HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالتَّوْبَةِ  ١٩٩ 
الجزء ١٠

اِسْتَغْفِرْ لَهُمْ اَوْ لَا تَسْتَغْفِرْ لَهُمْۜ اِنْ تَسْتَغْفِرْ لَهُمْ سَبْع۪ينَ مَرَّةً فَلَنْ يَغْفِرَ اللّٰهُ لَهُمْۜ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ كَفَرُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِق۪ينَ۟ ﴿ ٨٠ ﴾ فَرِحَ الْمُخَلَّفُونَ بِمَقْعَدِهِمْ خِلَافَ رَسُولِ اللّٰهِ وَكَرِهُٓوا اَنْ يُجَاهِدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَقَالُوا لَا تَنْفِرُوا فِي الْحَرِّۜ قُلْ نَارُ جَهَنَّمَ اَشَدُّ حَرًّاۜ لَوْ كَانُوا يَفْقَهُونَ ﴿ ٨١ ﴾ فَلْيَضْحَكُوا قَل۪يلًا وَلْيَبْكُوا كَث۪يرًاۚ جَزَٓاءً بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ ﴿ ٨٢ ﴾ فَاِنْ رَجَعَكَ اللّٰهُ اِلٰى طَٓائِفَةٍ مِنْهُمْ فَاسْتَأْذَنُوكَ لِلْخُرُوجِ فَقُلْ لَنْ تَخْرُجُوا مَعِيَ اَبَدًا وَلَنْ تُقَاتِلُوا مَعِيَ عَدُوًّاۜ اِنَّكُمْ رَض۪يتُمْ بِالْقُعُودِ اَوَّلَ مَرَّةٍ فَاقْعُدُوا مَعَ الْخَالِف۪ينَ ﴿ ٨٣ ﴾ وَلَا تُصَلِّ عَلٰٓى اَحَدٍ مِنْهُمْ مَاتَ اَبَدًا وَلَا تَقُمْ عَلٰى قَبْرِه۪ۜ اِنَّهُمْ كَفَرُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَمَاتُوا وَهُمْ فَاسِقُونَ ﴿ ٨٤ ﴾ وَلَا تُعْجِبْكَ اَمْوَالُهُمْ وَاَوْلَادُهُمْۜ اِنَّمَا يُر۪يدُ اللّٰهُ اَنْ يُعَذِّبَهُمْ بِهَا فِي الدُّنْيَا وَتَزْهَقَ اَنْفُسُهُمْ وَهُمْ كَافِرُونَ ﴿ ٨٥ ﴾ وَاِذَٓا اُنْزِلَتْ سُورَةٌ اَنْ اٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَجَاهِدُوا مَعَ رَسُولِهِ اسْتَأْذَنَكَ اُو۬لُوا الطَّوْلِ مِنْهُمْ وَقَالُوا ذَرْنَا نَكُنْ مَعَ الْقَاعِد۪ينَ ﴿ ٨٦ ﴾

سُورَةُالتَّوْبَةِ  ١٩٩ 
الجزء ١٠
Tevbe Sûresi  199 
Cüz  10

80  (Habîbim! Dilersen) o (münafık ola)nlar için istiğfarda bulun, ya da kendileri için mağfiret talep etme! (Zira onlar hakkında değişecek bir şey yoktur.) Sen onlar için yetmiş kere bağışlanma talep et sen de, Allâh onları asla bağışlayacak değildir. İşte bu, onların Allâh’ı ve Rasûlünü gerçekten inkâr etmiş olmaları sebebiyledir. Zaten Allâh (iman etmek istemeyen ve kâfirlikte sınır tanımayan) o fâsıklar toplumuna (doğru yolu gösterse de, inanma yolunda tercih kullanmadıkları sürece onlara) hidâyet vermez!
Rivayete göre; münafıkların reisi olan Abdullah ibni Übeyy’in oğlu Abdullah samimi Müslümanlardandı. Babası hastalanınca Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`den onun için istiğfarda bulunmasını istedi. Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) de onun bu isteğini yerine getirince bu âyet-i kerîme nâzil olarak onlar için yetmiş kere de istiğfar etse Allâh-u Te`âlâ’nın onları affetmeyeceğini bildirdi. Bu sefer Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “O zaman ben de yetmişten fazla yaparım!” deyince, “Onlar için istiğfar etmişsin yahut mağfiret talebinde bulunmamışsın, onlara göre eşittir (çünkü hiçbir suretle bağışlanacak değillerdir)!” (Münâfıkûn Sûresi: 6) âyet-i kerîmesi inerek bu sayıdan, tahdît değil, teksîr (sınırlama değil, çokluk bildirimi) kastedildiğini açıklamış oldu.

