HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْاَنْفَالِ  ١٨٤ 
الجزء ١٠

وَاِنْ يُر۪يدُٓوا اَنْ يَخْدَعُوكَ فَاِنَّ حَسْبَكَ اللّٰهُۜ هُوَ الَّذ۪ٓي اَيَّدَكَ بِنَصْرِه۪ وَبِالْمُؤْمِن۪ينَۙ ﴿ ٦٢ ﴾ وَاَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِهِمْۜ لَوْ اَنْفَقْتَ مَا فِي الْاَرْضِ جَم۪يعًا مَٓا اَلَّفْتَ بَيْنَ قُلُوبِهِمْ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ اَلَّفَ بَيْنَهُمْۜ اِنَّهُ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ ﴿ ٦٣ ﴾ يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ حَسْبُكَ اللّٰهُ وَمَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ۟ ﴿ ٦٤ ﴾ يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ حَرِّضِ الْمُؤْمِن۪ينَ عَلَى الْقِتَالِۜ اِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ عِشْرُونَ صَابِرُونَ يَغْلِبُوا مِائَتَيْنِۚ وَاِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ مِائَةٌ يَغْلِبُٓوا اَلْفًا مِنَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَفْقَهُونَ ﴿ ٦٥ ﴾ اَلْـٰٔنَ خَفَّفَ اللّٰهُ عَنْكُمْ وَعَلِمَ اَنَّ ف۪يكُمْ ضَعْفًاۜ فَاِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ مِائَةٌ صَابِرَةٌ يَغْلِبُوا مِائَتَيْنِۚ وَاِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ اَلْفٌ يَغْلِبُٓوا اَلْفَيْنِ بِاِذْنِ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ مَعَ الصَّابِر۪ينَ ﴿ ٦٦ ﴾ مَا كَانَ لِنَبِيٍّ اَنْ يَكُونَ لَهُٓ اَسْرٰى حَتّٰى يُثْخِنَ فِي الْاَرْضِۜ تُر۪يدُونَ عَرَضَ الدُّنْيَاۗ وَاللّٰهُ يُر۪يدُ الْاٰخِرَةَۜ وَاللّٰهُ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ ﴿ ٦٧ ﴾ لَوْلَا كِتَابٌ مِنَ اللّٰهِ سَبَقَ لَمَسَّكُمْ ف۪يمَٓا اَخَذْتُمْ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ ﴿ ٦٨ ﴾ فَكُلُوا مِمَّا غَنِمْتُمْ حَلَالًا طَيِّبًاۘ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ۟ ﴿ ٦٩ ﴾

سُورَةُالْاَنْفَالِ  ١٨٤ 
الجزء ١٠
Enfâl Sûresi  184 
Cüz  10

62  Eğer onlar sana hile yapmak isterlerse, şüphesiz ki sana yeterli olacak Zât ancak Allâh’tır! (O halde tuzaklarını önemseme! Zira) Kendi yardımıyla ve inananlar(ın desteği) ile seni güçlendirmiş olan Zât ancak O’dur!

63  Bir de O (Evs ve Hazrec kabilelerinin yüz yirmi senelik kan davasından sonra) onların kalpleri arasında tam bir kaynaşma vücuda getirmiş tir. Sen (onların içinde bulunan kin, nefret ve intikam hırsını gider mek için) yer(yüzün)de bu lunanları topluca harcaya cak olsaydın, onların kalplerinin arasında bir buluşma sağlayamazdın. Velâkin (bütün kalplerin yegâ ne Mâliki olan) Allâh (üstün kuvvetiyle) onların ara sında tam bir ülfet meydana getirmiştir. Şüphesiz ki O (, sana tuzak kuranları kahredecek güce sahip bir) Azîz’dir; (sana uyanlara son derece yardım ederek, hikmetini uygulayacak bir) Hakîm’dir.

64  Ey Nebiyy(-i zîşân)! Sana (yardımda) yeterli olacak Zât ancak Allâh’tır, bir de sana hakkıyla uymuş bulunan o müminler/sana da, inananlardan sana hakkıyla uymuş bulunanlara da kâfî gelecek Zât ancak Allâh’tır/!

65  Ey Nebiyy(-i zîşân)! İnananları (kâfirlerle) savaşa teşvik et! İçinizden sabredici yirmi kişi bulunur sa, (onlardan) iki yüz (kişiy)e gâlip gelirler. Sizden (sabırlı) yüz (kişi) bulunursa, o kâfir olmuş kimselerden bin (kişiy)i yenerler. Çünkü gerçekten onlar (Allâh’tan yardım beklemedikleri için) öyle (basi retsiz) bir toplumdurlar ki (harp taktiğini) iyice anla mazlar!

66  Şu anda Allâh sizde gerçekten (sayı ve sağlık bakımından) bir zafiyet bulunduğunu bilmiş ve (bir kişinin, on kişiye mukavemet yükümlülüğü hakkında) sizden hafifletme yapmıştır. Artık içinizden sabırlı (ve dayanıklı) yüz kişi bulunursa, (onlardan) iki yüz (kişiy)e gâlip gelirler. Ama aranızdan (sabırlı) bin (kişi) bulunursa, Allâh’ın izni (ve desteği) ile iki bin (kişiy)e gâlip ge lirler. Zaten Allâh(ın yardım ve desteği) o sabreden lerle beraberdir.

