HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْاَنْفَالِ  ١٧٩ 
الجزء ٩

وَاذْكُرُٓوا اِذْ اَنْتُمْ قَل۪يلٌ مُسْتَضْعَفُونَ فِي الْاَرْضِ تَخَافُونَ اَنْ يَتَخَطَّفَكُمُ النَّاسُ فَاٰوٰيكُمْ وَاَيَّدَكُمْ بِنَصْرِه۪ وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ﴿ ٢٦ ﴾ يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَخُونُوا اللّٰهَ وَالرَّسُولَ وَتَخُونُٓوا اَمَانَاتِكُمْ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ ﴿ ٢٧ ﴾ وَاعْلَمُٓوا اَنَّمَٓا اَمْوَالُكُمْ وَاَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌۙ وَاَنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُٓ اَجْرٌ عَظ۪يمٌ۟ ﴿ ٢٨ ﴾ يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنْ تَتَّقُوا اللّٰهَ يَجْعَلْ لَكُمْ فُرْقَانًا وَيُكَفِّرْ عَنْكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْۜ وَاللّٰهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظ۪يمِ ﴿ ٢٩ ﴾ وَاِذْ يَمْكُرُ بِكَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لِيُثْبِتُوكَ اَوْ يَقْتُلُوكَ اَوْ يُخْرِجُوكَۜ وَيَمْكُرُونَ وَيَمْكُرُ اللّٰهُۜ وَاللّٰهُ خَيْرُ الْمَاكِر۪ينَ ﴿ ٣٠ ﴾ وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا قَالُوا قَدْ سَمِعْنَا لَوْ نَشَٓاءُ لَقُلْنَا مِثْلَ هٰذَٓاۙ اِنْ هٰذَٓا اِلَّٓا اَسَاط۪يرُ الْاَوَّل۪ينَ ﴿ ٣١ ﴾ وَاِذْ قَالُوا اللّٰهُمَّ اِنْ كَانَ هٰذَا هُوَ الْحَقَّ مِنْ عِنْدِكَ فَاَمْطِرْ عَلَيْنَا حِجَارَةً مِنَ السَّمَٓاءِ اَوِ ائْتِنَا بِعَذَابٍ اَل۪يمٍ ﴿ ٣٢ ﴾ وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيُعَذِّبَهُمْ وَاَنْتَ ف۪يهِمْۜ وَمَا كَانَ اللّٰهُ مُعَذِّبَهُمْ وَهُمْ يَسْتَغْفِرُونَ ﴿ ٣٣ ﴾

سُورَةُالْاَنْفَالِ  ١٧٩ 
الجزء ٩
Enfâl Sûresi  179 
Cüz  9

26  (Ey Habîbimin ashâbı!) Hatırlayın o zamanı ki; siz o toprakta(; vatanınız olan Mekke’de müşrikler ta rafından âciz tanınan, horlanıp hakir görülerek) zayıf tutulan bir azınlıktınız ve o insanların sizi (her an) çabukça yakalayabileceğinden endişe etmektey diniz. Ama O (Allâh-u Te`âlâ) sizi (Medîne’ye) sığındır mış, yardımıyla sizi desteklemiş ve o pek hoş şey (olan ganimet)lerden sizi rızıklandırmıştı. Tâ ki siz (bunca nimetine karşı O’na) şükredesiniz!

27  Ey iman etmiş olan kimseler! (Farzları ve sünnetleri yerine getirmeyerek, niyetlerinizin tersini açıklayarak ve ganimet mallarından çalarak) Allâh’a ve o Rasûl`e hâinlik etmeyin, (aranızda bulunan) emânetlerinize de (riâyetsizlik ederek) hıyânet et meyin! Oysa siz (yaptığınız işin vebâlini ve nelerin iyi, nelerin kötü olduğunu) bilmektesiniz!
Rivayete göre; Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) sözleşmeyi bozup müşriklerle birleşen Yahudilerden Kureyza oğullarını yirmi bir gece muhasara altında tuttu. Onlar Nadîr oğullarıyla yapıldığı gibi kendileriyle de sürgün anlaşması yapılmasını istediler, fakat Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) Sa’d ibni Mu’âz (Radıyallâhu anh)ın hükmüne razı olmaları hususunda ısrarcı oldu. Onlar, çoluk çocuğu ve malı kendi yanlarında bulunduğu için haklarında iyi karar vereceğini umdukları Ebû Lübâbe (Radıyallâhu anh)ı kendilerine göndermesini istediler. O onların: “Sa’d ibni Mu’âz’ın hükmüne râzıolalım mı?” şeklindeki sorularına karşılık: “Boğazınız kesilir, sakın bunu yapmayın!” dercesine eliyle boğazına işâret etti. Ama Ebû Lübâbe (Radıyallâhu anh) daha ayakları yerinden kıpırdamadan Allâh’a ve Rasûlüne hâinlik yapmış olduğunu anladı. Bu hâdise üzerine bu âyet-i kerîme nâzil olunca, kendisini mescidin bir direğine bağlayarak ölünceye ya da tevbesi kabul oluncaya kadar hiçbir yiyecek ve içecek tatmayacağına yemin etti ve o hal üzere yedi gün bekleyerek baygınlık geçir di. Sonra Allâh-u Te`âlâ tevbesini kabul edince ona: “Tevben kabul oldu, kendini çöz!” denildiyse de o: “Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) beni çözmedikçe ben kendimi çözmem!” dedi. Bunun üzerine Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) yanına gelerek onu çözdü. O da tevbesinin tamamlanması için, günahına sebep olan malının tamamını bağışlamak istedi, Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) de: “Üçte birini bağışlaman sana yeterli olur!” buyurdu. (Beyzâvî, Hâzin)

