HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْبَقَرَةِ  ١٥ 
الجزء ١

وَاتَّبَعُوا مَا تَتْلُوا الشَّيَاط۪ينُ عَلٰى مُلْكِ سُلَيْمٰنَۚ وَمَا كَفَرَ سُلَيْمٰنُ وَلٰكِنَّ الشَّيَاط۪ينَ كَفَرُوا يُعَلِّمُونَ النَّاسَ السِّحْرَۗ وَمَٓا اُنْزِلَ عَلَى الْمَلَكَيْنِ بِبَابِلَ هَارُوتَ وَمَارُوتَۜ وَمَا يُعَلِّمَانِ مِنْ اَحَدٍ حَتّٰى يَقُولَٓا اِنَّمَا نَحْنُ فِتْنَةٌ فَلَا تَكْفُرْۜ فَيَتَعَلَّمُونَ مِنْهُمَا مَا يُفَرِّقُونَ بِه۪ بَيْنَ الْمَرْءِ وَزَوْجِه۪ۜ وَمَا هُمْ بِضَٓارّ۪ينَ بِه۪ مِنْ اَحَدٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِۜ وَيَتَعَلَّمُونَ مَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنْفَعُهُمْۜ وَلَقَدْ عَلِمُوا لَمَنِ اشْتَرٰيهُ مَا لَهُ فِي الْاٰخِرَةِ مِنْ خَلَاقٍ۠ وَلَبِئْسَ مَا شَرَوْا بِه۪ٓ اَنْفُسَهُمْۜ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ ﴿ ١٠٢ ﴾ وَلَوْ اَنَّهُمْ اٰمَنُوا وَاتَّقَوْا لَمَثُوبَةٌ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ خَيْرٌۜ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ۟ ﴿ ١٠٣ ﴾ يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَقُولُوا رَاعِنَا وَقُولُوا انْظُرْنَا وَاسْمَعُواۜ وَلِلْكَافِر۪ينَ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ﴿ ١٠٤ ﴾ مَا يَوَدُّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ وَلَا الْمُشْرِك۪ينَ اَنْ يُنَزَّلَ عَلَيْكُمْ مِنْ خَيْرٍ مِنْ رَبِّكُمْۜ وَاللّٰهُ يَخْتَصُّ بِرَحْمَتِه۪ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظ۪يمِ ﴿ ١٠٥ ﴾

