HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْاَنْعَامِ  ١٤٧ 
الجزء ٨

فَاِنْ كَذَّبُوكَ فَقُلْ رَبُّكُمْ ذُو رَحْمَةٍ وَاسِعَةٍۚ وَلَا يُرَدُّ بَأْسُهُ عَنِ الْقَوْمِ الْمُجْرِم۪ينَ ﴿ ١٤٧ ﴾ سَيَقُولُ الَّذ۪ينَ اَشْرَكُوا لَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ مَٓا اَشْرَكْنَا وَلَٓا اٰبَٓاؤُ۬نَا وَلَا حَرَّمْنَا مِنْ شَيْءٍۜ كَذٰلِكَ كَذَّبَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ حَتّٰى ذَاقُوا بَأْسَنَاۜ قُلْ هَلْ عِنْدَكُمْ مِنْ عِلْمٍ فَتُخْرِجُوهُ لَنَاۜ اِنْ تَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّ وَاِنْ اَنْتُمْ اِلَّا تَخْرُصُونَ ﴿ ١٤٨ ﴾ قُلْ فَلِلّٰهِ الْحُجَّةُ الْبَالِغَةُۚ فَلَوْ شَٓاءَ لَهَدٰيكُمْ اَجْمَع۪ينَ ﴿ ١٤٩ ﴾ قُلْ هَلُمَّ شُهَدَٓاءَكُمُ الَّذ۪ينَ يَشْهَدُونَ اَنَّ اللّٰهَ حَرَّمَ هٰذَاۚ فَاِنْ شَهِدُوا فَلَا تَشْهَدْ مَعَهُمْۚ وَلَا تَتَّبِعْ اَهْوَٓاءَ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَالَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ وَهُمْ بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ۟ ﴿ ١٥٠ ﴾ قُلْ تَعَالَوْا اَتْلُ مَا حَرَّمَ رَبُّكُمْ عَلَيْكُمْ اَلَّا تُشْرِكُوا بِه۪ شَيْـًٔاۜ وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًاۚ وَلَا تَقْتُلُٓوا اَوْلَادَكُمْ مِنْ اِمْلَاقٍۜ نَحْنُ نَرْزُقُكُمْ وَاِيَّاهُمْۚ وَلَا تَقْرَبُوا الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَۚ وَلَا تَقْتُلُوا النَّفْسَ الَّت۪ي حَرَّمَ اللّٰهُ اِلَّا بِالْحَقِّۜ ذٰلِكُمْ وَصّٰيكُمْ بِه۪ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ ﴿ ١٥١ ﴾

سُورَةُالْاَنْعَامِ  ١٤٧ 
الجزء ٨
En`âm Sûresi  147 
Cüz  8

147  (Habibim! Sana gönderdiğim bu vahiyler hususunda) eğer seni yalanlarlarsa, de ki: “Rabbiniz çok büyük ve pek geniş bir rahmet sahibidir. (Bu yüzden inkârlarınıza karşı size mühlet tanımakta ve cezanızı peşin göndermemektedir, ama buna aldanmayın.) O’nun çetin azâbı ise, (bir defa başa gelirse) o suçlular toplumundan (bir daha) geri çevrilemez.”

148  O şirk koşmuş olan kimseler (kendi yollarının meşrûiyetini ispat etmek için) yakında: “Allâh (bizim şirk koşmamamızı) dileseydi ne biz, ne de babalarımız ortak koşmazdık, (yasakladığımız) hiçbir şeyi de haram kılmazdık (demek Allâh bizim bu yaptıklarımızdan râzı ki, biz bunları yapabildik)!” diyecek(ler). İşte böylece (onlar seni yalanladıkları gibi) onlardan önce bulunan kimseler de (kendi peygamberlerini) yalanlamıştı da, nihâyet Bizim çetin azabımızı tatmışlardı. (Habîbim! Onlara) de ki: “Sizin nezdinizde (bu iddianızın doğruluğuna dâir) bir bilgi var mıdır ki, onu bize çıkar(ıp açıklay)asınız? (Bu husus ta) siz (hak adına bir şey ifade etmeyen tahmin ve) zan dan başka bir şeye uymuyorsunuz ve siz (Allâh’a karşı) ancak yalan uyduruyorsunuz.”

