HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْاَعْرَافِ  ١٦٩ 
الجزء ٩

وَاكْتُبْ لَنَا ف۪ي هٰذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الْاٰخِرَةِ اِنَّا هُدْنَٓا اِلَيْكَۜ قَالَ عَذَاب۪ٓي اُص۪يبُ بِه۪ مَنْ اَشَٓاءُۚ وَرَحْمَت۪ي وَسِعَتْ كُلَّ شَيْءٍۜ فَسَاَكْتُبُهَا لِلَّذ۪ينَ يَتَّقُونَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَالَّذ۪ينَ هُمْ بِاٰيَاتِنَا يُؤْمِنُونَۚ ﴿ ١٥٦ ﴾ اَلَّذ۪ينَ يَتَّبِعُونَ الرَّسُولَ النَّبِيَّ الْاُمِّيَّ الَّذ۪ي يَجِدُونَهُ مَكْتُوبًا عِنْدَهُمْ فِي التَّوْرٰيةِ وَالْاِنْج۪يلِۘ يَأْمُرُهُمْ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهٰيهُمْ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُحِلُّ لَهُمُ الطَّيِّبَاتِ وَيُحَرِّمُ عَلَيْهِمُ الْخَبَٓائِثَ وَيَضَعُ عَنْهُمْ اِصْرَهُمْ وَالْاَغْلَالَ الَّت۪ي كَانَتْ عَلَيْهِمْۜ فَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِه۪ وَعَزَّرُوهُ وَنَصَرُوهُ وَاتَّبَعُوا النُّورَ الَّذ۪ٓي اُنْزِلَ مَعَهُٓۙ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ۟ ﴿ ١٥٧ ﴾ قُلْ يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنّ۪ي رَسُولُ اللّٰهِ اِلَيْكُمْ جَم۪يعًاۨ الَّذ۪ي لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ يُحْي۪ وَيُم۪يتُۖ فَاٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِهِ النَّبِيِّ الْاُمِّيِّ الَّذ۪ي يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَكَلِمَاتِه۪ وَاتَّبِعُوهُ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ ﴿ ١٥٨ ﴾ وَمِنْ قَوْمِ مُوسٰٓى اُمَّةٌ يَهْدُونَ بِالْحَقِّ وَبِه۪ يَعْدِلُونَ ﴿ ١٥٩ ﴾

سُورَةُالْاَعْرَافِ  ١٦٩ 
الجزء ٩
A`râf Sûresi  169 
Cüz  9

156  Bizim için işte bu dünyada da, âhirette de (rahat yaşam, ibadete muvaffakiyet, sevaplar ve cen netler gibi) güzel bir şey yaz! Şüphesiz ki biz (tevbe edip) Sana döndük!” (Allâh-u Te`âlâ Mûsâ (Aleyhisselâm)a icâbeten) buyurdu ki: “Benim azabım var ya; (cezalandırmak) istediğime onu (kimsenin etkisi ol maksızın) sadece Ben isâbet ettiririm. Rahmetim ise (dünyada mümin-kâfir dâhil) her şeyi kaplamış tır. Yakında (âhirette) Ben onu özellikle o kimseler için yaz(ıp ayır)acağım ki onlar (kâfirlik ve günahlar dan) hakkıyla sakınmaktadırlar, zekâtı vermekte dirler ve yine o kimseler ki kendileri (indirdiğimiz kitaplardaki tüm) âyetlerimize inanmaktadırlar!”