سُورَةُالْبَقَرَةِ  ١٥ 
الجزء ١
Bakara Sûresi  15 
Cüz  1

102  O (Yahudi ola)nlar (Allâh-u Te`âlâ’nın kitabını arkalarına atıp) Süleymân’ın (hükümrânlığı dönemindeki) mülkünde şeytanların art arda okumakta oldukları (sihir ve büyü kitapları)na iyice uymuşturlar. Süleymân (büyüyle uğraşıp) kâfir olmamıştır velâkin şeytanlar (bu sihri ilim halinde derleyip, kötü yolda kullanarak) kâfir olmuşturlar ki, insanlara sihri ve Bâbil’deki iki meleğe; Hârût ile Mârut’a (sihir nâmına) indirilmiş olan şeyi öğretiyorlardı. Hâlbuki o ikisi (kendilerinden bu ilmi öğrenmek isteyenlere): “Biz ancak bir fitneyiz (ve imtihan vesilesiyiz). Öyleyse sen (bu büyüyü öğrenip, helâl olduğu inancıyla uygulayarak) kâfir olma!” demedikçe hiçbir kimseye (sihir namına bir şey) öğretmiyorlardı. Yine de o (insa)nlar kişiyle eşinin arasını kendisiyle ayıracakları (büyü gibi) şeyleri o ikisinden öğreniyorlardı. Oysa o (büyü yapa) nlar Allâh’ın izni olmaksızın, on(ca yaptıkları büyü ve efs)unla hiçbir kimseye asla zarar verici kişiler değildirler. Böylece o (tembihlere aldırış etmeyen insa) nlar kendilerine fayda vermeyecek, üstelik onlara zarar verecek şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun ki; elbette (bunu yapan Yahudiler şunu) kesinlikle bilmişlerdi ki, (Allâh’ın Kitabını bırakıp da) onu(n yasak ettiği büyüyü) kim satın almışsa, âhirette o kişi için elbette hiçbir nasip yoktur. Yemin olsun ki; karşılığında canlarını sattıkları o şey elbette ne kötü olmuştur! Eğer (büyüyü öğrenip uygulamanın fenalığını ve çarpılacakları cezanın gerçek yüzünü) bilmekte bulunmuş olsaydılar (, kesinlikle ondan vazgeçerlerdi)!
Ehl-i Sünnet ulemâsına göre sihir; gerçeği olmayan birtakım boş hayallerden ibaret olmayıp, diğer varlıklar gibi hakikati olan bir şeydir. Nitekim Allâh-u Te`âlâ kitabında bunu konu etmiş, öğrenilen ve öğretilen bir şey olduğundan bahsetmiş, yapılmasının helâl olduğuna inanılması durumunda kişiyi kâfir edeceğini ve kişiyle ailesinin arasını ayırabileceğini beyan etmiştir ki, varlığı sabit olmayan bâtıl şeylerin bu şekilde vasıflanması mümkün değildir. Ayrıca büyücüden başka kimsenin bilmediği, derlenmiş birtakım sözler konuşulduğunda yahut bazı cisimler bir araya getirildiğinde veya birtakım güçler birleştirildiğinde, Allâh-u Te’âlâ’nın dilemesi durumunda imtihan hikmetine binaen hârikulâde bazı şeyler yaratabileceği hususu, aklın reddedeceği bir şey değildir. Sahih hadîs-i şerîf de büyünün varlığını açıkça ortaya koymaktadır. Yalnız bilinmesi gereken; Allâh-u Te`âlâ’dan başka yaratıcı bulunmadığı, meydana gelen büyülerin ise, Allâh-u Te`âlâ’nın, dilediği kullarının eliyle icra ettiği bir kanunu olduğuve sihrin en büyük günâhlardan biri oluşudur. Ancak büyü yapmak, yapılan işin kendi kendine tesir ettiğine ya da helâl olduğuna inanılmadıkça, yapanı da yaptıranı da kâfir etmez! Ama Kur’ân-ı Kerîm’i kanla yazmak ve çöplük gibi pis yerlere atmak suretiyle yapılan sihirler elbette ki sahibini kâfir eder. (Hâzin; el-Felak Sûresi tefsiri! Geniş malûmât için bakınız: Rûhu’l-Furkân, ilgili âyet-i kerîme: 1/487-492)

103  Eğer onlar (Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e ve Kur’ân-ı Kerîm’e) gerçekten inanmış olsalardı ve (Allâh’ın kitabını bırakıp, büyücülükle uğraşmak gibi günâhlardan) hakkıyla sakınmış bulunsalardı, elbette Allâh katından (kendilerine ulaşacak) azıcık bir sevap (bile sonsuz olduğu için, büyüyle kazandıkları fâni yararlardan) daha iyi (olacak) idi. Keşke onlar bilmekte olsaydılar!

104  Ey iman etmiş olan kimseler! (Peygamberimin nasihatlerini dinlerken, iyice anlama isteğiyle sözlerini tekrarlatmak için, sizce: “Bizi gözet!” anlamına gelen, fakat Yahudilerin dilinde sövüp sayma gibi uygunsuz manalara çekilebilen) “Râ’inâ!” (sözünü) demeyin; (Yahudilere fırsat vermemek için bunun yerine, sadece: “Bizi gözet!” anlamına gelip, onların dilinde kötü manaya çekilemeyen:) “Unzurnâ!” (kelimesini) deyin ve (onun sözlerini iyi) dinleyin (ki, sözünü tekrarlatmaya lüzum kalmasın)! Çok acı verici büyük bir azap(, her fırsatta Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e hakarete yeltenen) o kâfirler içindir.

105  O kâfir olmuş kimseler; ne ehl-i kitap, ne de müşrikler, Rabbinizden sizin üzerinize hiçbir hayrın (ve vahyin) indirilmesini istemez(ler). Allâh ise, dilediğini rahmetiyle seçkin kılar. Rahmetini dilediğine tahsis eder. (Dolayısıyla peygamberlik gibi yüce bir rahmete ancak O’nun seçtiği kimseler erişebilir.) Allâh büyük fazl(u kerem) sahibidir. (Bu yüzden Muhammed (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e vahiy ve nübüvvet lutfetmiştir.)

Bakara Sûresi  15 
Cüz  1
cihanyamaneren