HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْاَعْرَافِ  ١٥٥ 
الجزء ٨

وَنَادٰٓى اَصْحَابُ الْجَنَّةِ اَصْحَابَ النَّارِ اَنْ قَدْ وَجَدْنَا مَا وَعَدَنَا رَبُّنَا حَقًّا فَهَلْ وَجَدْتُمْ مَا وَعَدَ رَبُّكُمْ حَقًّاۜ قَالُوا نَعَمْۚ فَاَذَّنَ مُؤَذِّنٌ بَيْنَهُمْ اَنْ لَعْنَةُ اللّٰهِ عَلَى الظَّالِم۪ينَۙ ﴿ ٤٤ ﴾ اَلَّذ۪ينَ يَصُدُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجًاۚ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ كَافِرُونَۜ ﴿ ٤٥ ﴾ وَبَيْنَهُمَا حِجَابٌۚ وَعَلَى الْاَعْرَافِ رِجَالٌ يَعْرِفُونَ كُلًّا بِس۪يمٰيهُمْۚ وَنَادَوْا اَصْحَابَ الْجَنَّةِ اَنْ سَلَامٌ عَلَيْكُمْ لَمْ يَدْخُلُوهَا وَهُمْ يَطْمَعُونَ ﴿ ٤٦ ﴾ وَاِذَا صُرِفَتْ اَبْصَارُهُمْ تِلْقَٓاءَ اَصْحَابِ النَّارِۙ قَالُوا رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ۟ ﴿ ٤٧ ﴾ وَنَادٰٓى اَصْحَابُ الْاَعْرَافِ رِجَالًا يَعْرِفُونَهُمْ بِس۪يمٰيهُمْ قَالُوا مَٓا اَغْنٰى عَنْكُمْ جَمْعُكُمْ وَمَا كُنْتُمْ تَسْتَكْبِرُونَ ﴿ ٤٨ ﴾ اَهٰٓؤُ۬لَٓاءِ الَّذ۪ينَ اَقْسَمْتُمْ لَا يَنَالُهُمُ اللّٰهُ بِرَحْمَةٍۜ اُدْخُلُوا الْجَنَّةَ لَا خَوْفٌ عَلَيْكُمْ وَلَٓا اَنْتُمْ تَحْزَنُونَ ﴿ ٤٩ ﴾ وَنَادٰٓى اَصْحَابُ النَّارِ اَصْحَابَ الْجَنَّةِ اَنْ اَف۪يضُوا عَلَيْنَا مِنَ الْمَٓاءِ اَوْ مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّٰهُۜ قَالُٓوا اِنَّ اللّٰهَ حَرَّمَهُمَا عَلَى الْكَافِر۪ينَۙ ﴿ ٥٠ ﴾ اَلَّذ۪ينَ اتَّخَذُوا د۪ينَهُمْ لَهْوًا وَلَعِبًا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَاۚ فَالْيَوْمَ نَنْسٰيهُمْ كَمَا نَسُوا لِقَٓاءَ يَوْمِهِمْ هٰذَاۙ وَمَا كَانُوا بِاٰيَاتِنَا يَجْحَدُونَ ﴿ ٥١ ﴾

سُورَةُالْاَعْرَافِ  ١٥٥ 
الجزء ٨
A`râf Sûresi  155 
Cüz  8

44  Cennet ashâbı, (kendi hallerinden memnuni yetlerini ifâde etmek üzere, bir de cehennemliklerin durumuna sevinme belirtisi olarak ve onların pişman lıklarını artırmak için) o ateşin adamlarına: “Gerçek ten biz Rabbimizin bize (mükâfat olarak) vaad etmiş olduğu şeyi hak olarak bulduk. Siz de Rabbinizin (azap adına size) vaad etmiş olduğu şeyi gerçek bul dunuz mu?” diye nidâ etti. Onlar: “Evet! (Biz Rabbimizin tehdit lerini hak bul duk!)” dediler. Bunun üze rine (cennet ehliyle cehen nem halkının tümüne birden ses işittirebilen) bir çağı rıcı (melek) onların arasında ilanda bulundu ki: “Allâh’ın lâneti o zâlimlerin üzerine olsun!

45  Öyle (zâlim) kimseler ki; Allâh’ın (kullarını O’nun) yolu (olan İslâm’a katılmaları) ndan engelle mektedirler ve ona (girmek isteyenlere mâni olmak için) bir eğrilik (ve çelişki) ara(yıp, dosdoğru gerçek leri eğri büğrü göstermeye çalış)maktadırlar. Hem de onlar âhireti inkâr eden kimselerdir.”

