَ الْغَنِيُّ ذُو الرَّحْمَةِۜ اِنْ يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَسْتَخْلِفْ مِنْ بَعْدِكُمْ مَا يَشَٓاءُ كَمَٓا اَنْشَاَكُمْ مِنْ ذُرِّيَّةِ قَوْمٍ اٰخَر۪ينَۜ ﴿ ١٣٣ ﴾ اِنَّ مَا تُوعَدُونَ لَاٰتٍۙ وَمَٓا اَنْتُمْ بِمُعْجِز۪ينَ ﴿ ١٣٤ ﴾ قُلْ يَا قَوْمِ اعْمَلُوا عَلٰى مَكَانَتِكُمْ اِنّ۪ي عَامِلٌۚ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَۙ مَنْ تَكُونُ لَهُ عَاقِبَةُ الدَّارِۜ اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ ﴿ ١٣٥ ﴾ وَجَعَلُوا لِلّٰهِ مِمَّا ذَرَاَ مِنَ الْحَرْثِ وَالْاَنْعَامِ نَص۪يبًا فَقَالُوا هٰذَا لِلّٰهِ بِزَعْمِهِمْ وَهٰذَا لِشُرَكَٓائِنَاۚ فَمَا كَانَ لِشُرَكَٓائِهِمْ فَلَا يَصِلُ اِلَى اللّٰهِۚ وَمَا كَانَ لِلّٰهِ فَهُوَ يَصِلُ اِلٰى شُرَكَٓائِهِمْۜ سَٓاءَ مَا يَحْكُمُونَ ﴿ ١٣٦ ﴾ وَكَذٰلِكَ زَيَّنَ لِكَث۪يرٍ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ قَتْلَ اَوْلَادِهِمْ شُرَكَٓاؤُ۬هُمْ لِيُرْدُوهُمْ وَلِيَلْبِسُوا عَلَيْهِمْ د۪ينَهُمْۜ وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ مَا فَعَلُوهُ فَذَرْهُمْ وَمَا يَفْتَرُونَ ﴿ ١٣٧ ﴾

سُورَةُالْاَنْعَامِ  ١٤٤ 
الجزء ٨
En`âm Sûresi  144 
Cüz  8

132  (Mükelleflerden) her biri için, (iyi-kötü tüm) yapmış oldukları şeylerden dolayı (cehennemde ve cennette elde edecekleri derekeler ve) dereceler vardır. Senin Rabbin onların yapmakta oldukları şeylerden asla gâfil (ve habersiz) değildir.
Birçok müfessire göre bu umûmî ifade, cinlerin de dâhil olduğu mükelleflerin tümünü içine almaktadır. Bu âyet-i kerîme, insanlar ve cinlerle ilgili âyetlerin aka binde zikredildiği için, İmam-ı Ebû Yusuf ve İmam-ı Muhammed (Rahimehumellâh) cinlerin de, ibadetleriyle sevap kazanacaklarına dâir bunu delil göstermişlerdir. Zira Kur’ân ve sünnette geçen ifadeler umûmîdir. Bu görüşe göre “Dereceler” tâbiri hayra da şerre de müsait olur ki, buna göre mana: “Cin ve insan topluluklarından hayır veya şer yapan her bir kimse için ameli nispetinde Allâh-u Te`âlâ’nın kendisini ulaştıracağı bir mertebe ve menzil vardır ki, yapılan iş iyi ise karşılık da iyi; şer ise cezası da şer olacaktır.” demektir. Ama burada hayır şerre gâlip kılınarak “Dereceler” tâbiriyle yetinilmiştir. Zira dünyada işledikleri iyilikler hasebince cennet ehlinin üstün mertebeleri farklı olabileceği gibi, işlemiş oldukları kötülükler nispetinde cehennem ehlinin azap ları da noksanlık ve artışa müsâit olacaktır. Bu farklılık birlikte anlatılmak istendiğinde cennet ehlinin sıfatı öne çıkarılarak “Derece” tabiri kullanılmıştır. (İbni Kesîr, Ebussuûd, Mâverdî)

