HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالتَّوْبَةِ  ١٩٧ 
الجزء ١٠

كَالَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكُمْ كَانُٓوا اَشَدَّ مِنْكُمْ قُوَّةً وَاَكْثَرَ اَمْوَالًا وَاَوْلَادًاۜ فَاسْتَمْتَعُوا بِخَلَاقِهِمْ فَاسْتَمْتَعْتُمْ بِخَلَاقِكُمْ كَمَا اسْتَمْتَعَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكُمْ بِخَلَاقِهِمْ وَخُضْتُمْ كَالَّذ۪ي خَاضُواۜ اُو۬لٰٓئِكَ حَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۚ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ ﴿ ٦٩ ﴾ اَلَمْ يَأْتِهِمْ نَبَاُ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَ وَقَوْمِ اِبْرٰه۪يمَ وَاَصْحَابِ مَدْيَنَ وَالْمُؤْتَفِكَاتِۜ اَتَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِۚ فَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلٰكِنْ كَانُٓوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ ﴿ ٧٠ ﴾ وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَٓاءُ بَعْضٍۢ يَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَيُط۪يعُونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُۜ اُو۬لٰٓئِكَ سَيَرْحَمُهُمُ اللّٰهُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ ﴿ ٧١ ﴾ وَعَدَ اللّٰهُ الْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً ف۪ي جَنَّاتِ عَدْنٍۜ وَرِضْوَانٌ مِنَ اللّٰهِ اَكْبَرُۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ۟ ﴿ ٧٢ ﴾

سُورَةُالتَّوْبَةِ  ١٩٧ 
الجزء ١٠
Tevbe Sûresi  197 
Cüz  10

69  (Ey münafıklar! Siz tıpkı) kendinizden önceki (helâk edilen ümmet)ler gibi(siniz) ki,onlar kuvvetçe sizden daha güçlü, mallar ve evlatlar yönünden de (sizden) daha fazla olmuştular ve böylece (dünyadaki âdî vefâni) nasipleriyle iyice faydalanmıştılar. İşte sizden öncekiler (hasis ve fâni) nasipleriyle iyice faydalandığı gibi, siz de (âkıbetinizi düşünmek sizin ve hakikî lezzetleri kazanmaya çalışmaksızın, ta mamen onlara benze yerek) nasibinizle çokça yarar lan dınız (da âhirete hiçbir lezzet bırakmadınız) ve o (asılsız bâtıl yollara) dal mış olan kimseler toplumu gibi siz de (o batağa) daldınız! (Habîbim!) İşte onlar ki, (i man lı olarak yap maları halinde , kendilerine büyük sevaplar ka zan dıra cak olan) amelleri dünyada da âhirette de boşa çıkmıştır. (Zira misafir ağırlama ve fakire yardım gibi işlerindensevap alamayacakları gibi, dünyada kendileri ne verilen sağlık ve zenginlik gibi nimet şeklinde görü nen şeylerin, gerçekte onları azâba sevk eden birer istidraç olduğu da yakında kendilerine belirecektir.) Ve işte ancak onlar, (zarar ve ziyanın tüm sebeple rini ve neticelerini kendilerinde toplayarak) hüsrâna uğrayanların ta kendileridir.

70  O (münafık ola)nlara, o kendilerinden ön ceki lerin; (tûfân, kasırga ve zelzele gi bi felaketlerle helâk edilen) Nûh, Âd ve Se mûd kavminin, (sivrisinek ordu larıyla farklı bir şekilde telef edilen) İbrâhîm kavminin, (yıldırımlarla helâk edilen) Medyen ahâlisinin ve o (Cibrîl (Aleyhisselâm)ın ka natlarıyla) ters döndürülen (Lût kavminin karye)lerin(in) ö nemli haberi gelme di mi? Rasûlleri bunlara pek açık mûcizeler getir mişti (de, onlar inkârda inat edip direnmişti, bu sebep le de Allâh-u Te’âlâ onları helâk etmişti). Fakat Al lâh onla ra haksızlık eder olmamıştı. Lâkin onlar (kendilerini ebedî azâba sürükleyecek gâvurluğu tercih ede rek) ancak nefislerine zulmetmekte bulunmuştular.

