HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْاَنْعَامِ  ١٤٩ 
الجزء ٨

هَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّٓا اَنْ تَأْتِيَهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ اَوْ يَأْتِيَ رَبُّكَ اَوْ يَأْتِيَ بَعْضُ اٰيَاتِ رَبِّكَۜ يَوْمَ يَأْت۪ي بَعْضُ اٰيَاتِ رَبِّكَ لَا يَنْفَعُ نَفْسًا ا۪يمَانُهَا لَمْ تَكُنْ اٰمَنَتْ مِنْ قَبْلُ اَوْ كَسَبَتْ ف۪ٓي ا۪يمَانِهَا خَيْرًاۜ قُلِ انْتَظِرُٓوا اِنَّا مُنْتَظِرُونَ ﴿ ١٥٨ ﴾ اِنَّ الَّذ۪ينَ فَرَّقُوا د۪ينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعًا لَسْتَ مِنْهُمْ ف۪ي شَيْءٍۜ اِنَّمَٓا اَمْرُهُمْ اِلَى اللّٰهِ ثُمَّ يُنَبِّئُهُمْ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَ ﴿ ١٥٩ ﴾ مَنْ جَٓاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ عَشْرُ اَمْثَالِهَاۚ وَمَنْ جَٓاءَ بِالسَّيِّئَةِ فَلَا يُجْزٰٓى اِلَّا مِثْلَهَا وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ ﴿ ١٦٠ ﴾ قُلْ اِنَّن۪ي هَدٰين۪ي رَبّ۪ٓي اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍۚ د۪ينًا قِيَمًا مِلَّةَ اِبْرٰه۪يمَ حَن۪يفًاۚ وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ ﴿ ١٦١ ﴾ قُلْ اِنَّ صَلَات۪ي وَنُسُك۪ي وَمَحْيَايَ وَمَمَات۪ي لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ ﴿ ١٦٢ ﴾ لَا شَر۪يكَ لَهُۚ وَبِذٰلِكَ اُمِرْتُ وَاَنَا۬ اَوَّلُ الْمُسْلِم۪ينَ ﴿ ١٦٣ ﴾ قُلْ اَغَيْرَ اللّٰهِ اَبْغ۪ي رَبًّا وَهُوَ رَبُّ كُلِّ شَيْءٍۜ وَلَا تَكْسِبُ كُلُّ نَفْسٍ اِلَّا عَلَيْهَاۚ وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىۚ ثُمَّ اِلٰى رَبِّكُمْ مَرْجِعُكُمْ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ ف۪يهِ تَخْتَلِفُونَ ﴿ ١٦٤ ﴾ وَهُوَ الَّذ۪ي جَعَلَكُمْ خَلَٓائِفَ الْاَرْضِ وَرَفَعَ بَعْضَكُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَبْلُوَكُمْ ف۪ي مَٓا اٰتٰيكُمْۜ اِنَّ رَبَّكَ سَر۪يعُ الْعِقَابِۘ وَاِنَّهُ لَغَفُورٌ رَح۪يمٌ ﴿ ١٦٥ ﴾

سُورَةُالْاَنْعَامِ  ١٤٩ 
الجزء ٨
En`âm Sûresi  149 
Cüz  8

158  O (kâfir ola)nlar (ortaya koyduğumuz bunca delillerle sapık inançlarını iptal etmemize rağmen, hâlâ iman etmeyerek) ancak (ölüm ve azap) meleklerin(in, ruhlarını almak için) kendilerine gelmesini yahut Rabbinin(kıyâmet ve azap emrinin) gelişini, ya da (güneşin batıdan doğması, Deccâl’ın hurûcu ve Dâbbe tü’l-arz’ın çıkması gibi ) Rabbinin (kıyâmet) âyetlerin den bazısının (meydana ) gelmesini bekliyorlar. Rabbinin âyetlerinin biri (olan güneşin batıdan doğuş mucizesi meydana) geleceği gün, daha önce inanmış bulunmayan yahut imanında (ihlâs ve tevbe gibi) bir hayır kazanmış olmayan hiçbir şahsa (o günkü) iman (ve ihlâs)ı fayda vermeyecektir (çünkü o günkü iman, ihtiyârî bir inanma olmayıp, azaptan kurtulma beklentisinin getirdiği zoraki inanmadır)! (Habîbim! O müşriklere) de ki: “Siz (kâfirlikte ısrar ederek, kıyâmet alâmetlerinin gelişini) bekleyin (bakalım), şüphesiz biz de (bunlardan birinin başınıza gelmesini) bekleyicileriz!”
Bu âyet-i kerîme, kıyâmet öncesi vuku bulacak ve mükellefiyet mefhûmunu ortadan kaldıracak en yakın alametlerden bazısına değinmektedir ki, tafsilatlı bilgi için bakınız: Rûhu'l Furkan: 12/443-504

