v02.01.25 Geliştirme Notları
A`râf Sûresi
164
Cuz 9
121﴿ (Sabahleyin kâfir olan o büyücüler, akşama îmânlı velî kimseler hâlinde çıkarak) dediler ki: “Biz âlemlerin Rabbine îmân ettik.
122﴿ Mûsâ’nın ve Hârûn’un Rabbine!”
123﴿ Firavun dedi ki: “(Demek) ben size izin vermeden siz ona îmân ettiniz. Hiç şüphesiz ki işte bu elbette öyle bir tuzaktır ki, halkını oradan çıkarasınız diye o (Mısır) şehir(in)de siz (Mûsâ ile anlaşarak) onu hîle olarak yaptınız. Ama (bu yaptığınızın acı âkıbetini) pek yakında bileceksiniz.
124﴿ Andolsun ki; ellerinizi ve ayaklarınızı elbette (sağ el, sol ayak şeklinde) değişik taraf(lar)dan tamâmen keseceğim, sonra yemîn olsun ki; elbette sizi hep birlikte olanlar hâlinde fecî şekilde asacağım.”
125﴿ (Secdeye kapandıklarında cennetteki makamlarını gören o büyücüler) dediler ki: “(Sen bu dediklerini yapacak olursan, ne mutlu bize. Zîrâ o takdirde) şüphesiz ki biz ancak Rabbimiz(in cennet ve rahmetin)e dönücü kimseleriz.
126﴿ Zâten sen bizim (hiçbir yaptığımızı değil de) ancak, Rabbimizin âyetleri bize geldiği zaman (onlara hemen) îmân etmemizi beğenmiyorsun. (Ama bu senin hoşnutluğunu kazanmak için vazgeçilecek bir şey değildir, aksine iftihâr edilecek güzelliklerin en büyüğüdür. Derken o zatlar Firavun’la konuşmayı bırakıp Allâh-u Te‘âlâ’ya ilticâ ederek şöyle duâ ettiler:) Ey Rabbimiz! Üzerimize bolca sabır yağdır ve bizi (İslâm’da sebât eden) Müslümanlar olarak vefât ettir.” İbnü Abbâs, İbnü İshâk ve Süddî (Radıyallâhu Anhüm)dan rivâyet edildiğine göre; Firavun, Mûsâ (Aleyhisselâm)ın güçlü mûcizelerini görünce onun bir büyücü olduğuna kanâat getirdi ve onunla mücâdele etmek için ondan daha güçlü büyücüler aramaya başladı. Sonunda yetmiş bin kadar büyücü toplayarak Mûsâ (Aleyhisselâm)ın karşısına çıkarmaya karar verdi. Bir bayram günü kuşluk vakti toplanan halkın huzûrunda büyücüler, civalı boyalı kalın urganlar ve uzun odunları ortaya attıklarında sanki onlar birbiri üstüne binen canlı yılanlarmış gibi görünerek vâdîyi doldurdular. Daha sonra Mûsâ (Aleyhisselâm) değneğini yere bırakınca o bir yılana dönüşüverip onların ortaya koydukları tüm malzemeleri yuttuktan sonra orada bulunanların üzerine yöneldi, bunun üzerine insanlar kaçışırken çıkan izdiham yüzünden büyük bir topluluk telef oldu. Daha sonra Mûsâ (Aleyhisselâm) ona el uzatınca eski hâli üzere küçük bir asâya dönüşüverdi. Bu durum karşısında sihirbazlar, büyü ilminde kendilerinden üstün bir kimse bulunmadığını bildikleri için bunun bir mûcize olduğunu anlayıp: “Bu bir büyü olsaydı bizim malzemelerimiz yok olmazdı, demek ki bu bir büyü değildir” diyerek Mûsâ (Aleyhisselâm)a îmân ettiler ve şükür secdesi yaptılar. Bunu gören Firavun çok hiddetlenerek, Mûsâ (Aleyhisselâm)ın onlarla anlaşmalı olduğunu, onların ondan aşağı bir büyü yaparak ona gâlibiyet imkânı sağladıklarını iddiâ etti ve o büyücüleri, ellerini ve ayaklarını çaprazlama kestirerek, hurma dallarında sallandırmakla tehdit etti. Ama bu âyet-i kerîmede beyân edildiği üzere; sihirbazlar büyük bir sebât gösterdiler ve Allâh-u Te‘âlâ’dan sabra muvaffakıyyet ve İslâm üzere vefât edebilmeyi niyâz ettiler. Firavun’un bu tehdîdini gerçekleştirip gerçekleştiremediği husûsunda iki görüş varsa da, İbnü Abbâs (Radıyallâhu Anhümâ)nın: “Onlar gündüzün başlangıcında (kâfir) sihirbazlar iken, gündüzün sonunda yüksek mertebe sâhibi şehitler oluverdiler” şeklindeki beyânı, Firavun’un bu zulmü işlediğine delâlet etmektedir. (el-Beyzâvî, en-Nesefî, el-Hâzin, el-Âlûsî)
127﴿ Firavun’un kavminden (bu manzaraya şâhit olan) ileri gelenler ise (onu uyarmak için) dedi ki: “(Ey Firavun!) Mûsâ’yı ve kavmini bu toprakta fesat çıkarsınlar ve böylece o, seni de (sana yaklaşmak için tapınılmasını meşrûlaştırdığın küçük putlar şeklindeki) ilâhlarını da terk etsin diye mi (serbest) bırakıyorsun?!” O (kendi adamlarını rahatlatmak üzere) dedi ki: “(Evvelce yaptığımız gibi) yakında oğullarını tamâmen öldürürüz, kadınlarını da sağ bırakırız. Şüphesiz ki biz onların üzerinde üstün güce sâhip kimseleriz.”
128﴿ (O zaman) Mûsâ kendi kavmine (tesellî mâhiyetinde hikmetli bir üslûpla) dedi ki: “Allâh’tan yardım isteyin ve (düşmanınızın eziyetine ve duyduğunuz asılsız sözlere karşı) sabırlı olun. Şüphesiz ki yerin tamâmı Allâh’a âittir ki O, kulları içerisinden murâd ettiği kimseleri ona vâris (ve sâhip) kılar. O (güzel) âkıbet ise takvâ sâhiplerine mahsustur. (Dolayısıyla Firavun’un uydurup konuştuklarına inanmayın, onun dediği olmaz, Allâh’ın buyurduğu olur.)
129﴿ (Mûsâ (Aleyhisselâm)ın kavmi yardım sözünü uzak görüp, Firavun’dan şikâyetlerini dile getirmek üzere) dediler ki: “(Firavun seni büyümeden yok edeyim derken) sen bize gelmeden önce de, (binlerce çocuğumuzu öldürterek) sen bize geldikten sonra da (oğullarımızın boğazlanması tehdîdiyle tekrar karşılaşarak) eziyet olunduk.” (Mûsâ (Aleyhisselâm) kinâyeli olarak beyân ettiği yardım sözünü açıkça ifâde etmek ve tesellîyi en mübâlağalı şekilde tekid etmek üzere) dedi ki: “Umulur ki Rabbiniz düşmanlarınızı helâk edecek ve o (Mısır) arâzi(sin)de sizi (onların) yerlerine geçirecektir, ama (rahata kavuşmanızdan) sonra nasıl amel edeceğinize bakacak (da yapacağınız şükre veyâ nankörlüğe karşı sizi cezâlandıracak)dır.”
130﴿ Andolsun ki; muhakkak Biz Firavun âilesini o (kurak) senelerle ve ürünlerden büyük bir eksiltme (cezâları) ile elbette yakaladık, tâ ki onlar iyice öğüt alsınlar (da kâfirliği bıraksınlar).
