HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْبَقَرَةِ  ١٧ 
الجزء ١

وَقَالَتِ الْيَهُودُ لَيْسَتِ النَّصَارٰى عَلٰى شَيْءٍۖ وَقَالَتِ النَّصَارٰى لَيْسَتِ الْيَهُودُ عَلٰى شَيْءٍۙ وَهُمْ يَتْلُونَ الْكِتَابَۜ كَذٰلِكَ قَالَ الَّذ۪ينَ لَا يَعْلَمُونَ مِثْلَ قَوْلِهِمْۚ فَاللّٰهُ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ ﴿ ١١٣ ﴾ وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنْ مَنَعَ مَسَاجِدَ اللّٰهِ اَنْ يُذْكَرَ ف۪يهَا اسْمُهُ وَسَعٰى ف۪ي خَرَابِهَاۜ اُو۬لٰٓئِكَ مَا كَانَ لَهُمْ اَنْ يَدْخُلُوهَٓا اِلَّا خَٓائِف۪ينَۜ لَهُمْ فِي الدُّنْيَا خِزْيٌ وَلَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ ﴿ ١١٤ ﴾ وَلِلّٰهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ فَاَيْنَمَا تُوَلُّوا فَثَمَّ وَجْهُ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ وَاسِعٌ عَل۪يمٌ ﴿ ١١٥ ﴾ وَقَالُوا اتَّخَذَ اللّٰهُ وَلَدًاۙ سُبْحَانَهُۜ بَلْ لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ كُلٌّ لَهُ قَانِتُونَ ﴿ ١١٦ ﴾ بَد۪يعُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَاِذَا قَضٰٓى اَمْرًا فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ ﴿ ١١٧ ﴾ وَقَالَ الَّذ۪ينَ لَا يَعْلَمُونَ لَوْلَا يُكَلِّمُنَا اللّٰهُ اَوْ تَأْت۪ينَٓا اٰيَةٌۜ كَذٰلِكَ قَالَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ مِثْلَ قَوْلِهِمْۜ تَشَابَهَتْ قُلُوبُهُمْۜ قَدْ بَيَّنَّا الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ ﴿ ١١٨ ﴾ اِنَّٓا اَرْسَلْنَاكَ بِالْحَقِّ بَش۪يرًا وَنَذ۪يرًاۙ وَلَا تُسْـَٔلُ عَنْ اَصْحَابِ الْجَح۪يمِ ﴿ ١١٩ ﴾

سُورَةُالْبَقَرَةِ  ١٧ 
الجزء ١
Bakara Sûresi  17 
Cüz  1

113  Yahudiler: “Hristiyanlar (din adına muteber) hiçbir şey üzere değildir!” dedi. Hristiyanlar da: “Yahudiler (din namına) hiçbir (doğru) şey üzere değildir!” dedi. Oysa onlar o (kendilerine verilen) kitab(lar)ı devamlı okumaktadırlar. İşte o (kitap) bilmeyen (müşrik) kimseler de, onların (birbirleri hakkındaki) sözünün benzerini böylece (Muhammed (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ve ashâbı hakkında) söylemişti. Artık kendisi hakkında çekişmekte bulunmuş oldukları (dinle alâkalı) şeyler hususunda Allâh kıyâmet günü aralarında hüküm ver(mek üzere haklıyı cennete, haksızı cehenneme sevk ed)ecektir.

114  Allâh’ın mescitlerini; içlerinde O’nun adının anılmasını engellemiş olan ve onların (maddî ya da manevî) yıkımı (uğru)nda çalışmış bulunandan daha zâlim kim olabilir? İşte onlar ki, (mescitlerin tahribine cesaret bir yana, oralara yaklaşırken bile Allâh’a karşı) korkuya kapılmış olmaları dışında oralara girmeleri kendileri için olacak şey değildi! (Öldürülme, esir edilme ve cizyeye bağlanma gibi) büyük bir rüsvaylık dünyada onlar içindir. (Kâfirliklerine bir de zâlimliği ilave ettiklerinden,) kendileri için âhirette de pek büyük bir azap vardır.

