HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْاَعْرَافِ  ١٦١ 
الجزء ٩

قَالَ الْمَلَاُ الَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ لَنُخْرِجَنَّكَ يَا شُعَيْبُ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَكَ مِنْ قَرْيَتِنَٓا اَوْ لَتَعُودُنَّ ف۪ي مِلَّتِنَاۜ قَالَ اَوَلَوْ كُنَّا كَارِه۪ينَ ﴿ ٨٨ ﴾ قَدِ افْتَرَيْنَا عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اِنْ عُدْنَا ف۪ي مِلَّتِكُمْ بَعْدَ اِذْ نَجّٰينَا اللّٰهُ مِنْهَاۜ وَمَا يَكُونُ لَنَٓا اَنْ نَعُودَ ف۪يهَٓا اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ اللّٰهُ رَبُّنَاۜ وَسِعَ رَبُّنَا كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًاۜ عَلَى اللّٰهِ تَوَكَّلْنَاۜ رَبَّنَا افْتَحْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ قَوْمِنَا بِالْحَقِّ وَاَنْتَ خَيْرُ الْفَاتِح۪ينَ ﴿ ٨٩ ﴾ وَقَالَ الْمَلَاُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ لَئِنِ اتَّبَعْتُمْ شُعَيْبًا اِنَّكُمْ اِذًا لَخَاسِرُونَ ﴿ ٩٠ ﴾ فَاَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ فَاَصْبَحُوا ف۪ي دَارِهِمْ جَاثِم۪ينَۚۛ ﴿ ٩١ ﴾ اَلَّذ۪ينَ كَذَّبُوا شُعَيْبًا كَاَنْ لَمْ يَغْنَوْا ف۪يهَاۚۛ اَلَّذ۪ينَ كَذَّبُوا شُعَيْبًا كَانُوا هُمُ الْخَاسِر۪ينَ ﴿ ٩٢ ﴾ فَتَوَلّٰى عَنْهُمْ وَقَالَ يَا قَوْمِ لَقَدْ اَبْلَغْتُكُمْ رِسَالَاتِ رَبّ۪ي وَنَصَحْتُ لَكُمْۚ فَكَيْفَ اٰسٰى عَلٰى قَوْمٍ كَافِر۪ينَ۟ ﴿ ٩٣ ﴾ وَمَٓا اَرْسَلْنَا ف۪ي قَرْيَةٍ مِنْ نَبِيٍّ اِلَّٓا اَخَذْنَٓا اَهْلَهَا بِالْبَأْسَٓاءِ وَالضَّرَّٓاءِ لَعَلَّهُمْ يَضَّرَّعُونَ ﴿ ٩٤ ﴾ ثُمَّ بَدَّلْنَا مَكَانَ السَّيِّئَةِ الْحَسَنَةَ حَتّٰى عَفَوْا وَقَالُوا قَدْ مَسَّ اٰبَٓاءَنَا الضَّرَّٓاءُ وَالسَّرَّٓاءُ فَاَخَذْنَاهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ ﴿ ٩٥ ﴾

سُورَةُالْاَعْرَافِ  ١٦١ 
الجزء ٩
A`râf Sûresi  161 
Cüz  9

88  Kavmi içerisinden büyüklük taslamış o ileri gelen kimseler: “Ey Şu`ayb! Andolsun ki; seni de, o iman etmiş olan kimseleri de mutlaka seninle birlik te memleketimizden çıkaracağız ya da elbette siz de bizim dinimiz (olan kâfirliğ)e elbette geçeceksiniz.” dedi(ler). O (Şu`ayb (Aleyhisselâm)) da dedi ki: “Biz (si zin dininize karşı) isteksiz kişiler olsak da mı (bizi buna zorlayacaksınız)?

89  Allâh bizi (sizin) o (sapık yolu)n(uz)dan kurtar dıktan sonra sizin dininize dönecek olursak, ger çekten Allâh’a karşı büyük bir yalan uydurmuş olu ruz. Rabbimiz olan Allâh (hak dinden dönüp, rüsvay olmamızı) dilemedikçe bizim için o (sizin gibi kâfirle rin yolu)na geçiş (, yakışan bir şey) olamaz. Rabbimiz her şeyi ilim yönünden kuşatmıştır. Biz(i şerlilerden kurtarıp, iman üzere sâbit kılması hususunda) ancak Allâh’a tevekkül ettik. Ey Rabbimiz! Bizimle kavmimizin arasında hak (ve adâlet) ile hüküm ver (bizi galip kılarak, kimin haklı, kimin haksız olduğu hususunda) bizimle kavmi mizin arasını hak ile aç. Hüküm verenlerin (ger çekleri) açığa çıkaranların hayırlısı ancak Sensin! (Çünkü hiçbir hükmünde zulüm söz konusu olmadığı gibi, mükemmel ilmine ve gücüne hiçbir noksanlık yol bulamaz!)