28  (Şu gerçeği iyice) bilin ki, mallarınız ve çocuklarınız ancak (günaha ve azâba düşmenize sebebiyet verecek) birer fitnedir(Allâh’ın sizi kendileriyle sı nayacağı) birer imtihan vesilesidir (, sakın onların sevgisi yüzünden hâinliğe yönelerek imtihanı kaybet meyin)! Allâh ise, (rızâsını her şeye tercih edenler için) gerçekten pek büyük bir mükâfat sadece Kendi nezdindedir. (O halde mallarınız ve çocuklarınız hak kında Allâh’ın hududunu gözeterek, O’nun katındaki mükâfatlara kavuşmaya çalışın.)

29  Ey iman etmiş olan kimseler! (Yapacağınız ve bırakacağınız her işte) Allâh’tan hakkıyla sakınır sanız, (o takvâ sayesinde) O sizin için (hakkı bâtıldan ayıracak) bir (nur ve) Furkan(, haklıyı haksızdan ayı racak bir yardım, iki cihanda kurtuluş ve şüphelerden çıkışa vesile olacak bir hidâyet) yaratır, (dünyada) sizden kötü işlerinizi(n eserini) örter ve (âhirette) sizin için bağışlamada bulunur. Zaten Allâh pek büyük bir fazl u(u ikram, lütf u ih sân) sahibidir! (Bu yüzden Kendisine hiçbir şey vâcip olmadığı halde, takvâya karşılık bu kadar büyük vaat lerde bulunmuştur.)

30  Hani o kâfir olmuş kimseler, seni tutup (bir evde hapsederek) bağlasınlar yahut seni öldürsünler ya da seni (Mek ke’den sürgün edip) çıkarsınlar diye sana tuzak kuruyordu. Oysa onlar hile yapıyorlar ken Allâh da (Müşrikleri Bedir’e çıkarıp, Müslümanları onlara az göstererek savaşa girişmelerini sağladıktan sonra kâfirleri bozguna uğratarak, onların) hileler(in)e karşılık veriyordu. Zaten hilelere karşılık verenlerin hayırlısı ancak Allâh’tır. (Nitekim O’nun mekri o kadar güçlüdür ki, ona nispetle kimsenin hile ve tu zağına itibar olunmaz.)

31  Onlar üzerine Bizim âyetlerimiz sürekli okun duğu zaman (Acem diyârına sıkça gidip, Rüstem ve İs fendiyar hikâyelerini belleyen Nadr ibni Hâris gibiler Kur’ân’ı inkâr etmek üzere): “Gerçekten biz (Muhammed’in okuduklarını) işit tik! Dileseydik işte bunun bir benzerini elbette biz de söylerdik. İşte bu, öncekilerin (uydurup) yazmış olduğu hikâyelerden başka bir şey değildir!” dediler.

32  (Habîbim!) Hani (Nadr kâfiri Kur’ân’a masal deyince, sen: “Helâk olasın! Bu Allâh’ın kelâmıdır!” demiştin de, o zaman) onlar: “Ey Allâh! Eğer işte bu (Kur’ân), Senin nezdinden (indirilmiş) olan hakkın ta kendisi ise, hemen gök ten üzerimize taş yağdır ya da bize çok acı verici bir azap getir!” demişlerdi.

33  (Onlar azâbı çoktan hak etmişlerse de,) sen onla rın içindeyken Allâh onlara asla azap edecek değil dir. (Senin aralarından ayrılmandan sonra da,) onla r(ın içerisinde kalan zayıf müminler) mağfiret ister lerkeno (kâfir ola)nlar (iman edip) istiğfarda bulu nurlarken de Allâh onlara azap edici olmamıştır.

Enfâl Sûresi  179 
Cüz  9
cihanyamaneren