115  Doğu da batı da Allâh’a aittir. Öyleyse (namaz kılmak için) her nerede (yüzlerinizi kıble tarafına) yöneltirseniz, Allâh’ın vechi (; yönelmenizi emrettiği cihet) işte oradadır! (Dolayısıyla Mescid-i Haram veya Mescid-i Aksâ gibi yerlerde namaz kılmanız engellenirse, kıbleye dönmek şartıyla istediğiniz yerde kılabilirsiniz.)/O halde her nerede (kalplerinizi Allâh-u Te’âlâ’ya) yöneltmede bulunursanız, Allâh’ın (mekândan münezzeh olan) Zât’ı (, sonsuz ilmiyle ve her yerde ne yapıldığını bilmesi itibarıyla) işte oradadır! Şüphesiz ki Allâh (, bilgisi ve acıması sonsuz geniş olan bir) Vâsi’dir (bu yüzden kullarına kıbleye yönelme hususunda genişlik tanımıştır); (herkesin niyetini de amelini de hakkıyla bilen bir) Alîm’dir.

116  (Yahudiler Uzeyr (Aleyhisselâm)`ı, Hristiyanlar Îsâ (Aleyhisselâm)ı, müşrikler ise melekleri Allâh’ın çocuğu kabul ederek:) “Allâh bir çocuk edindi!” dediler. (Noksan sıfatlardan tenzîh ve) tesbîh O’na! (O, çocuk edinmenin gerektirdiği; eşi ve benzeri olma gibi muhtaçlık ve yok olma belirtilerinden son derece pâk ve uzaktır!) Doğrusu göklerde ve yerde olanlar(ın tümü, dolayısıyla Uzeyr de, Îsâ da, melekler de) O’na aittir. Hepsi de (varlığını ve birliğini ikrar ederek) O’na itaat edicidirler.

117  (O,) göklerin ve yerin Bedî’idir (; eşsiz ve örneksiz yaratıcısıdır). O bir iş(in meydana gelmesin) e hükmettiği zaman, ona ancak: “Var ol!” buyurur, o da hemen meydana geliverir.

118  O (kitap nedir) bilmeyen (müşrik) kimseler(le, bile bile inkâr eden Ehl-i Kitap kâfirleri, kibir ve inatlarından dolayı): “Allâh (meleklerle ve Mûsâ ile konuştuğu gibi, senin hak olduğuna dair) bizimle (de) konuşsaydı yahut bize (senin doğruluğunu gösteren) bir âyet (ve mûcize) gelseydi ya!” dedi(ler). İşte onlardan önce (geçmiş ümmetlerin kâfir) olanlar(ı) da onların sözünün benzerini böylece (Mûsâ (Aleyhisselâm) gibi peygamberlere karşı) söylemişti. (Körlük ve inatçılıkta) onların kalpleri birbirine (ne kadar da) benzemiştir. Muhakkak ki Biz (gerçeklere) yakînen inanmakta olan bir cemaat için o (Muhammed (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in peygamberliğinin doğruluğuna dair nice mûcize ve) âyetleri tam manasıyla açıklamışızdır.

119  Şüphesiz ki Biz seni büyük bir müjdeci ve gerçek bir uyarıcı olarak o hak (olan Kur’ân-ı Kerîm ve İslâm) ile gönderdik. (Böylece sen, inanıp itaat edenleri cennetle müjdelemekte, inkâr edip isyan edenleri de cehennemle korkutmaktasın) Sen (gerçekleri duyurduktan sonra) şiddetle tutuşmuş o (cehennem) ateşin(in) dostların(ın inanmamaların) dan sorumlu olmayacaksın!

Bakara Sûresi  17 
Cüz  1
cihanyamaneren