HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالتَّوْبَةِ  ١٩٨ 
الجزء ١٠

يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ جَاهِدِ الْكُفَّارَ وَالْمُنَافِق۪ينَ وَاغْلُظْ عَلَيْهِمْۜ وَمَأْوٰيهُمْ جَهَنَّمُۜ وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ ﴿ ٧٣ ﴾ يَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ مَا قَالُواۜ وَلَقَدْ قَالُوا كَلِمَةَ الْكُفْرِ وَكَفَرُوا بَعْدَ اِسْلَامِهِمْ وَهَمُّوا بِمَا لَمْ يَنَالُواۚ وَمَا نَقَمُٓوا اِلَّٓا اَنْ اَغْنٰيهُمُ اللّٰهُ وَرَسُولُهُ مِنْ فَضْلِه۪ۚ فَاِنْ يَتُوبُوا يَكُ خَيْرًا لَهُمْۚ وَاِنْ يَتَوَلَّوْا يُعَذِّبْهُمُ اللّٰهُ عَذَابًا اَل۪يمًا فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۚ وَمَا لَهُمْ فِي الْاَرْضِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَص۪يرٍ ﴿ ٧٤ ﴾ وَمِنْهُمْ مَنْ عَاهَدَ اللّٰهَ لَئِنْ اٰتٰينَا مِنْ فَضْلِه۪ لَنَصَّدَّقَنَّ وَلَنَكُونَنَّ مِنَ الصَّالِح۪ينَ ﴿ ٧٥ ﴾ فَلَمَّٓا اٰتٰيهُمْ مِنْ فَضْلِه۪ بَخِلُوا بِه۪ وَتَوَلَّوْا وَهُمْ مُعْرِضُونَ ﴿ ٧٦ ﴾ فَاَعْقَبَهُمْ نِفَاقًا ف۪ي قُلُوبِهِمْ اِلٰى يَوْمِ يَلْقَوْنَهُ بِمَٓا اَخْلَفُوا اللّٰهَ مَا وَعَدُوهُ وَبِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ ﴿ ٧٧ ﴾ اَلَمْ يَعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ سِرَّهُمْ وَنَجْوٰيهُمْ وَاَنَّ اللّٰهَ عَلَّامُ الْغُيُوبِۚ ﴿ ٧٨ ﴾ اَلَّذ۪ينَ يَلْمِزُونَ الْمُطَّوِّع۪ينَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ فِي الصَّدَقَاتِ وَالَّذ۪ينَ لَا يَجِدُونَ اِلَّا جُهْدَهُمْ فَيَسْخَرُونَ مِنْهُمْۜ سَخِرَ اللّٰهُ مِنْهُمْۘ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ﴿ ٧٩ ﴾

سُورَةُالتَّوْبَةِ  ١٩٨ 
الجزء ١٠
Tevbe Sûresi  198 
Cüz  10

73  Ey Nebî! Kâfirlerle (kılıçla) ve münafıklarla (delile dayalı bir yolla) cihat et ve onlara karşı sert ol! (Çünkü sonları senin elinle azâba uğratılmaktır. Âhi rette ise) onların sığınakları ancak cehennemdir. O, ne kötü varış yeri olmuştur!