سُورَةُ الْاَعْرَافِ
الجزء ٩
١٦٤
قَالُٓوا اٰمَنَّا بِرَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ ﴿١٢١
رَبِّ مُوسٰى وَهٰرُونَ ﴿١٢٢
قَالَ فِرْعَوْنُ اٰمَنْتُمْ بِه۪ قَبْلَ اَنْ اٰذَنَ لَكُمْۚ اِنَّ هٰذَا لَمَكْرٌ مَكَرْتُمُوهُ فِي الْمَد۪ينَةِ لِتُخْرِجُوا مِنْهَٓا اَهْلَهَاۚ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ ﴿١٢٣
لَاُقَطِّعَنَّ اَيْدِيَكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ ثُمَّ لَاُصَلِّبَنَّكُمْ اَجْمَع۪ينَ ﴿١٢٤
قَالُٓوا اِنَّٓا اِلٰى رَبِّنَا مُنْقَلِبُونَۚ ﴿١٢٥
وَمَا تَنْقِمُ مِنَّٓا اِلَّٓا اَنْ اٰمَنَّا بِاٰيَاتِ رَبِّنَا لَمَّا جَٓاءَتْنَاۜ رَبَّنَٓا اَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا وَتَوَفَّنَا مُسْلِم۪ينَ۟ ﴿١٢٦
وَقَالَ الْمَلَاُ مِنْ قَوْمِ فِرْعَوْنَ اَتَذَرُ مُوسٰى وَقَوْمَهُ لِيُفْسِدُوا فِي الْاَرْضِ وَيَذَرَكَ وَاٰلِهَتَكَۜ قَالَ سَنُقَتِّلُ اَبْنَٓاءَهُمْ وَنَسْتَحْي۪ نِسَٓاءَهُمْۚ وَاِنَّا فَوْقَهُمْ قَاهِرُونَ ﴿١٢٧
قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِهِ اسْتَع۪ينُوا بِاللّٰهِ وَاصْبِرُواۚ اِنَّ الْاَرْضَ لِلّٰهِ۠ يُورِثُهَا مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ۜ وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّق۪ينَ ﴿١٢٨
قَالُٓوا اُو۫ذ۪ينَا مِنْ قَبْلِ اَنْ تَأْتِيَنَا وَمِنْ بَعْدِ مَا جِئْتَنَاۜ قَالَ عَسٰى رَبُّكُمْ اَنْ يُهْلِكَ عَدُوَّكُمْ وَيَسْتَخْلِفَكُمْ فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرَ كَيْفَ تَعْمَلُونَ۟ ﴿١٢٩
وَلَقَدْ اَخَذْنَٓا اٰلَ فِرْعَوْنَ بِالسِّن۪ينَ وَنَقْصٍ مِنَ الثَّمَرَاتِ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ ﴿١٣٠
A`râf Sûresi
164
Cuz 9
قَالُٓوا اٰمَنَّا بِرَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ ﴿١٢١
121﴿ (Sabahleyin kâfir olan o büyücüler, akşama îmânlı velî kimseler hâlinde çıkarak) dediler ki: “Biz âlemlerin Rabbine îmân ettik.
رَبِّ مُوسٰى وَهٰرُونَ ﴿١٢٢
122﴿ Mûsâ’nın ve Hârûn’un Rabbine!”
قَالَ فِرْعَوْنُ اٰمَنْتُمْ بِه۪ قَبْلَ اَنْ اٰذَنَ لَكُمْۚ اِنَّ هٰذَا لَمَكْرٌ مَكَرْتُمُوهُ فِي الْمَد۪ينَةِ لِتُخْرِجُوا مِنْهَٓا اَهْلَهَاۚ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ ﴿١٢٣
123﴿ Firavun dedi ki: “(Demek) ben size izin vermeden siz ona îmân ettiniz. Hiç şüphesiz ki işte bu elbette öyle bir tuzaktır ki, halkını oradan çıkarasınız diye o (Mısır) şehir(in)de siz (Mûsâ ile anlaşarak) onu hîle olarak yaptınız. Ama (bu yaptığınızın acı âkıbetini) pek yakında bileceksiniz.
لَاُقَطِّعَنَّ اَيْدِيَكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ ثُمَّ لَاُصَلِّبَنَّكُمْ اَجْمَع۪ينَ ﴿١٢٤
124﴿ Andolsun ki; ellerinizi ve ayaklarınızı elbette (sağ el, sol ayak şeklinde) değişik taraf(lar)dan tamâmen keseceğim, sonra yemîn olsun ki; elbette sizi hep birlikte olanlar hâlinde fecî şekilde asacağım.”
