HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْاَنْفَالِ  ١٨٢ 
الجزء ١٠

وَاَط۪يعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلَا تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ ر۪يحُكُمْ وَاصْبِرُواۜ اِنَّ اللّٰهَ مَعَ الصَّابِر۪ينَۚ ﴿ ٤٦ ﴾ وَلَا تَكُونُوا كَالَّذ۪ينَ خَرَجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ بَطَرًا وَرِئَٓاءَ النَّاسِ وَيَصُدُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ بِمَا يَعْمَلُونَ مُح۪يطٌ ﴿ ٤٧ ﴾ وَاِذْ زَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ وَقَالَ لَا غَالِبَ لَكُمُ الْيَوْمَ مِنَ النَّاسِ وَاِنّ۪ي جَارٌ لَكُمْۚ فَلَمَّا تَرَٓاءَتِ الْفِئَتَانِ نَكَصَ عَلٰى عَقِبَيْهِ وَقَالَ اِنّ۪ي بَر۪ٓيءٌ مِنْكُمْ اِنّ۪ٓي اَرٰى مَا لَا تَرَوْنَ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اللّٰهَۜ وَاللّٰهُ شَد۪يدُ الْعِقَابِ۟ ﴿ ٤٨ ﴾ اِذْ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ غَرَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ د۪ينُهُمْۜ وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِ فَاِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ ﴿ ٤٩ ﴾ وَلَوْ تَرٰٓى اِذْ يَتَوَفَّى الَّذ۪ينَ كَفَرُواۙ الْمَلٰٓئِكَةُ يَضْرِبُونَ وُجُوهَهُمْ وَاَدْبَارَهُمْۚ وَذُوقُوا عَذَابَ الْحَر۪يقِ ﴿ ٥٠ ﴾ ذٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْد۪يكُمْ وَاَنَّ اللّٰهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِلْعَب۪يدِۙ ﴿ ٥١ ﴾ كَدَأْبِ اٰلِ فِرْعَوْنَۙ وَالَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۜ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ فَاَخَذَهُمُ اللّٰهُ بِذُنُوبِهِمْۜ اِنَّ اللّٰهَ قَوِيٌّ شَد۪يدُ الْعِقَابِ ﴿ ٥٢ ﴾

سُورَةُالْاَنْفَالِ  ١٨٢ 
الجزء ١٠
Enfâl Sûresi  182 
Cüz  10

46  (Cihada çıkmak ve düşmana karşı sebat etmek gibi tüm emirlerinde) Allâh’a ve Rasûlüne itaat edin! (Bedir’e çıkış hakkında yaptığınız gibi görüş ayrılığına düşerek) çekişmeyin, sonra korkuya kapılırsınız ve (kuvvetinizi temin etmek üzere arkanızdan esen) rüz gârınız (kaybolup) gider. (Kâfirlerle muhârebede bozguna uğramamak için) sabredin! Şüphesiz ki Allâh(ın yardım ve deste ği) sabredenlerle beraberdir.

47  (Ey Müslümanlar! Nimetlerinin çokluğundan dolayı şükrü unutan) o (şımarık ve riyâkâr) kimseler gibi olmayın ki, iftihar ve insanlara gösteriş için yurtlarından (kervanı kurtarma gayesiyle) çıkmışlar dır ve Allâh’ın yolun(a uymak) dan (insanları) alıkoy maktadırlar! (Bilakis siz tak vâ ve ihlâs ehlinden olup, Allâh korkusuyla kederli ve üzüntülü olun!) Oysa Allâh onların yapmakta olduklarını (ilmiyle çepeçevre) kuşatıcıdır. (Hak ettikleri cezayı da ken dilerine verecektir.)