133  (Kullarından ve ibadetlerinden son derece müs tağnî ve) Ğaniyy (olduğu halde, sırf onların menfaati için kendilerine dînî yükümlülükler arz eden) ve (bu vazifeleri ihmal etmelerine rağmen onlara mühlet ve ren O) rahmet sahibi ancak senin Rabbindir! (Ey zâlimler ve âsîler!) O dilerse sizi (ortadan kaldı rıp) giderir ve sizi (Nûh (Aley hisselâm) ın gemisinde kur tuluşa e ren) başka başka bir topluluğun zürriyetin den peydâ ettiği gibi, ardınızdan da (itaatkâr kullar dan) dilediklerini yerinize geçirir.

134  Şüphesiz vaad olunmakta bulunduğunuz (diriltilme, muhasebeye çekilme, sevap ve azâba kavuş ma gibi kıyâmet halleriyle alâkalı) şeyler elbette (mey dana) gelicidir. Ve siz (bunları vaad eden Rabbinizi, hakkınızda yapmak istediği şeylerden) asla âciz bıra kıcı kimseler değilsiniz.

135  (Habîbim! Müşrikleri tehdit mâhiyetinde) de ki: “Ey kavmim! Siz (kâfirlik ve bana karşı düşmanlık hususunda) olanca gücünüz/konumunuz/ üzere ça lış(ıp çabalay)ın! Şüphesiz ben de (İslâm’da sebat ve size karşı direnişte olanca gücümle) çalışıcıyım! O (dünya) yurdun(un güzel) âkı betini(n elde edi leceği yer olan cenneti)n kime ait olacağını yakında muhakkak bileceksiniz. Şu bir gerçek ki; o (şirk gibi en büyük zulmü işlemiş olan) zâlimler (bir zaman için rahat etseler de, netice de) felâh bulmayacak (ve mesut-bahtiyâr olmaya cak)tır.”

136  O (müşrik ola)nlar O (Allâh-u Sübhânehû) nun meydana çıkarmış olduğu ekinlerle davarlardan bir kısmını Allâh’a ait bir nasip olarak belirledi ler de, o asılsız zanlarınca: “İşte bu (özel vasıflara hâiz bulunan ekinlerle hay vanlar), Allâh’a mahsustur (bu yüzden sadece misafir ağırlama ve fakirlere yardım gibi O’nun yolunda sayıla bilecek amaçlarla kullanılabilir), işte bu(nlar) da or taklarımız (olan putlar)a aittir (ki, onlar da ilâhları mızın hizmetçilerinin istifadesine terkedilmiştir)!” dediler. Artık hangi şey ki ortaklarına ait bulunmuştur, işte o (Allâh’ın emrettiği şekilde fakirlere ve misafirlere ikram edilmediği için) Allâh’a ulaşmaz. Ama hangi şey ki Allâh’a ait bulunmuştur, işte o, (putların bakımına ve bakıcılarına harcandığı için, Allâh’a) ortak (koştuk)ları (putları) na ulaşır. (Putları Allâh’a tercih ederek ve gayr-i meşru kanun lar tayin ederek) hükmedegeldikleri bu şeyler ne kötü olmuştur!

137  İşte ortakları (olan şeytanları ve put bakıcıları, hayvanların taksiminde) böylece (yaldızlama yaptıkları gibi, kız) çocuklarını öldürmeyi de müşrik lerden birçoğuna hoş göstermiştir. Tâ ki onları (az dırıp) helâk etsinler ve (İsmâ`îl (Aleyhisselâm)dan kalma gerçek) dinlerini onlara karmakarışık etsinler! Allâh (onların iman edeceklerini ezelde bilseydi de inanmalarını) dileseydi onlar bunu(n gibi kötü telkin ve süslemeleri) yapamazlardı. Artık onları (Allâh adı na) uydurmakta oldukları şeylerle birlikte bırak!

En`âm Sûresi  144 
Cüz  8
cihanyamaneren