HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْاَعْرَافِ  ١٧١ 
الجزء ٩

وَاِذْ قَالَتْ اُمَّةٌ مِنْهُمْ لِمَ تَعِظُونَ قَوْمًاۨۙ اللّٰهُ مُهْلِكُهُمْ اَوْ مُعَذِّبُهُمْ عَذَابًا شَد۪يدًاۜ قَالُوا مَعْذِرَةً اِلٰى رَبِّكُمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ ﴿ ١٦٤ ﴾ فَلَمَّا نَسُوا مَا ذُكِّرُوا بِه۪ٓ اَنْجَيْنَا الَّذ۪ينَ يَنْهَوْنَ عَنِ السُّٓوءِ وَاَخَذْنَا الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا بِعَذَابٍ بَـ۪ٔيسٍ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ ﴿ ١٦٥ ﴾ فَلَمَّا عَتَوْا عَنْ مَا نُهُوا عَنْهُ قُلْنَا لَهُمْ كُونُوا قِرَدَةً خَاسِـ۪ٔينَ ﴿ ١٦٦ ﴾ وَاِذْ تَاَذَّنَ رَبُّكَ لَيَبْعَثَنَّ عَلَيْهِمْ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ مَنْ يَسُومُهُمْ سُٓوءَ الْعَذَابِۜ اِنَّ رَبَّكَ لَسَر۪يعُ الْعِقَابِۚ وَاِنَّهُ لَغَفُورٌ رَح۪يمٌ ﴿ ١٦٧ ﴾ وَقَطَّعْنَاهُمْ فِي الْاَرْضِ اُمَمًاۚ مِنْهُمُ الصَّالِحُونَ وَمِنْهُمْ دُونَ ذٰلِكَۘ وَبَلَوْنَاهُمْ بِالْحَسَنَاتِ وَالسَّيِّـَٔاتِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ ﴿ ١٦٨ ﴾ فَخَلَفَ مِنْ بَعْدِهِمْ خَلْفٌ وَرِثُوا الْكِتَابَ يَأْخُذُونَ عَرَضَ هٰذَا الْاَدْنٰى وَيَقُولُونَ سَيُغْفَرُ لَنَاۚ وَاِنْ يَأْتِهِمْ عَرَضٌ مِثْلُهُ يَأْخُذُوهُۜ اَلَمْ يُؤْخَذْ عَلَيْهِمْ م۪يثَاقُ الْكِتَابِ اَنْ لَا يَقُولُوا عَلَى اللّٰهِ اِلَّا الْحَقَّ وَدَرَسُوا مَا ف۪يهِۜ وَالدَّارُ الْاٰخِرَةُ خَيْرٌ لِلَّذ۪ينَ يَتَّقُونَۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ ﴿ ١٦٩ ﴾ وَالَّذ۪ينَ يُمَسِّكُونَ بِالْكِتَابِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَۜ اِنَّا لَا نُض۪يعُ اَجْرَ الْمُصْلِح۪ينَ ﴿ ١٧٠ ﴾

سُورَةُالْاَعْرَافِ  ١٧١ 
الجزء ٩
A`râf Sûresi  171 
Cüz  9

164  Vaktâ ki içlerinden (kendileri harama bulaş mayan fakat günah işleyenlere de karışmayan) bir ce maat (nasihate devam eden diğer topluluğa): “Ne diye vaaz u(nasihate devam) ediyorsunuz öyle bir toplu ma ki, Allâh kendilerini (topluca) helâk edicidir ya da (köklerini kazımayıp) onlara pek şiddetli bir azapla azap edicidir?” dediğinde onlar: “Rabbinize bir mazeret olsun (da kötülükten nehyetme hususun da gevşeklik yapmakla suçlanmayalım) diye (biz vaazı bırakmıyoruz)! Hem ola ki onlar (birazcık olsun) sa kınabilirler. (Zira helâk olmayan kişilerden tamamen ümit kesilmez.)” dediler.

165  Ne zaman ki onlar (nasihat kabîlinden) kendi siyle öğütlendikleri şeyi (tamamen terk edip) unut tular, Biz (cumartesi günü balık avlama yasağı gibi) o kötü şeyden nehyetmekte olanları (, diğerlerinin başına gelen belaya çarpılmaktan) kurtardık. O (günahı işleyerek) zâlim olmuş kimseleri ise, yapmakta bulunmuş oldukları (isyan ve) fâsıklık yü zünden pek çetin (ve acımasız) bir azapla yakaladık.