71  İnanan erkeklerle, inanan kadınlar, onların da bir kısmı diğer bir kısmın dostlarıdırlar! Onlar (Allâh’a ve Rasûlûne inanıp itaat etmek gibi, aklen ve şer`an iyi bilinen) ma`rûfu emretmektedirler, (şirk ve isyan gibi, hem akıl, hem de din yönünden kabul görmeyen) münkerden nehyetmektedirler, o (farz) namaz(lar) ı dosdoğru kılmaktadırlar, zekâtı (tastamam) vermektedirler, Allâh’a ve Rasûlüne de (tüm emirlerini tatbik hususunda) itaat etmektedirler. İşte onlar ki, Allâh kendilerine kesinlikle rahmet edecektir. Şüphesiz ki Allâh (yapmak istediği herhangi bir şeye engel olunamayacak güce sahip bir) Azîz’dir; (lânet ve rahmet dâhil, tüm yaptıklarını yerli yerinde yapan bir) Hakîm’dir.
Münafıkların birbirleriyle dostlukları, liderlerini ve büyüklerini taklit nedeniyle, bir de nefsânî arzuları ve tabiatları gereği olduğundan onlar hakkında: “Münafık erkeklerle münafık kadınlar birbirlerindendirler!” buyrulmuş, ama müminler arasında bulunan uyum, kendi içlerinden gelen bir istek ve yaratılışları gereği olmayıp Allâh-u Te`âlâ’nın tevfîk ve hidâyetiyle olduğundan, bu âyet-i kerîmede onlar hakkında: “İmanlı erkeklerle imanlı kadınlar birbirlerinin velileridirler!” buyrulmuştur.

72  Allâh o inanan erkeklere ve inanan kadınlara; (köşklerinin ve ağaçlarının) altlarından ırmaklar akmakta olan ve içinde ebediyyen kalacak oldukları cennetler, bir de (o cennetin en gözde ve güzîde yeri olan) Adn cennetlerinde bulunan pek hoş meskenler vaat etmiştir. Allâh’tan pek az bir rıza (ve hoşnutluk) ise, (cennetlerden ve tüm nimetlerden) daha büyüktür! İşte ancak bu, pek büyük kurtuluşun ta kendisidir (ki, buna karşı dünyanın hiçbir nimetine erişmek kurtuluş addedilemez).
Ebu’d-Derdâ (Radıyallâhu anh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerîfte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Adn, Allâh-u Te`âlâ’nın özel yurdudur ki orayı hiçbir göz görmemiş ve hiçbir beşerin kalbinden de geçmemiştir. Orası Allâh-u Te`âlâ’nın (hususî tecellîlerinin) meskenidir. Âdemoğullarından orada O’nun (tecellîleri) ile birlikte peygamberler, sıddîklar ve şehitlerden başkası bulunmayacaktır. Allâh-u Tebâreke ve Te`âlâ (ona hitâben): ‘Sana girene müjde olsun!’ buyurmaktadır.” (Taberî, Câmi’u’l-beyân, no: 16959, 6/417) İmrân ibni Husayn ve Ebû Hureyre (Radıyallâhu anhümâ)dan rivayet edildiğine göre, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e bu âyet-i kerîmedeki “Hoş meskenler”den sorulunca buyurdu ki: “İnciden bir saraydır ki, içerisinde kırmızı yakuttan yetmiş daire vardır, her bir dairede yeşil zebercedden yetmiş oda, her odada yetmiş taht, her taht üzerinde ise her renkten yetmiş döşek, her döşek üzerinde de hurilerden bir eş bulunmaktadır. Ayrıca her bir odada yetmiş sofra, her sofra üzerinde de yetmiş çeşit yemek mevcuttur!” (Taberî, Câmi’u’l-beyân, no: 16956, 6/416) Ebû Sa’îd el-Hudrî (Radıyallâhu anh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerîfte Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz Allâh-u Tebâreke ve Te`âlâ cennet ehli (cennete girdiklerinde kendileri)ne: ‘Ey cennet ehli!’ (diye hitap) buyurur, onlar da: ‘Ey Rabbimiz! Buyur, tekrar tekrar emrine âmâdeyiz!’ derler. O: ‘Râzı oldunuz mu(, hayatınızdan memnun musunuz)?’ buyurur, onlar: ‘Biz nasıl râzı olmayız ki, Sen yaratıklarından hiçbir kimseye vermediklerini bize verdin!’ derler. O zaman O: ‘Ben size işte bunlardan daha üstününü vereceğim!’ buyurur. Onlar: ‘Ya Rabbi! Hangi şey bundan daha fazîletli olabilir?’ derler. O da: ‘Size rızâmı (ve hoşnutluğumu) helâl ediyorum, artık bundan sonra ebediyyen size hiç kızmayacağım!’ buyurur.” (Buhârî, Rikak: 51, no: 6183, 5/2398; Müslim, Cennet: 2, no: 2829, 4/2176)

Tevbe Sûresi  197 
Cüz  10
cihanyamaneren