46  (Cennetliklerle cehennemliklerin) ikisi arasın da büyük bir sûr/(cennetle cehennem arasında, birinin diğerine etkisini önleyecek şekilde) büyük bir perde/ vardır. (İmanlı) birtakım adamlar da (amelleri doğrudan cennete girmelerine yeterli olmadığı için Allâh-u Te`âlâ’nın kendileri hakkında vereceği hükmü beklemek üzere) A`râf üzerinde (hapsedilmiş) dir ki onlar (iki fırkadan) her birini (yüzlerinin beyazlığı ve siyahlığı gibi) alâmetleriyle tanırlar. Böylece onlar cennet ashâbına: “Selâm olsun size!” diye seslendiler. Ama (cennete girmeye) tama` etmekte oldukları halde kendileri oraya giremediler.
Bu sûreye ismini veren “A`râf” kelimesi; yüksek yer anlamına gelen “Urf” kelimesinin cemi`sidir. Burada kastedilen mana; cennetle cehennem arasına çekilen surun üst tarafındaki burçlar dır. Orada bulunacak olan kişilerin kimler olduğu hakkında vârid olan birçok görüşler içerisinden Âlûsî (Rahimehullâh)ın tercih ettiği görüşe göre bunlar, cehenneme girmeyecek kadar sevapları bulunan, fakat cennete girmelerine engel olacak kadar da günahları mevcut olan birtakım müminlerdir. İnsanlar arasında hüküm verilinceye kadar bu kişiler orada bekletilecek, sonra Rableri kendilerine tecelli ederek: “Kalkın cennete girin! Şüphesiz ki Ben sizi affettim!” buyuracaktır.

47  Ama (gayriihtiyarî) gözleri o ateşin adamla rına doğru çevrildiğinde (onların suratlarının siyah lığını ve çektikleri azâbı görünce, Allâh-u Te`âlâ’ya sı ğınmak üzere): “Ey Rabbimiz! Bizi bu (kendilerine) zulmeden (kâfir)ler gürûhuyla birlikte (ateşe düşenlerden) kılma!” derler.

48  A`râf ashâbı, kendilerini (yüzlerinin siyahlığı, sûretlerinin çirkinliği ve gözlerinin maviliği gibi kötü) alâmetleriyle tanımakta oldukları (ve cehennemin ortasında gördükleri Ebû Cehil gibi) birtakım adam lara nidâ edip dediler ki: “(Kötü yolda size uyan kala balık) toplumunuz/(mal ve mülkü) toplamanız/ ve(hem Hakk’a hem halka karşı) sürekli büyüklük tas lamış olmanız (çektiğiniz azaptan) sizi koruyamamış tır / sizin neyinize yaramıştır?/... (Âlûsî)

49  İşte bunlar mıydı o kimseler ki (fakirliklerinden dolayı hakir görerek): ‘Allâh onlara hiç bir rahmet eriştirmez (dünyada sefil durumda olan bu kişileri cennete sokmaz. Cennete ancak yine bizim gibi zen ginler girebilir.)’ diye yemin etmiştiniz.” (Derken Allâh-u Te`âlâ A`râf üzerinde cennete girmeyi bekle yen o kişilere:) “Girin cennete! Sizin üzerinize hiçbir korku yok tur ve ancak siz mahzun olmayacaksınız.” (buyurur.)

50  O ateşin ayrılmaz arkadaşları (cehennemde açlıktan ve susuzluktan kırılınca), cennet yârânına: “(Sahip olduğunuz) sudan veya Allâh’ın sizi rızıklan dırmış olduğu (yiyecek- içecek türü) şeylerden (ne olur) biraz da bizim üzerimize akıtın!” diye nidâ etti. Onlar da dediler ki: “Gerçekten Allâh o (yiyecek ve içeceklerin) ikisini de kâfirlere yasaklamıştır...

51  O (imansız) kimselere ki; (kendi kafalarından helâller ve haramlar uydurmuş ve uymaları gereken gerçek) dinlerini bir eğlence ve bir oyun (malzemesi) edinmişlerdi ve o en alçak (dünya) hayat(ının geçici yaldızları ve boş vaatleri) kendilerini aldat(ıp bırak) mıştı. (Tabiî ki böyle kimselere cennet nimetleri haram edilecektir.)” Artık onlar Bizim âyetlerimizi bile bile inkâr et mekte bulunmuş olduklarından, bir de (hiç unutul maması gereken) işte bu (büyük) günlerine kavuşa caklarını unuttukları için bu (kıyâmet) gün(ü) Biz de onları unut(anın muamelesine tâbi tut)acağız (ve hiç bir isteklerine olumlu cevap vermeyeceğiz)/onları (ebediyyen cehennemde) bırakacağız/.

A`râf Sûresi  155 
Cüz  8
cihanyamaneren