90  Kavmi içerisinden kâfir olmuş o ileri gelen kimseler dedi ki: “Andolsun; (atalarınızın dinini bıra kır da) Şu`ayb’a uyarsanız, o takdirde gerçekten siz (sapıklığı hidâyetle değiştiğinizden dolayı) elbette hüsrâna uğrayan kimselersiniz.”

91  Derken o şiddetli zelzele onları yakalayıver di de, onlar (helâke uğramış hareketsiz ölüler halinde) yurtlarında yere yapışıp kalan kimselere döndüler.

92  O kişiler ki; Şu`ayb’ı yalanlamışlardır, (işte o inkârcılar yurtlarında öyle bir helâke maruz kalmış lardır ki) sanki orada hiç yerleşmemişlerdir. O kim seler ki; Şu`ayb’ı yalancı çıkarmışlardır, onlar (iki cihanda da) hüsrâna uğrayanların ta kendileri ol muşlardır.

93  O zaman (Şu`ayb (Aleyhisselâm) imansızlık sebebiyle başlarına gelen felaketi görüp) onlardan yüz çevirdi ve: “Ey kavmim! Andolsun ki; muhakkak ben size Rabbimin (vahiy ve) risâletlerini ulaştırdım ve sırf sizin iyiliğinizi istedim. Artık ben (inadına inkâr etmiş olan o) kâfirler toplumuna karşı nasıl tasalanayım?” dedi.
Şu’ayb (Aleyhisselâm) İbrâhîm (Aleyhisselâm)ın oğlu Medyen’in torunudur. Kavmiyle çok güzel tartışmalar yaptığı için kendisine “Peygamberlerin hatibi” anlamına gelen “Hatîbü’l-enbiyâ” lakabı verilmiştir. Şu’ayb (Aleyhisselâm)ın ümmetine getirdiği beyyinenin ne olduğu Kur’ân-ı Kerîm’de zikredilmemiştir. Zaten peygamberlerin tüm mûcizeleri Kur’ân-ı Kerîm’de konu edilmiş değildir. Medyen halkı Şu`ayb (Aleyhisselâm)ı inkâr etmiş kâfir bir toplumdu. Başlıca fenalıkları ölçü ve tartıda noksanlık yapmaktan ibaretti. Şu’ayb (Aleyhisselâm) kendilerine ne kadar vaaz etmişse de onları kâfirlikten ve bu kötü huylarından vazgeçirememişti. İbni Abbâs (Radıyallâhu anhümâ)dan rivayet edildiği üzere; Allâh-u Te`âlâ bu kavmi helâk etmek istediği zaman, bulundukları mıntıkaya cehennemden bir kapı açarak şiddetli bir sıcak musallat etti, o derece ki; nefes alamaz ve ne bir gölgeden ne de bir sudan yararlanamaz hale geldiler. Bunun üzerine serinlemek için dehlizlere girdilerse de oraları dışarıdan daha sıcak bulunca sahralara çıktılar. O zaman Allâh-u Te`âlâ, üzerlerine serin esintili bir bulut gönderince birbirlerini çağırarak, kadın, erkek, çocuk demeden herkes onun altında toplandılar. İşte tam o sırada Allâh o buluttan üzerlerine ateş yağdırdı. O anda altlarındaki yer de sallanmaya başladı, böylece onlar tavada kızarmış çekirgeler gibi yanıp kül oldular. (Hâzin)

94  Biz hangi bir memlekete bir peygamber gönderdiysek, mutlaka oranın ahâlisini şiddetli fakir lik (gibi mala gelen) ve (hastalıklar gibi bedene gelen) darlık(lar)la yakalamışızdır, tâ ki onlar (günahların dan tevbe edip Bize) yalvarıp yakarsınlar!

95  Sonra bu kötü şeylerin yerini iyi şeylerle de ğiştirmişizdir, nihâyet onlar çoğal(ıp refaha kavuş tuklarında, geçirdikleri darlıkların, imansızlıkları sebe biyle olduğu gerçeğini bir tarafa bırak)mışlar ve: “Ger çekten bizim babalarımıza da (zaman zaman) darlık ve genişlik dokunmuştur! (Bu belâlara maruz kalma mız, zamanın insanlar hakkında takip ettiği âdetlerin dendir, yoksa bizim günahımızdan sebep değildir.)” demişlerdir.Bunun üzerine Biz de onları henüz kendileri de (azâbın nereden ne zaman geleceğini) fark edememiş lerken ansızın yakalamışızdır.

A`râf Sûresi  161 
Cüz  9
cihanyamaneren