166  Böylece onlar kendisinden yasaklandıkları şey(i terk etmek)den büyüklenince Biz onlara: “Maymunlar ve alçaklar olun!” buyurduk!
Ulemânın ekserisinin beyanı vechile; maymuna döndürülen bu kişiler meshedilmelerinin ardından hiçbir şey yemeyip içme diler, birbirlerine cinsî yakınlıkta da bulunmadılar ve üç gün içerisinde helâk oldular. Bazıları bugünkü maymunların onların neslinden olduğunu iddia etmişlerse de, İbni Mes’ûd (Radıyallâhu anh)ın şu rivayeti bu görüşü reddetmektedir: Bir kişi Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e, maymun ve domuzların, suretleri döndürülen ümmetlerden kalıp kalmadığını sorduğunda o: “Şüphesiz ki Allâh-u Te`âlâ bir toplumu helâk edip de yahut bir millete azap edip de daha sonra onlar için bir nesil bırakmaz. Maymunlar ve domuzlar daha önce de mevcuttular!” buyurmuştur. (Müslim, Kader: 7, No: 2663, 42051-2052)

167  Hani Rabbin kasem ederek bildiride bulun muştu ki; elbette kıyâmet gününe kadar kendileri ne en kötü (işkence ve) azab(lar)ı yükleyecek olan kimseleri muhakkak o (Yahudi ola)nlar üzerine gön der(ip musallat ed)ecektir! Gerçekten senin Rabbin (kâfirlere karşı) elbette azâbı çok çabuk olan bir Zât’tır. (Dilediğine azâbı dünyada çarçabuk göndere bilir. Bunu böyle dilemese bile, her gelecek yakındır.) Yine muhakkak ki O, elbette (tevbe edenleri çokça bağışlayan bir) Ğafûr’dur, (iman edenlere ise pek zi yade acıyan bir) Rahîm’dir.

168  Biz onları (belli bir yerde kuvvet ve devlete kavuşamasınlar diye) yer(yüzünün farklı farklı bölge lerin)de ayrı ayrı topluluklara parçaladık. İçlerin den iyi kimseler vardır (ki onlar İslâm’ı kabul eden kimselerdir). İşte onlardan bu (iyilik durumu) nun aşağısında bulunan (birtakım kâfir ve fâsıklar) da vardır. Böylece Biz onları (bolluk ve âfiyet gibi) güzel şeylerle de, (kıtlık ve hastalık gibi) kötü şeylerle de imtihan (edenin muamelesine tâbi) ettik. Tâ ki onlar (bu inkâr ve isyanlarından) dönsünler!

169  O (Ehl-i Kitap arasından, kendi dönemlerinde muteber olan dinlerine ve kitaplarına bağlı buluna)n (sâlih kul)ların ardından (, atalarından öğrenme yoluy la) o (Tevrât) kitab(ında bulunan emirler, yasaklar, helâl ve haramlarla ilgili malumat)a mirasçı olmuş birtakım kötü nesiller yerlerine geçti. Onlar işte şu en yakın olan (peşin ve geçici dünyan) ınşu en alçak olan (hakir ve değersiz dünyan)ın menfaatini alır lar, bir yandan da: “(Allâh’ın kelimelerini değiştirme karşılığında aldığımız rüşvet günahından dolayı cezalandırılacak değiliz,) muhakkak ki bu bizim için ba ğışlanacaktır!” derler. Ama kendilerine onun gibi bir menfaat daha gelse onu da alır (, böylece hiç tevbe etmeksizin bu günahlarında ısrar edip kalır)lar. Bu ki şilerden o kitapta, Allâh’a karşı hak olmayanı(, özellikle de günaha ısrarcı oldukları halde, kesinkes affolu nacakları gibi iddiaları) söylemeyeceklerine dâir kuv vetli bir söz alınmamışmıydı? Hâlbuki kendileri onda bulunanı iyice okumuş (olduklarından, bu sözü unutmamış) lardı. O son yurt (olan âhiret) ise, (rüşvet ve haramlardan) hakkıyla sakınmakta olan o kimse ler için (, bunların kazandığı âdî ve basit mallardan) da ha iyidir! Hâlâ (bunun böyle olduğunu) anla(yıp da ebedî azâba sebebiyet veren bu âdî menfaatleri sonsuz nimetlerle değişmeyi bırak)mayacak mısınız?

170  O kimseler ki (kitapları olan Tev rât’ı değişti rip gizlememişler ve onu tahrifi bir kazanç vesilesi edin memişlerdir, daha sonra da onu tasdik ederek inen) o (Kur’ân gibi yüce) kitaba sımsıkı sarılmışlar ve o (farz) namaz(lar) ı dosdoğru kılmışlardır; şüphe siz ki Biz ıslâha çalışan o kimselerin mükâfatını boşa çıkarmayacağız!

A`râf Sûresi  171 
Cüz  9
cihanyamaneren