157  O kimseler ki, yanlarındaki Tevrât ve İncîl’de kendisini(n açık tarifini) yazılı olarak buldukları o Rasûl’e, o (, okuma-yazma bilmeyen, ancak İlâhî talimle eğitilmiş olan Muhammed (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) nâmındaki) Ümmî Nebî’ye hakkıyla uymaktadırlar. O onlara, (iman ve ibadetler gibi) iyi bilinen şeyleri emretmektedir, (kâfirlik ve günahlar gibi) iyi tanınmayan şeylerden onları engellemektedir, tertemiz şeyleri (; o Allâh’ın adı anılarak kesilen hayvanları ve pis olmayan tüm rızıkları) kendileri için helâl etmektedir, (kan, leş, ve fâiz gibi maddeten veya manen) pis olan şeyleri ise onlar üzerine haram kılmaktadır, ağır yüklerini de, evvelce üzerlerinde bulunan o (boyunlarına geçirilmiş) bukağılar (gibi ağır sorumluluklar)ı da kendilerinden indirmektedir! Artık o kimseler ki ona inanmışlardır, ona (saygı ve) tâzimde bulunmuşlardır(düşmanlarına karşı) onu korumuşlardır, (davetini ulaştırma yolunda) kendisine yardım etmişlerdir ve indirilmiş olan o (Kur’ân) nur(un)a onunla birlikte hakkıyla uymuşlardır; işte (dünyada ve âhirette umduklarına kavuşup, korktuklarından kurtularak) felâh bulanların ta kendileri ancak onlardır!
Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in, kaldırdığı ağır yüklerden maksat; tevbenin kabulü için intiharın şart kılınması, günah yapan uzuvların kesilmesi, necâset bulaşan yerlerin makaslanması ve ganimetlerin yakılması gibi, eski ümmetlerin boynundaki zor yükümlülüklerdir.

158  (Habîbim! Seninle diğer peygamberler arasında bulunan farkı açıklamak üzere tüm kullara) de ki: “Ey insanlar! Şüphesiz ki ben, O Allâh’ın sizin hepinize (göndermiş olduğu) elçisiyim ki, göklerin ve yerin (saltanat ve) mülkü sadece Kendisine aittir, O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur, O diriltir ve öldürür! O halde Allâh’a da, o Nebiyy-i Ümmî olan Rasûlüne de iman edin ki, o da Allâh’a ve (hem kendisine, hem de diğer peygamberlere indirmiş olduğu) kelimelerin(in tümün)e inanmaktadır. Bir de (kuru bir tasdikle yetinmeyip, dinini yaşamakla yükümlü olduğunuzu kabullenerek) ona hakkıyla tâbi olun, tâ ki siz (hakka ve hakikate) hidâyet bulabilesiniz!”
Bu ve bir önceki âyet-i kerîmelerden açıkça anlaşıldığı üzere; hidâyet ve felâha erişebilmek ve neticesinde cennete girmek için, sadece Allâh’a ve âhirete inanmak gibi şartlar yeterli olmadığı gibi, Râsûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in ve dininin doğruluğuna inanmak da yeterli değildir. Bilakis Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e inanmak, ona saygı göstermek, destek çıkmak, getirdiği dine ve kitaba hakkıyla uymak gibi şartlar da öne sürülmüştür. Demek oluyor ki; Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in dinini inkâr eden Yahudi ve Hristiyanlardan müteşekkil Ehl-i Kitap cennete giremeyecektir. Yine böylece Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e ve İslâm’a karşı hoşgörülü olan fakat: “Muhammed (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) hak peygamberdir, İslâm da gerçek bir dindir, ancak ben kendi dinimde devam etmekteyim, onlara uymakla yükümlü değilim!” diyerek, kendi bâtıl dinlerini bırakmayan ve İslâm’a girip, dinle alâkalı her konuda Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e harfiyyen uymaya mecbur olduğunu kabul etmeyen kitap ehli de, asla cennete giremeyecek ve felâha eremeyecektir. (Beyzâvî) Dolayısıyla yanlış fikirli bazı ilâhiyatçıların iddia ettiği gibi; Bakara Sûresi: 62 ve Mâide Sûresi: 69. âyet-i kerîmelerde: “Sadece Allâh’a ve âhiret gününe iman şartıyla cennete girecekleri” beyan edilen Yahudi ve Hristiyanlardan maksat; İslâm’ı kabullenmeyen günümüzdeki Ehl-i Kitap olmayıp, kendi peygamberleri döneminde hak olan dinlerine tâbi olan Ehl-i Kitap’tır. Bu konuda farklı bilgiler için bakınız: Bakara Sûresi: 62, Nisâ Sûresi: 151!

159  Mûsâ’nın kavminden de bir topluluk vardı ki, hak üzere bulunarak/hak (olan nasihatler) ile/ (insanları) hidâyete eriştirmekteydiler ve ancak onunla (hüküm verip, zulme sapmayarak) adâletli davranmaktaydılar.

A`râf Sûresi  169 
Cüz  9
cihanyamaneren