HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْاَعْرَافِ  ١٦٧ 
الجزء ٩

قَالَ يَا مُوسٰٓى اِنِّي اصْطَفَيْتُكَ عَلَى النَّاسِ بِرِسَالَات۪ي وَبِكَلَام۪يۘ فَخُذْ مَٓا اٰتَيْتُكَ وَكُنْ مِنَ الشَّاكِر۪ينَ ﴿ ١٤٤ ﴾ وَكَتَبْنَا لَهُ فِي الْاَلْوَاحِ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ مَوْعِظَةً وَتَفْص۪يلًا لِكُلِّ شَيْءٍۚ فَخُذْهَا بِقُوَّةٍ وَأْمُرْ قَوْمَكَ يَأْخُذُوا بِاَحْسَنِهَاۜ سَاُر۪يكُمْ دَارَ الْفَاسِق۪ينَ ﴿ ١٤٥ ﴾ سَاَصْرِفُ عَنْ اٰيَاتِيَ الَّذ۪ينَ يَتَكَبَّرُونَ فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّۜ وَاِنْ يَرَوْا كُلَّ اٰيَةٍ لَا يُؤْمِنُوا بِهَاۚ وَاِنْ يَرَوْا سَب۪يلَ الرُّشْدِ لَا يَتَّخِذُوهُ سَب۪يلًاۚ وَاِنْ يَرَوْا سَب۪يلَ الْغَيِّ يَتَّخِذُوهُ سَب۪يلًاۜ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَكَانُوا عَنْهَا غَافِل۪ينَ ﴿ ١٤٦ ﴾ وَالَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَلِقَٓاءِ الْاٰخِرَةِ حَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْۜ هَلْ يُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ۟ ﴿ ١٤٧ ﴾ وَاتَّخَذَ قَوْمُ مُوسٰى مِنْ بَعْدِه۪ مِنْ حُلِيِّهِمْ عِجْلًا جَسَدًا لَهُ خُوَارٌۜ اَلَمْ يَرَوْا اَنَّهُ لَا يُكَلِّمُهُمْ وَلَا يَهْد۪يهِمْ سَب۪يلًاۢ اِتَّخَذُوهُ وَكَانُوا ظَالِم۪ينَ ﴿ ١٤٨ ﴾ وَلَمَّا سُقِطَ ف۪ٓي اَيْد۪يهِمْ وَرَاَوْا اَنَّهُمْ قَدْ ضَلُّواۙ قَالُوا لَئِنْ لَمْ يَرْحَمْنَا رَبُّنَا وَيَغْفِرْ لَنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ ﴿ ١٤٩ ﴾

سُورَةُالْاَعْرَافِ  ١٦٧ 
الجزء ٩
A`râf Sûresi  167 
Cüz  9

144  (Allâh-u Te’âlâ cemâlini dünya da açıkçagöster mediği Mûsâ (Aley hisselâm)a yapmışolduğu diğer nimet lerini sayarak tesellîde bulunmak üzere) buyurdu ki: “Ey Mûsâ! Şüphesiz ki Ben seni (Tevrât levhaların da göndermiş olduğum) vahiylerimle ve (sana) kelâ mım (ı vasıtasız duyurmam)la insanlar üzerine seç tim! Artık sana vermiş bulunduğum (nübüvvet, hikmet ve kelâmıma mazhar olma imtiyazları gibi bunca) şeyi al ve (nimetlerime) şükredenlerden ol!”

145  Böylece Biz ona o levhalarda (helâl ve haram larla âlâkalı) her şeyden bir öğüt ve (din konusunda muhtaç olacakları) her şey için ayrıntılı bir açıklama yazdık (ve böylece ona buyurduk) ki: Hemen bunları (ciddiyet, azim, dikkat ve) kuvvetle tut, kavmine de o (hüküm ve kanu) nların (içerisinden kısas ve intikam almak gibi güzel olanlara nazaran affedip görmezlikten gelmek gibi daha güzel olanını ve mü bahlara nazaran müstehaplar gibi) en güzel olanınıo en güzel olan (İlâhî hükümlerin tamam)ını al(ıp uy gula)malarını emret! O (Firavun hânedânı gibi) fâsık (toplum)ların (dün yada viran olmuş) yurdunu (, âhirette ise azapla dolu cehennem yurtlarını) pek yakında size göstereceğim!

