HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْاَعْرَافِ  ١٥٨ 
الجزء ٨

اُبَلِّغُكُمْ رِسَالَاتِ رَبّ۪ي وَاَنَا۬ لَكُمْ نَاصِحٌ اَم۪ينٌ ﴿ ٦٨ ﴾ اَوَعَجِبْتُمْ اَنْ جَٓاءَكُمْ ذِكْرٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَلٰى رَجُلٍ مِنْكُمْ لِيُنْذِرَكُمْۜ وَاذْكُرُٓوا اِذْ جَعَلَكُمْ خُلَفَٓاءَ مِنْ بَعْدِ قَوْمِ نُوحٍ وَزَادَكُمْ فِي الْخَلْقِ بَصْۣطَةًۚ فَاذْكُرُٓوا اٰلَٓاءَ اللّٰهِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ ﴿ ٦٩ ﴾ قَالُٓوا اَجِئْتَنَا لِنَعْبُدَ اللّٰهَ وَحْدَهُ وَنَذَرَ مَا كَانَ يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬نَاۚ فَأْتِنَا بِمَا تَعِدُنَٓا اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ ﴿ ٧٠ ﴾ قَالَ قَدْ وَقَعَ عَلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ رِجْسٌ وَغَضَبٌۜ اَتُجَادِلُونَن۪ي ف۪ٓي اَسْمَٓاءٍ سَمَّيْتُمُوهَٓا اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمْ مَا نَزَّلَ اللّٰهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍۜ فَانْتَظِرُٓوا اِنّ۪ي مَعَكُمْ مِنَ الْمُنْتَظِر۪ينَ ﴿ ٧١ ﴾ فَاَنْجَيْنَاهُ وَالَّذ۪ينَ مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّا وَقَطَعْنَا دَابِرَ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَمَا كَانُوا مُؤْمِن۪ينَ۟ ﴿ ٧٢ ﴾ وَاِلٰى ثَمُودَ اَخَاهُمْ صَالِحًاۢ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ قَدْ جَٓاءَتْكُمْ بَيِّنَةٌ مِنْ رَبِّكُمْۜ هٰذِه۪ نَاقَةُ اللّٰهِ لَكُمْ اٰيَةً فَذَرُوهَا تَأْكُلْ ف۪ٓي اَرْضِ اللّٰهِ وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُٓوءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ﴿ ٧٣ ﴾

سُورَةُالْاَعْرَافِ  ١٥٨ 
الجزء ٨
A`râf Sûresi  158 
Cüz  8

68  Ben size Rabbimin vahiylerini ulaştırıyorum ve ben özellikle sizin için, iyiliğinizi isteyen çok güvenilir biriyim!

69  İçinizden bir zâta, sizi uyarması için Rabbiniz den size bir öğüt gelmiş olmasına mı şaştınız? Hatır layın o zamanı ki O (Rabbiniz), Nûh kavminin ardın dan sizi (dünyada onların yerini alan) halîfeler yap mıştı ve yaratışta size (boy pos ve) kuvvetçe (diğer insanlara karşı ) fazla büyüklük vermişti! Öyleyse Allâh’ın nimetlerini hatırlayın(ki, bu sizi şükre ve salih amele sevk etsin), tâ ki (bu sayede) siz (sıkıntı larınızdan kurtulup, umduklarınıza ulaşarak) felâha erebilesiniz!”

70  (Bu nasihatler üzerine Âd kavmi) dediler ki: “Sen bize, babalarımızın tapmakta bulunmuş olduk larını bırakalım da, Allâh’a; bir tek O’na ibadet ede lim diye mi geldin? O halde (azap adına) bize vaat etmekte olduklarını derhal bize getir (de görelim)! Eğer (tehditlerinde) doğru kimselerden olduysan (bunu ispatlaman gerekir)!”

71  O (Hûd (Aleyhisselâm)) da: “Gerçekten Rabbiniz den sizin üzerinize murdar bir azap ve (intikam dolu) büyük bir gazap inmiştir/ vacip olmuştur/hak ol muştur/. (Sahibi belli olmayan) birtakım (kuru) isim ler hususunda mı benimle çekişiyorsunuz ki Allâh onlar(ın tapınılmaya lâyık tanrılar olduğu) hakkında hiçbir delil indirmemiştir, sadece siz ve babalarınız onlara (ilâh) ad(ı) takmışsınızdır. (Madem kendinize beliren bunca hakikatlere rağmen inatta ısrar ediyor sunuz,) öyleyse (başınıza gelecek belâyı) bekleyin! Şüphesiz ben de sizinle birlikte (bunu) bekleyen lerdenim!” dedi.