قَالُٓوا اِنَّٓا اِلٰى رَبِّنَا مُنْقَلِبُونَۚ ﴿١٢٥
125﴿ (Secdeye kapandıklarında cennetteki makamlarını gören o büyücüler) dediler ki: “(Sen bu dediklerini yapacak olursan, ne mutlu bize. Zîrâ o takdirde) şüphesiz ki biz ancak Rabbimiz(in cennet ve rahmetin)e dönücü kimseleriz.
وَمَا تَنْقِمُ مِنَّٓا اِلَّٓا اَنْ اٰمَنَّا بِاٰيَاتِ رَبِّنَا لَمَّا جَٓاءَتْنَاۜ رَبَّنَٓا اَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا وَتَوَفَّنَا مُسْلِم۪ينَ۟ ﴿١٢٦
126﴿ Zâten sen bizim (hiçbir yaptığımızı değil de) ancak, Rabbimizin âyetleri bize geldiği zaman (onlara hemen) îmân etmemizi beğenmiyorsun. (Ama bu senin hoşnutluğunu kazanmak için vazgeçilecek bir şey değildir, aksine iftihâr edilecek güzelliklerin en büyüğüdür. Derken o zatlar Firavun’la konuşmayı bırakıp Allâh-u Te‘âlâ’ya ilticâ ederek şöyle duâ ettiler:) Ey Rabbimiz! Üzerimize bolca sabır yağdır ve bizi (İslâm’da sebât eden) Müslümanlar olarak vefât ettir.” İbnü Abbâs, İbnü İshâk ve Süddî (Radıyallâhu Anhüm)dan rivâyet edildiğine göre; Firavun, Mûsâ (Aleyhisselâm)ın güçlü mûcizelerini görünce onun bir büyücü olduğuna kanâat getirdi ve onunla mücâdele etmek için ondan daha güçlü büyücüler aramaya başladı. Sonunda yetmiş bin kadar büyücü toplayarak Mûsâ (Aleyhisselâm)ın karşısına çıkarmaya karar verdi. Bir bayram günü kuşluk vakti toplanan halkın huzûrunda büyücüler, civalı boyalı kalın urganlar ve uzun odunları ortaya attıklarında sanki onlar birbiri üstüne binen canlı yılanlarmış gibi görünerek vâdîyi doldurdular. Daha sonra Mûsâ (Aleyhisselâm) değneğini yere bırakınca o bir yılana dönüşüverip onların ortaya koydukları tüm malzemeleri yuttuktan sonra orada bulunanların üzerine yöneldi, bunun üzerine insanlar kaçışırken çıkan izdiham yüzünden büyük bir topluluk telef oldu. Daha sonra Mûsâ (Aleyhisselâm) ona el uzatınca eski hâli üzere küçük bir asâya dönüşüverdi. Bu durum karşısında sihirbazlar, büyü ilminde kendilerinden üstün bir kimse bulunmadığını bildikleri için bunun bir mûcize olduğunu anlayıp: “Bu bir büyü olsaydı bizim malzemelerimiz yok olmazdı, demek ki bu bir büyü değildir” diyerek Mûsâ (Aleyhisselâm)a îmân ettiler ve şükür secdesi yaptılar. Bunu gören Firavun çok hiddetlenerek, Mûsâ (Aleyhisselâm)ın onlarla anlaşmalı olduğunu, onların ondan aşağı bir büyü yaparak ona gâlibiyet imkânı sağladıklarını iddiâ etti ve o büyücüleri, ellerini ve ayaklarını çaprazlama kestirerek, hurma dallarında sallandırmakla tehdit etti. Ama bu âyet-i kerîmede beyân edildiği üzere; sihirbazlar büyük bir sebât gösterdiler ve Allâh-u Te‘âlâ’dan sabra muvaffakıyyet ve İslâm üzere vefât edebilmeyi niyâz ettiler. Firavun’un bu tehdîdini gerçekleştirip gerçekleştiremediği husûsunda iki görüş varsa da, İbnü Abbâs (Radıyallâhu Anhümâ)nın: “Onlar gündüzün başlangıcında (kâfir) sihirbazlar iken, gündüzün sonunda yüksek mertebe sâhibi şehitler oluverdiler” şeklindeki beyânı, Firavun’un bu zulmü işlediğine delâlet etmektedir. (el-Beyzâvî, en-Nesefî, el-Hâzin, el-Âlûsî)
وَقَالَ الْمَلَاُ مِنْ قَوْمِ فِرْعَوْنَ اَتَذَرُ مُوسٰى وَقَوْمَهُ لِيُفْسِدُوا فِي الْاَرْضِ وَيَذَرَكَ وَاٰلِهَتَكَۜ قَالَ سَنُقَتِّلُ اَبْنَٓاءَهُمْ وَنَسْتَحْي۪ نِسَٓاءَهُمْۚ وَاِنَّا فَوْقَهُمْ قَاهِرُونَ ﴿١٢٧
127﴿ Firavun’un kavminden (bu manzaraya şâhit olan) ileri gelenler ise (onu uyarmak için) dedi ki: “(Ey Firavun!) Mûsâ’yı ve kavmini bu toprakta fesat çıkarsınlar ve böylece o, seni de (sana yaklaşmak için tapınılmasını meşrûlaştırdığın küçük putlar şeklindeki) ilâhlarını da terk etsin diye mi (serbest) bırakıyorsun?!” O (kendi adamlarını rahatlatmak üzere) dedi ki: “(Evvelce yaptığımız gibi) yakında oğullarını tamâmen öldürürüz, kadınlarını da sağ bırakırız. Şüphesiz ki biz onların üzerinde üstün güce sâhip kimseleriz.”
قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِهِ اسْتَع۪ينُوا بِاللّٰهِ وَاصْبِرُواۚ اِنَّ الْاَرْضَ لِلّٰهِ۠ يُورِثُهَا مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ۜ وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّق۪ينَ ﴿١٢٨
128﴿ (O zaman) Mûsâ kendi kavmine (tesellî mâhiyetinde hikmetli bir üslûpla) dedi ki: “Allâh’tan yardım isteyin ve (düşmanınızın eziyetine ve duyduğunuz asılsız sözlere karşı) sabırlı olun. Şüphesiz ki yerin tamâmı Allâh’a âittir ki O, kulları içerisinden murâd ettiği kimseleri ona vâris (ve sâhip) kılar. O (güzel) âkıbet ise takvâ sâhiplerine mahsustur. (Dolayısıyla Firavun’un uydurup konuştuklarına inanmayın, onun dediği olmaz, Allâh’ın buyurduğu olur.)
قَالُٓوا اُو۫ذ۪ينَا مِنْ قَبْلِ اَنْ تَأْتِيَنَا وَمِنْ بَعْدِ مَا جِئْتَنَاۜ قَالَ عَسٰى رَبُّكُمْ اَنْ يُهْلِكَ عَدُوَّكُمْ وَيَسْتَخْلِفَكُمْ فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرَ كَيْفَ تَعْمَلُونَ۟ ﴿١٢٩
129﴿ (Mûsâ (Aleyhisselâm)ın kavmi yardım sözünü uzak görüp, Firavun’dan şikâyetlerini dile getirmek üzere) dediler ki: “(Firavun seni büyümeden yok edeyim derken) sen bize gelmeden önce de, (binlerce çocuğumuzu öldürterek) sen bize geldikten sonra da (oğullarımızın boğazlanması tehdîdiyle tekrar karşılaşarak) eziyet olunduk.” (Mûsâ (Aleyhisselâm) kinâyeli olarak beyân ettiği yardım sözünü açıkça ifâde etmek ve tesellîyi en mübâlağalı şekilde tekid etmek üzere) dedi ki: “Umulur ki Rabbiniz düşmanlarınızı helâk edecek ve o (Mısır) arâzi(sin)de sizi (onların) yerlerine geçirecektir, ama (rahata kavuşmanızdan) sonra nasıl amel edeceğinize bakacak (da yapacağınız şükre veyâ nankörlüğe karşı sizi cezâlandıracak)dır.”
وَلَقَدْ اَخَذْنَٓا اٰلَ فِرْعَوْنَ بِالسِّن۪ينَ وَنَقْصٍ مِنَ الثَّمَرَاتِ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ ﴿١٣٠
130﴿ Andolsun ki; muhakkak Biz Firavun âilesini o (kurak) senelerle ve ürünlerden büyük bir eksiltme (cezâları) ile elbette yakaladık, tâ ki onlar iyice öğüt alsınlar (da kâfirliği bıraksınlar).