149  (Rasûlüm!) De ki: “O (gerçeği ispat hususunda zirveye) ulaşmış olan/(kendisine tutunanı hasmına karşı zafere) ulaştıran/ (delil ve) huccet(ler) sadece Allâh’a aittir. O dileseydi elbette sizi topluca hidâyet ederdi.”
Allâh-u Te`âlâ bu âyet-i kerîmede şöyle buyurmuş olmaktadır: “Allâh’ın dilemesini bahâne edip de, O’na karşı kimse bir delil getiremez. Çünkü O’nun bir şeyi dilemesi, ondan râzı olduğu anlamına gelmez. Evet O, yanılmayan ezelî ilmiyle, sizin irade ve kudretinizi şirk koşma yönünde kullanacağınızı bilmiş ve bu na göre hakkınızda şirki yaratmayı dilemiştir. Herkesi hidâyete mecbur etmek isteseydi elbette bunu yapabilirdi, ama o takdirde imtihan hikmeti boşa çıkmış olurdu. Fakat O sizin tümünüzün, hidâyeti kendi iradenizle tercih edeceğinizi ezelde bilip bunu dileseydi, elbette hepinizi hidâyete eriştirirdi. Lâkin bunu böyle bilmediğinden; aksine kiminin doğru yolu, kiminin de sapıklığı seçeceğini bildiğinden bir kavmin hidâyetini râzı olarak irade buyurdu, diğer bir kavmin sapıklığını ise, râzı olmadığı halde, imtihan hikmetine mebnî olarak diledi.” Bu âyet-i celilede görüldüğü üzere; müşrikler kendi gâvurluklarını, Allâh’ın irâdesine bağlayarak meşrûlaştırmak istemişlerdir ki, günümüzde de, müptelâ oldukları kötülükleri bu gibi sözlerle savunanlar mevcuttur. Allâh-u Te`âlâ’nın, istese tüm insanlarla cinleri, melekler gibi günaha meyilsiz olarak yarata bileceği hususu hepimizin inandığı bir şeydir. Ancak O’nun böyle dilemeyip, mükellefleri günah ve sevap kazanmaya kabiliyetli bir şekilde yarattığı, onlara cüz`î irade verdiği, Kendi küllî irade sini ise mecbur olmadığı halde, sırf imtihan olsun için onların arzuları doğrultusunda kullandığı da inkâr edilemeyecek bir ha kikattir. Dolayısıyla; Cebriyye gibi sapık fırkaların ve günümüz deki uzantılarının, Allâh-u Te`âlâ’nın iradesine suç atmalarının kabullenilecek bir tarafı bulunmamaktadır. Bu hususta doyurucu malûmât için bakınız: Rûhu’l-Furkan: 12/234-251

150  (Habîbim! Kendi kafalarından bazı şeyleri haram sayan o müşriklere) de ki: “Hay di getirin (de gö relim) o şahitlerinizi ki onlar, Allâh gerçekten işte bunları haram kılmıştır diye şâhitlik yapmaktadırlar!” Artık eğer onlar (kendileri gibi birtakım sahtekârları getirirler de onlar bu hususta) şahitlik yaparlarsa, (bu şahitlikleri asılsız olduğundan) sen onlarla birlikte şahitlikte bulunma (böylece kendilerini tasdik etmediğin gibi, sessiz kalarak onların doğruluğunu îmâ edecek bir tavır da takınma. Bilakis bu şahitliklerinin bozukluğunu kendilerine açıkla)! O kimselerin kötü arzularına asla uyma ki onlar Bizim âyetlerimizi yalanlamışlardır, bir de o kim se ler(in isteklerine uyma) ki âhirete inanmamaktadır lar, üstelik kendileri (putları) Rablerine denk tut maktadırlar!

151  (Habîbim! Kendi kafalarından ekinleri ve davar ları haram sayanlara) de ki: “Gelin, Rabbinizin size haram etmiş olduğu şeyleri okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın! Ana-babaya da (hiçbir kötülük barındırmayan) tam bir iyilikle (davranın)! Fakirlik (endişesi) yüzünden (kız) çocuklarınızı öldürmeyin! Sizi de onları da Biz rızıklandırmaktayız! (Zina ve livata gibi) fuhşiyâta; onlardan açık olana da, gizli kalana da (bulaşmak bir yana) yaklaşmayın! (Kısas, irtidâd ve recm gibi) hak(lı nedenler) ile olmadıkça, Allâh’ın (öldürülmesini) yasaklamış oldu ğu o (masum) canı öldürmeyin! İşte size! O (yüce Rabbiniz) bunları (korumanı zı) size kuvvetlice emir buyurmuştur. Tâ ki siz (bu hükümlerin Allâh katındaki büyüklüğünü iyice) anla yasınız!

En`âm Sûresi  147 
Cüz  8
cihanyamaneren