48  Hani şeytan onlara (Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e düşmanlık hususunda) yaptıklarını çokça hoş göstermiş ve (Sürâka ibni Mâlik’in suretinde kendilerine görünerek): “Bu gün insanlardan size gâlip gelecek hiçbir kimse yoktur, gerçekten ben de sizin için bir yardımcıyım!” demişti. Fakat o iki topluluk birbirini görünce o (şeytan), ökçeleri üzerinde geri dönmüş ve: “Muhakkak ki ben sizden tamamen uzağım. Gerçekten de ben sizin göremediklerinizi görmekteyim! Şüphesiz ki ben (Allâh’ın, dostlarına verdiği yardım sözünü tutacağını yakînen bildiğim için) Allâh’tan korkmaktayım! Zaten Allâh, azâbı çok şiddetli olan bir Zât’tır!” demişti.
Müfessirlerin cumhûruna göre; Kureyş müşrikleri Bedir’e çıkmaya karar verdiklerinde Kinâne oğullarıyla aralarındaki husumeti hatırlayarak geri kalacak oldular. Çünkü onlardan bir adamı öldürdükleri için aralarında kan davası sürmekteydi. Bu yüzden topluca Bedir’e çıktıklarında arkalarından bir saldırıya uğramaktan endişe ettiler. Onların Bedir’e çıkmasını çok isteyen İblis, Kinâne oğullarının eşrâfından olan Sürâka ibni Mâlik’in kılığına girerek onların yanına gelip: “Bugün size kimse gâlip gelemez! Kinâne’den beklediğiniz hiçbir sıkıntıyla karşılaşmamanız için ben size yardımcıyım!” deyince hemen yola çıktılar. İnsanlar harp safına dizilince Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) bir avuç toprak alıp müşriklerin suratlarına serpti. O sırada İblis, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in önünde yürüyen Cibrîl (Aleyhisselâm) ın kendisine doğru yöneldiğini görünce elini yanında bulunan Hâris ibni Hişâm’ın elinden çekip kaçmaya başladı. Hâris: “Daha savaş başlamadan bu kaçış da ne?” diyerek onu tutmaya çalıştıysa da o: “Ben sizin görmediklerinizi görüyorum!” deyip göğsüne vurarak ondan kurtuldu. Bunun üzerine müşrikler bozguna uğradılar. Mekke’ye döndüklerinde Sürâka’nın kendilerini bozguna uğrattığı lafını konuşmaya başladılar. Bunu duyan Sürâka yanlarına gelerek: “Siz benim hakkımda şöyle şöyle konuşuyormuşsunuz, vallâhi ben sizin Bedir’e çıktığınızın farkında bile değilim! Bozguna uğradığınızı daha yeni duydum!” dedi. Onlar ona: “Sen şu gün bize gelmemiş miydin?” diye ısrarla sordularsa da o böyle bir şeyden haberi bile olmadığına yemin etti. Böylece müşrikler bu meseleyi bir çözüme kavuşturamadılar. Neticede içlerinden bir kısmı Müslüman olunca, şeytanın Sürâka kılığında onlara gelip kendilerini bozguna uğrattığını anladılar. (Hâzin, Beyzâvî, Nesefî, Âlûsî)

49  (Sizin üç yüz kişilik bir kuvvetle, bin kişilik bir orduya karşı çıktığınızı gördüklerinde,) münafıklar ve kalplerinde (şek ve şüpheden ibâret) bir tür hastalık bulunanlar: “İşte bunları dinlerialdatmış (da, ona güvenip kendilerini böyle bir tehlikeye atmışlar)!” de diği zaman(, işte o zaman Allâh’ın şiddetli azâbı kendi lerine isâbet etmişti)! Oysa her kim Allâh’a (güvenir de, tüm işlerini O’na havale ederek) tevekkülde bulunursa, şüphesiz ki Allâh (ne kadar az ve güçsüz olsalar da, Kendisine gü venenleri, kuvvetli çoğunluklara gâlip edecek kuvvete sahip bulunan bir) Azîz’dir, (hikmet-i bâliğasıyla, akıl ve idrâkin anlamakta güçlük çekeceği muâmeleler ya pan ve dostuyla düşmanını bir tutmayanyegâne hik met sahibi bir) Hakîm’dir.

50  (Habîbim!) Bir görecek olsaydın o zamanı ki; melekler, yüzlerine ve arkalarına (, sırtlarına ve ma katlarına demirden kamçılarla) vurmakta oldukları halde o kâfir olmuş kimselerin canlarını alacak ve: “Tadın o yakıcı azâbı!” (diyecekler.)

51  (Ey kâfir!) İşte bu (karşılaştığın can yakıcı azap), ellerinizin takdim etmiş bulunduğu (kâfirlik ve günahlar gibi, cezayı mucip) şeyler sebebiyledir, bir de gerçekten Allâh kullara (haksız yere azap ederek) asla zerre kadar bile zulmedici değildir!

52  (Bu kâfirlerin gidişâtı) Firavun hânedanının ve onlardan önce ki o (kâfir) kişilerin âdeti gibidir. Onlar Allâh’ın âyetlerini inkâr etmişlerdi de, Allâh onları günahları sebebiyle hemen yakalayı vermişti. Şüphesiz ki Allâh, (düşmanlarından intikam almak ta pek kuvvetli bir) Kaviyy’dir, (inkârcılara karşı) azâ bı çok şiddetli olan bir Zât’tır.

Enfâl Sûresi  182 
Cüz  10
cihanyamaneren