159  Şüphesiz o kimseler ki; (bazı meselelere inanıp diğerlerini inkâr ederek yahut inanç konularında ayrılığa düşerek) dinlerini parça parça etmişlerdir ve (bâtıl din veya mezhep uyduran) bir önder eşliğin de birleşen farklı fırkalar oluvermişlerdir, gerçek ten de sen onlar(ın tefrika sebeplerini araştırma ve azaplarına ortak olma sorumluluğun)dan dolayı (ken dine zarar verecek) hiçbir şeyde değilsin! Onların (ce zalandırılma) işi ancak Allâh’a (kalmış)dır. Sonra O, yapmakta bulunmuş oldukları şeyleri(n acısını on lara tattırarak, kötü amellerinin gerçek yüzünü) kendi lerine tam manasıyla haber verecektir.

160  Her kim (kelime-i tevhîd ve diğer salih ameller gibi) güzel bir iş (meydana) getirirse, (Allâh-u Te`âlâ’nın fazl-u keremi icabı) kendisi için onun on misli (sevap) vardır. Her kim de (şirk ve günahlar gibi) kötü bir şey (or taya) getirirse, o da (İlâhî adâlet gereği) onun mislin den başkasıyla cezalandırılmaz. O (iyilikleri ve kötülükleri yapa)nlar (sevapları ek siltilerek veya azapları artırılarak) zulme de uğratıl mazlar.

161  (Habîbim!) De ki: “Gerçekten ben, Rabbim beni hidâyet etmiştir dosdoğru bir yola; (dünya ve âhiret hayatını) ayakta tutan/(neshedilme ye cek şekil de sâbit olup) dimdik ayakta duran/ bir dine, (bâtıl ları bıra kıp bütünüyle hakka yönelmiş) bir hanîf olan İbrâhîm’in milletine ki o, (sizin gibi) müşriklerden olmamıştır!”

162  (Rasûlüm!) De ki: “Muhakkak benim namazım, (hac ve kurban gibi bütün) ibadet(ler)im, haya tım ve ölümüm(ü kaplayan tüm anlarda işlediğim ve işleyeceğim imanım ve bütün salih amellerim), tüm âlemlerin Rabbi olan Allâh’a mahsustur.

163  Kendisi için hiçbir ortak yoktur! (Ey muha tap!) İşte ben ancak bunun (ifâde ettiği ihlâs)la emrolundum ve ben (ümmetime nazaran) Müs lümanların ilkiyim!”

164  (Habîbim! Seni putlarına ibadete çağıran ve “Bizim yolumuza uy, günahlarını biz taşıyalım!” diyen o müşriklere) de ki: “O her şeyin Rabbi iken (O’nun dışındakiler ise, O’nun mahlûku ve merbûbu olmaları itibarıyla rablik vasfına hâiz değillerken), ben Allâh’tan başka bir Rab mi arayayım? (Günah işleyen) her nefis ancak kendi aleyhine kazanır. (Günah yükünü tut muş) hiçbir yüklenici bir diğerinin yükünü yüklene mez. (Ölüp diriltildikten) sonra dönüşünüz ancak (bütün işlerinizin yegâne Mâlik’i olan) Rabbinize ola caktır. O da size, hakkında ihtilaf etmekte bulun muş olduğunuz (dinî konularla alâkalı) şeyleri(n doğ rusuyla eğrisini) tamamen haber ver(mek üzere gereken muâmeleyi revâ gör)ecektir.”

165  (Ey insanlar!) Ancak O’dur O Zât ki; (asırbeasır ölenlerinizin yerine yenilerinizi getirerek) sizi ye rin halîfeleri yapmıştır/(dünyayı istediğiniz şekilde yönetme imkânı vererek) sizi yer(yüzünde Allâh-u Zü’l-celâl)in halîfeleri kılmıştır/ ve size vermiş olduğu (mal ve makam gibi) şeyler hakkında sizi imtihan (edenin muamelesine tâbi) etsin diye bir kısmınızı diğer bir kısmın fevkınde (itibar ve zenginlik) dere celer(in)e yükseltmiştir. Şüphesiz senin Rabbin, (nimetlerine nankörlükte bulunanlara karşı) azâbı çok çabuk olan bir Zât’tır. (Böylece O, dilediği anda istediği kimseye azâbı çarça buk gönderir. Zaten her gelecek yakın olduğundan, kâfirler azâba çabucak kavuşacaklardır.) Yine muhak kak ki O, (sahip olduğu nimetlerin haklarını gözeten lerin günahlarını) elbette (çokça bağışlayan bir) Ğa fûr’dur; (nimetlerin şükrünü îfâ edenlere ise ziyade siyle acıyan bir) Rahîm’dir.

En`âm Sûresi  149 
Cüz  8
cihanyamaneren