81  O (İlâhî hikmet neticesi, Rasû lûllah (Sallâllâhu Aleyhi ve Selem)in müsaadesiyle Tebûk seferinden)geri bırakılmış kimseler Rasûlûllâh’ın ardında(n cihada gitmeyip geride) oturmalarıyla/ Rasûlûllâh’a muhâ lefet için oturmalarıyla/ sevindi(ler) de, mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihat etmelerini hoş gör mediler ve (birbirine): “Bu sıcakta (gazâya) çıkma yın!” dediler. (Habîbim!) De ki: “(Cihada çıkmamanız sebebiyle düşeceğiniz ) cehennem ateşi harâret bakı mın dan daha şiddetlidir!” Eğer (bu gerçeği) iyice anlamakta bulunmuş olsaydılar (elbette azıcık bir ra hatlığı sonsuz azâba tercih etmezlerdi)!

82  Artık onlar (dünyada) biraz gülsünler, (âhiret te ise) çokça ağlasınlar! Kazanmakta bulunmuş ol dukları (kötü) şeylere karşılık tam bir ceza olarak!

83  Eğer Allâh seni (Tebûk seferinden sağ salim olarak kurtarıp) onlardan bir fırkaya döndürecek olur da, onlar senden (başka bir gazaya) çıkış için izin isterlerse, sen de ki: “(Yaşadığım müddetçe) be nimle beraber (hiçbir sefere) asla ebediyyen çıkmayacaksınız ve benimle birlikte hiçbir düşmana karşı kesinlikle savaşmayacaksınız! Çünkü siz ilk seferde (benimle gelmeyip) oturmaya râzı oldunuz. Öyleyse (bundan böyle) geri kalan (kadınlar ve çocuk)larla birlikte siz de oturun!”

84  O (münafık ola)nlar içerisinden ölmüş olan hiçbir kimse üzerine ebediyyen (cenaze) namaz(ı) kılma!/(Âhirette Müslümanlar gibi güzel hayat yaşayamayacağı için) ebediyyen ölmüş olan o kişilerden hiçbiri üzerine (cenaze) namaz(ı) kılma!/ Kabri üzerindede dikil(ip bekle)me! Çünkü gerçekten onlar Allâh’ı ve Rasûlünü inkâr etmiştirler ve kendileri(kâfirlikte ısrar ederek haddi aşmış) fâsık kimseler olarak ölmüştürler.
Ömer ve İbni Ömer (Radıyallâhu anhümâ)dan rivayet edildiğine göre; münafıkların reisi Abdullah ibni Übeyy ölünce, oğlu Abdullah Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e gelerek babasını kefenlemesi için gömleğini kendisine vermesini istedi, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) de verdi. Daha sonra Rasûlûüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`den cenaze namazını kıldırmasını istedi. Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) cenazeyi kıldırmak üzere başındadurunca Ömer (Radıyallâhu anh) kalkıp Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in elbisesini çekerek: “Yâ Rasûlallâh! Rabbin seni buna dua yapmaktan nehyetmişken sen ona dua mı yapacaksın?” dedi. Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) de: “(Allâh beni bundan men etmedi,) ancak Allâh: ‘Onlar için istiğfarda bulun yahut kendileri için istiğfar etme! Sen onlar için yetmiş kere de istiğfar etsen Allâh asla onları bağışlayacak değildir!’ buyurdu. Ben de yetmişten fazla yapacağım!” dedi. Bunun üzerine Ömer (Radıyallâhu anh) o münafığın İslâm aleyhinde sarf etmiş olduğu sözleri birer birer sayınca Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) (Ömer (Radıyallâhu anh)ın dinî konulardaki bu hassasiyetinden memnuniyetini ifade etmek üzere) tebessüm buyurarak: “Bırak beni yâ Ömer!” buyur du ve cenaze namazını kıldırıp geri çekildi. Çok zaman geçmeden Tevbe Sûresi`nin (bu ve bir sonraki) iki âyeti (Ömer (Radıyallâhu anh)ı tasdik mâhiyetinde) nâzil olarak (bir daha böyle bir şey yapmaktan) Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`i nehyetti. Ömer (Radıyallâhu anh): “Daha sonra Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e karşı nasıl böyle cüretkâr davrandığıma çok şaşırdım!” derdi. (Buhârî, Tevbe: 160, no: 4393-4394, 4/1715-1716)

85  (Habîbim!) Onların malları ve çocukları seni şaşırtmasın! Allâh (onlara çok mal ve çocuk vererek, kendilerinin iyiliğini dilememiş,) ancak bunlar yüzünden onlara dünyada azap etmeyi ve kendileri kâfir kimseler olarak canlarının zorla çıkmasını dilemiştir.

86  (Habîbim! Sana:) “Allâh’a iman edin ve Rasû lüyle birlikte cihat edin!” diye (emirgetiren) bir sûre indirildiği zaman, içlerinden zenginlik sahibi olan lar senden izin istedi(ler) ve: “Bırak bizi de (kadınlar ve çocuklar gibi) oturanlarla birlikte olalım!” dediler.

Tevbe Sûresi  199 
Cüz  10
cihanyamaneren