67  (İslâm’ı aziz kılmak üzere müşrikleri çokça öldürüp) yer(yüzün)de ağırlık sağlamadıkça/iyice güçlenmedikçe/, hiçbir peygamber için (kâfirleri harpte öldürmeyip,) kendisine âit esirler (halinde) bulun(durması ve İslâm’ın güçlenmesi için alacağı fidye mukabili salmak üzere sakla)ması (, doğru ve düzgün bir şey) olamaz! Siz dünyanın geçici menfaatini istemektesiniz (, bu yüzden Bedir muhârebesinde yakalanan esirleri öldürmeyip, fidye karşılığı salıvermesi hususunda Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e istişâre vermektesiniz)! Allâh ise âhiret (sevabına nâiliyetinizi ve sizin elinizle dinini yüceltip, düşmanlarını kahretmey)i murad etmektedir (, onun için kâfirleri çokça öldürmenizi emretmektedir). Allâh (, dostlarını düşmanlarına karşı galip etme gücüne sahip bir) Azîz’dir; (her işinde olduğu gibi, dostlarına yaptığı bu sitemlerde de yegâne hikmet ve isâbet sahibi bir) Hakîm’dir.
Rivayete göre; Bedir günü Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e aralarında amcası Abbâs ve Ali (Radıyallâhu anh)`ın kardeşi Akîl’in de bulunduğu yetmiş esir getirilince onlar hakkında Ebû Bekr (Radıyallâhu anh) ile istişârede bulundu. O onlarla aralarında bulunan akrabalık hukukunu gözeterek, kendilerinden fidye alınıp sağ bırakılmalarını, hem bu suretle tevbe etme ihtimalleri de bulunduğunu söyledi. Ömer (Radıyallâhu anh) ise onların küfrün önderleri olduklarını ve Müslümanları sürgüne mecbur ettiklerini söyleyerek boyunlarının vurulmasını önerdi. Hatta Alî’nin Akîl’i, Hamza’nın Abbâs’ı, kendisinin de en yakın birini öldürmesi gerektiğini söyledi. Bunun üzerine Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) Ebû Bekr-i Sıddîk’ı İbrâhîm (Aleyhisselâm)`a, Hazreti Ömer’i de Nûh (Aleyhisselâm)`a benzettikten sonra: “İsterseniz onları öldürürsünüz, dilerseniz de fidye alıp salarsınız, fakat içinizden onlar kadar şehit verirsiniz!” buyurunca, onlar fidye alıp şehit olmayı tercih ettiler, bu nedenle Uhud’da yetmiş kişi şehit oldu. Fakat Allâh-u Te`âlâ onların bu tatbikatına rıza göstermeyerek bu âyet-i kerîmeleri inzal edince Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) Ebû Bekr-i Sıddîk ile beraber ağlamaya başladı. O sırada yanlarına gelen Ömer (Radıyallâhu anh): “Ya Rasûlallâh! Neden ağladığını bana söyle, ağlayacak bir şey varsa ben de ağlayayım, değilse ben de ağlar gibi yapayım!” deyince Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “Fidye alan arkadaşlarının durumuna ağlıyorum!” buyurdu ve kendisine yakın bir ağacı göstererek: “Onların azâbı bana şu ağaçtan daha yakın bir yerde gösterildi, eğer gökten bir azap inecek olsaydı Ömer ile Sa’d ibni Mu’âz dışında kurtulan olmayacaktı!” buyurdu. İşte bu ve bir sonraki âyet-i kerîmelerin nüzûlü üzerine sahabe-i kiram aldıkları fidyelerden el çektiler. Daha sonra 69. âyet-i kerîme nâzil olunca ganimetlerden istifade ettiler. (Beyzâvî, Nesefî, Hâzin, Âlûsî)

68  (“İctihadında hata edene azap etmeyeceği”, “Ne yapsalar da Bedir ehlinin peşinen affedildiği”, “Bir şey açıkça yasaklanmadan önce yapanlara ceza vermeye ceği” ve “Aldıkları fidyelerin sonradan kendilerine helâl edileceği”ne dâir) Allâh (tarafın)dan (Levh-i Mahfuz’da tespit edilen hükmü ifâde eden) bir yazı geçmiş bulun masaydı, aldığınız (fid ye ve benzeri) şeyler hakkında pek büyük bir azap elbette size dokunacaktı.

69  Ama artık (fidyeler dâhil, tüm) ganimet aldığınız şeylerden helâl ve (içinize sinecek şekilde gönlü nüz) hoş olarak yiyin ve Allâh(a karşı bilmediğiniz kararlara atılmak)dan hakkıyla sakının! Şüphesiz ki Allâh (önceden yaptıklarınızı çokça bağışlayan bir) Ğafûr’dur; (ganimetleri size helâl edecek derecede merhamet sahibi olan bir) Rahîm’dir.

Enfâl Sûresi  184 
Cüz  10
cihanyamaneren