72  Derken Biz tarafımızdan bir rahmet sebebiyle onu ve beraberinde olan (imanlı) kişileri (inkârcıların başına gelen o belâdan) kurtardık ve o kimselerin (kökünü koparıp) ardını (arkasını) kestik ki, onlar Bizim âyetlerimizi yalanlamışlardı da, (kâfirlikten hiçbir surette vazgeçmeyerek, gördükleri hiç bir mucizeye) inanıcı kimseler olmamışlardı.
Süddî, Muhammed ibni İshâk ve diğer siyercilerin beyanına göre; Âd kavmi yeryüzünde bozgunculuk yapmış ve Allâh-u Te`âlâ’nın kendilerine verdiği kuvveti kötü yönde kullanarak yer halkını baskı altında bırakmışlardı. Allâh-u Te`âlâ’ya ibadeti bırakıp putlara tapmaya başlayan bu kavim içerisinde soylu bir nesebe sahip olan Hûd (Aleyhisselâm) onlara peygamber olarak gönderildi. Âyet-i kerîmelerin beyanı vechile, o onlara Allâh-u Te`âlâ’nın birliğine inanmalarını, O’nunla birlikte başka ilâh tanımamalarını ve insanlara zulmetmekten vazgeçmelerini emretmişse de, onlar: “Bizden kuvvetli kim olabilir?” diyerek inkârda direndiler. Hûd (Aleyhisselâm)a inanan bir azınlık ise imanlarını gizlemek zorunda kaldılar. Âd kavminin azgınlıkları ve fesâdı artınca Allâh-u Te`âlâ onları üç sene kuraklığa maruz bırakarak zor duruma düşürdü. O zaman insanların başına bir belâ geldiğinde putları bırakır Allâh’tan medet umarlardı ve mümin-müşrik demeden herkes Mekke’de Beyt-i Harâm yanında toplanırlardı. Zira herkes Mekke’nin hürmetini itiraf eder ve oranın Allâh katındaki değerini bilirdi. Bina olarak Kâ`be mevcut değilse de Harem içindeki mekanı bilinirdi. Böylece Âd kavmi, içlerinden bir cemaati yağmur duası için Mekke’ye gönderdiler. Aralarında Hûd (Aleyhisselâm)a inanan Mersid ibni Sa`d’ında bulunduğu yetmiş kişilik heyet Mekke’deki akrabalarının yanına yerleşip rahatı görünce toplumlarının durumunu unuttular. Fakat bir zaman sonra Mekke lideri olan kişi, okuttuğu birtakım şiirlerle onlara durumu fark ettirince aralarında bulunan Mersid: “Siz burada dua ederek yağmura kavuşamazsınız, lâkin peygamberinize itaat eder ve Rabbinize tevbe ederseniz, o zaman size yağmur yağdırılır!” diyerek Müslüman olduğunu açıklamak mecburiyetinde kaldı. Bu nun üzerine onu yanlarında duaya almadılar. Liderleri olan kişinin: “Ey ilâhımız! Eğer Hûd sâdıksa bizi suvar, çünkü biz helâk olduk!” diye dua etmesi üzerine Allâh-u Te`âlâ’nın peydâ ettiği kapkara bir bulut Muğîs vadisinden Âd kavmine doğru yöneldi. Bunu görenler sevinerek: “İşte bu bulut bize yağmur yağdıra cak!” dediler. Ama Allâh-u Te`âlâ, rahmet bekledikleri yerden felâket göndererek yedi gece sekiz gün ardı arkası kesilmeye cek bir rüzgârla onları helâk etti. Hûd (Aleyhisselâm) ve yanındaki müminler ise çevirdikleri bir çit içerisinde kâfirlerden ayrı yaşı yorlardı. O rüzgârdan onlara ancak derilerine hoşluk veren bir esinti geliyordu. Kâfirlerin helâkinin ardından kurtuluşa eren Hûd (Aleyhisselâm) ve ashâbı Mekke’ye gelerek ölünceye kadar orada Allâh’a ibadet ettiler. (Beyzâvî, Nesefî, Hâzin, Âlûsî)

73  Semûd (halkın)a da (soy bakımından) kardeşleri (olan) Sâlih’i (gönderdik)! O dedi ki: “Ey kavmim! (Sadece) Allâh’a ibadet edin! Sizin için O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur! Gerçekten (peygamberliğimin doğruluğuna dâir) size Rabbinizden apaçık bir delil gelmiştir. İşte size bu, bir âyet (ve mûcize) olarak Allâh’ın (kudretiyle kayadan çıkarttığı) dişi devesidir! Bırakın onu da, Allâh’ın toprağında yesin (içsin)! (Allâh’ın mucizesine saygılı olun. Onu itip kakarak, meralardan kovarak ve boğazlayarak) ona bir fenalık dokundurmayın, yoksa çok acı verici büyük bir azap hemen sizi yakalayıverir.
Semûd, Nûh (Aleyhisselâm)ın oğlu Sâm oğlu İrem’in torunu idi, onun nesli Hicaz’la Şam arasında Hıcr bölgesini mesken edinmiştiler. Soydaşları olan Sâlih (Aleyhisselâm) kendilerine peygamber olarak gönderildiyse de, uygunsuz taleplerde bulunmaları ve istedikleri mûcizeye kavuştukları halde inkârda ısrarları nedeniyle 78. âyet-i kerîmede beyan edildiği üzere helâk edildiler.

A`râf Sûresi  158 
Cüz  8
cihanyamaneren