74  O (münafık ola)nlar (:“Vallâhi! Medîne’ye dönersek, şerefliler alçakları oradan çıkaracak!” gibi laflar ederler, sonra da) Allah’a yemin ederler ki (o sözleri) söylememişler; oysa andolsun ki, gerçekten onlar (bu gibi) kâfirlik kelimesini söylemişler, İslâm’a girmelerin(i izhâr ettik)den sonra kâfir ol(duklarını ortaya koy)muşlar ve (Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e suikast yapmak gibi) erişemeyecekleri bir şeye azmetmişlerdir. Onlar (Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in Medîne’ye teşrifinden önce fakir ve muhtaç durumdayken, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in teşrîfiyle zengin olmuşlardır. Bunu çok takdir etmeleri ve gereken şükrü îfâ etmeleri beklenirken, ayıplama konusu olarak, bula bula) ancak Allâh’ın ve Rasûlünün, fazlından (kazandırdığı ganimetlerle) kendilerini zengin etmesini (bulmuşlar ve böylece şımarıp nankörlük ederek İslâm’ı) beğenmemişlerdir. Eğer (bu münafıklıktan) tevbe ederlerse bu, kendileri için tam bir hayır olacaktır. Ama eğer (münafıklıkta ısrar ederek, tevbeden) yüz çevirirlerse, Allah onlara dünyada da âhirette de pek acı verecek büyük bir azapla azap edecektir. Onlar(dan bu azâbı kaldırmak) için yer(yüzün)de ne yakın bir dost, ne de gerçek bir yardımcı yoktur.
Bu âyet-i kerîme münafıklardan bir cemaat hakkında nâzil olmuştur. Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) Tebûk muhârebesinde iki ay kadar bulundu, o sırada sürekli kendisine cihattan geri kalan münafıkları ayıplayan vahiyler iniyordu ve yanında gelen münafıklardan bazısı bunları duyuyordu. Bunlardan biri de Cülâs ibni Süveyd’di. Bir kere Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) Tebûk’te okuduğu hutbesinde münafıklardan bahsedip onları birer pislik olarak niteleyince Cülâs: “Muhammed’in dedikleri haksa o zaman biz eşeklerden beteriz!” dedi. Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) Medîne’ye dönünce Âmir ibni Kays kendisine gelerek Cülâs’ın bu sözlerini haber verdi. O zaman Cülâs Âmir’i yalanlayınca Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) onlara minberin yanında yemin etmelerini emretti. İkindiden sonra Cülâs minberin yanında dikilip: “Kendisinden başka hiçbir İlâh bulunmayan Allâh adına yemin ederim ki ben bu sözü söylemedim! Âmir bana iftira etti.” diye yemin etti. Sonra Âmir kalkarak o da, onun bu sözü söylediğine ve kendisinin ona iftira etmediğine dâir aynı lafızlarla yemin etti. Bunun üzerine Âmir elini semâya kaldırarak: “Ey Allâh! İçimizden doğru olanın tasdikini peygamberine indir!” diye dua etti. Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ve müminler de “Âmin!” dediler. Daha onlar minberin yanından ayrılmadan Cibrîl (Aleyhisselâm) bu âyet-i celîleyi indirdi. Âyet-i kerîme: “Eğer tevbe ederlerse bu kendileri için çok hayırlı olur!” cümlesine ulaşınca Cülâs ayağa kalkıp: “Yâ Rasûlallâh! Duyuyorum ki Allâh-u Te`âlâ bana tevbe teklîf ediyor! Evet! Âmir ibni Kays bu söylediklerinde doğrudur, ben bu lafları ettim, ama şimdi Allâh’tan mağfiret talep ediyorum ve O’na tevbe ediyorum!” dedi. Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) de onun bu tevbesini kabul etti, o da tevbesinde sebat etti. İbni Keysân (Rahimehullâh)ın nakline göre âyette geçen: “Erişemeyecekleri şeye azmettiler!” cümle-i celilesi, on iki münafık hakkında nâzil olmuştur ki, onlar kılık değiştirerek karanlık bir gecede bir tepenin üstüne çıkmışlar ve Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) oradan geçerken kendisine saldırarak onu bineğinin sırtından vadiye doğru yuvarlamayı kararlaştırmışlardı. Cibrîl (Aleyhisselâm), Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e onların bu gizli niyetini bildirip onları kaçırtacak kimseleri üzerlerine göndermesini emretti. Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) onların üzerine Huzeyfe (Radıyallâhu anh)ı gönderdi, o onları yoldan uzaklaştırıp geri dönünce, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “İçlerinden kimi tanıdın?” diye sordu. O, kimseyi tanımadığını söyleyince Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) tek tek adlarını saydı. Huzeyfe (Radıyallâhu anh): “Onları öldürecek kimseleriüzerlerine göndermeyecek misin?” deyince: “Arapların: ‘Güçlenince kendi adamlarını öldürmeye başladı!’demelerini istemem. Allâh onlara karşı mide çıbanıyla bize kâfî gelecektir!” buyurdu. Huzeyfe (Radıyallâhu anh) Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in onlar hakkında şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Ümmetim içerisinde on iki münafık vardır ki, cennete giremeyeceklerdir ve deve iğnenin deliği içerisine girinceye kadar cennetin kokusunu dahi duyamayacaklardır! Onlardan sekizine ateşli yaralar kâfî gelecektir ki, omuzlarında belirecek, göğüslerinden görünecektir!” (Müslim, Sıfâtü’l-Münâfıkîn: 10, no: 2779, 4/2143-2144)

75  Onlardan kimi de Allâh ile sözleşmiştir ki: “Andolsun; eğer O, fazlından bize (çok mal) verirse, elbette kesinlikle sadaka (ve zekât) vereceğiz ve şüp hesiz ki mutlaka (sıla-i rahimde bulunarak, hacca gi derek ve Allâh yolunda gazâya yardımcı olarak) sâlih kimselerden olacağız!”

76  Fakat O onlara lütfundan (zenginlik) verince (sözlerinde durmayarak) onunla cimrilik et mişler (de Allâh’ın hakkını vermemişler) ve (Al lâh’ın taatından) yüz çevirmişlerdir. Zaten onlar yüz çevir(meyi âdet edin)ici kimselerdir! (Dolayısıyla bu yaptıklarına şa şılmaz!)

77  Nihâyet O (Allâh-u Te`âlâ) da onların (yaptıkları bu cimriliğin kötü bir neticesi olarak) âkıbetlerini, (ölüp de) Kendisine kavuşacakları güne kadar kalp lerinde yerleşen (kötü inanç ve gizli kâfirlikten ibaret) bir nifak yapmıştır. Şu sebeple ki onlar O’na vaad etmiş oldukları şey hususunda Allâh’a söz bozmuş lardır ve şu nedenle ki onlar yalansöylemekte bu lunmuşlardır.

78  O (münafık ola)nlar bilmediler mi ki, ger çekten Allâh onların (içlerinde gizledikleri nifak) sırları nı da, (İslâm ve Müslümanlar aleyhine yaptıkları) fısıldaşmalarını da bilmektedir ve şüphesiz ki Allâh, (kullardan gizli kapalı olan) tüm gaybları hakkıyla bilen bir Zât’tır!

79  O (münafık) kimseler ki, (zekât dışında) çokça gönüllü bağış yapan müminlerle, güçlerinin yetebil diğinden başkasını bulamayan o (samimi) kimseleri (verdikleri) sadakalar hususunda ayıplamaktadır lar ve onlarla alay etmektedirler! İşte Allâh onların bu alaylarının cezasını vermiştir. (Bu yüzden) pek acı verici büyük bir azap da onlar içindir!

Tevbe Sûresi  198 
Cüz  10
cihanyamaneren