146  (Allâh-u Te`âlâ Mûsâ (Aleyhisselâm)a bu emirleri vahyettikten sonra, Kendi irâdesinin ne yönde tecellî edeceğini beyan etmek üzere şöyle buyurdu:) Muhak kak ki Ben, (bâtıl dinler ve aşırı zulümler gibi) hak ol mayan şeyler nedeniyle yer(yüzün)de büyüklük taslamayı sürdüren o kimseleri (, kitaplarımda ve ci handa açıkladığım) âyetlerim(i iyice düşünmek)den çevireceğim. Bu yüzden onlar her bir âyet (ve mûci zey)i görseler de (körü körüne taklide daldırdıkları için) ona inanmazlar. Hidâyet yolunu görseler onu (bir kereliğine bile denemek için takip edecekleri) bir yol edinmezler. Ama sapıklık yolunu görecek olsa lar onu (sürekli tercih edip izleyecekleri) bir yol edi nirler. İşte bu (şekilde doğru yoldan tamamen yüz çevirip, kötü yola tümüyle yönelmeleri,) şu sebepledir ki onlar gerçekten Bizim âyetlerimizi yalanlamıştı lar ve (yanılma yüzünden değil de, inadına yüz çevirme gafletine düştükleri için) onlar(ı iyice düşünüp nazarı itibâra almak) dan gâfil kimseler olmuştular.

147  O kimseler ki Bizim âyetlerimizi ve âhirete kavuşmayı yalanlamışlardır; onların(, düşkünlere yardım ve sıla-i rahim gibi iyilik nâmına yaptıkları) amelleri boşa gitmiştir ve (kıyâmet günü) onlar (dün yadayken) yapmakta bulunmuş oldukları (kâfirlik ve günahlar gibi kötü) şeyler(in kazandıracağı azap ve işkence)den başkasıyla cezalandırılmayacaklardır.

148  Mûsâ’nın kavmi onun(, Rabbiyle münâcât için Tûr dağına gidişinin) ardından, (Sâmirî tarafın dan) süs eşyalarının bir kısmından (eritilip şekillen dirilerek imal edilmiş) olan bir buzağıyı, kendisine mahsus böğürmesi bulunan bir cesed (e dönüşmüş o heykel)i (tapınılacak bir ilâh) edindi. Onlar görme diler mi ki o onlarla asla konuşamamaktadır, ken dilerini hiçbir (doğru) yola da iletememektedir? Böylece onlar onu(; böyle âciz bir yaratığı, bütün cisimleri, kuvvet ve kudretleri yaratan Allâh-u Te’âlâ’ya ortak) edindiler ve (ancak kendilerine zarar veren) zâlim kimseler oldularzaten onlar (dâima yersiz işler yapan) zâlim kimselerdiler!
Mûsâ (Aleyhisselâm)`ın kavmi içinde bulunan Sâmirî adındaki münâfık bir adam, İsrâîloğullarının buzağı şeklindeki putlara tapmaya meyilli olduklarını bildiğinden, onun Tûr dağına gidişini ve dönüşünün gecikmesini fursat bilip, Firavun hânedânından kalan altın ve gümüş takıları toplayıp eriterek bir buzağı heykeli yaptı. Sonra Cebrâîl (Aleyhisselâm)`ın atının izinden almış olduğu top rağı o buzağının ağzına koyması neticesinde o, kanı ve eti olan canlı bir ineğe dönüşüverdi. Kendisi yerinden kımıldayamasa da ara sıra böğürüyordu. Hârûn (Aleyhisselâm)`ın nasihatlerini dinleyen on iki bin kişilik bir azınlık dışında yüz binleri aşkın İsrâîloğulları onun etrafın da dönmeye başladılar. Böğürdüğünde ona karşı secde yapıyorlar, sustuğunda ise başlarını kaldırıyorlardı.

149  Ne zaman ki (buzağıya tapan Yahudiler bu yaptıklarına son de re ce pişman oldular ve gayr-i ihti yâ ri bir şekilde başları eğildi de ağızları) elleri(ni ısırsın diye onlar) üzere düşürüldü(pişmanlık) içlerine dü şürüldü ve onlar gerçekten kendilerinin sapıtmış olduklarını muhakkak bildiler (, işte o anda): “Andol sun ki; eğer Rabbimiz bize acı(yıp, suçumuza keffâret olacak tevbeye bizi muvaffak kıl)mazsa ve bizim için (bu suçumuzu) bağışlamada bulunmazsa, elbette biz (iki cihanda da) mutlaka (zarar ve) hüsrâna uğrayanlardan olacağız.” dediler.

A`râf Sûresi  167 
Cüz  9
cihanyamaneren