HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالتَّوْبَةِ  ٢٠١ 
الجزء ١١

يَعْتَذِرُونَ اِلَيْكُمْ اِذَا رَجَعْتُمْ اِلَيْهِمْۜ قُلْ لَا تَعْتَذِرُوا لَنْ نُؤْمِنَ لَكُمْ قَدْ نَبَّاَنَا اللّٰهُ مِنْ اَخْبَارِكُمْۜ وَسَيَرَى اللّٰهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ ثُمَّ تُرَدُّونَ اِلٰى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ﴿ ٩٤ ﴾ سَيَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ لَكُمْ اِذَا انْقَلَبْتُمْ اِلَيْهِمْ لِتُعْرِضُوا عَنْهُمْۜ فَاَعْرِضُوا عَنْهُمْۜ اِنَّهُمْ رِجْسٌۘ وَمَأْوٰيهُمْ جَهَنَّمُۚ جَزَٓاءً بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ ﴿ ٩٥ ﴾ يَحْلِفُونَ لَكُمْ لِتَرْضَوْا عَنْهُمْۚ فَاِنْ تَرْضَوْا عَنْهُمْ فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يَرْضٰى عَنِ الْقَوْمِ الْفَاسِق۪ينَ ﴿ ٩٦ ﴾ اَلْاَعْرَابُ اَشَدُّ كُفْرًا وَنِفَاقًا وَاَجْدَرُ اَلَّا يَعْلَمُوا حُدُودَ مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ عَلٰى رَسُولِه۪ۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ ﴿ ٩٧ ﴾ وَمِنَ الْاَعْرَابِ مَنْ يَتَّخِذُ مَا يُنْفِقُ مَغْرَمًا وَيَتَرَبَّصُ بِكُمُ الدَّوَٓائِرَۜ عَلَيْهِمْ دَٓائِرَةُ السَّوْءِۜ وَاللّٰهُ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ ﴿ ٩٨ ﴾ وَمِنَ الْاَعْرَابِ مَنْ يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَيَتَّخِذُ مَا يُنْفِقُ قُرُبَاتٍ عِنْدَ اللّٰهِ وَصَلَوَاتِ الرَّسُولِۜ اَلَٓا اِنَّهَا قُرْبَةٌ لَهُمْۜ سَيُدْخِلُهُمُ اللّٰهُ ف۪ي رَحْمَتِه۪ۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ۟ ﴿ ٩٩ ﴾

سُورَةُالتَّوْبَةِ  ٢٠١ 
الجزء ١١
Tevbe Sûresi  201 
Cüz  11

94  (Ey Habîbim ve ashâbı! Cihat yolculuğundan) kendilerine döndüğünüz zaman o (münafık ola)n lar size özür beyan edecekler. De ki: “(Boş yere) ma zeret açıklamayın! Size asla inanmayacağız! Gerçekten Allâh (peygamberine gönderdiği vahiy le) sizin birtakım haberlerinizi bize bildirmiştir. Şüphesiz Allâh amelinizi (ve münafıklıktan tev be edip etmeyeceğinizi ezelde ) bil (diği üzere, açığa çıktıktan sonra da bilerek cezanızı ver)ecektir, Rasûlü de (O’nun bildirmesiyle amellerini ze muttali olacaktır)! Sonra (kıyâmet günü) siz (, hislerle idrâk edilemeyen) tüm gizlileri ve görünenleri (hakkıyla) bilen (Allâh-u Te`â lâ’nın huzûr-u manevîsin)e döndürüleceksiniz, artık O da size (dünyadayken) yapmakta bulunmuş oldu ğunuz şeyleri(n cezasını vererek, onların gerçek yüzü nü) tam manasıyla haber verecektir.”

95  Yakında onlara (üstün bir şekilde) döndüğünüz zaman kendilerin(den memnun kalıp, azar ve si tem)den yüz çeviresiniz diye sizin için Allâh’a yemin edeceklerdir. Ar tık onlardan (memnuniyetle değil de, öfke ve nefretle) yüz çevirin! Gerçekten de onlar (temizlenmeyi kabul etmeyecek) birer pisliktir. Kazanmakta bulunmuş oldukları (kötü) şeylere tam bir karşılık olarak barınacakları yer de ancak cehennemdir!
İbni Abbâs (Radıyallâhu anhümâ)dan rivayet edildiğine göre bu âyet-i kerîme Cedd ibni Kays, Muattib ibni Kuşeyr ve arkadaşları hakkında nâzil olmuştur ki bunlar Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in: “Onlarla oturmayın ve kendileriyle konuşmayın!” buyurduğu seksen kadar münâfıktır. İmam-ı Mukâtil (Rahimehullâh) dan rivayet edildiğine göreyse, bu âyet-i kerîme özellikle onların reisleri konumunda olan Abdullah ibni Übeyy hakkında nâzil olmuştur ki o, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in çıktığı bir cihat seferinden bir daha geri kalmayacağına dâir, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e karşı yemin etmiş ve kendisinden râzı olmasını istemişti. Bunun üzerine bu âyet-i kerîmeler nâzil olarak müminlere onlardan yüz çevirmelerini emretti ve müminler râzı olsalar da Allâh’ın onlardan râzı olmayacağını bildirdi.

96  Kendilerinden râzı olasınız (da, önceki yakın lığınızı sürdüresiniz) diye size yemin edecekler. Fa kat siz onlardan râzı olsanız da, şüphesiz ki Allâh o fâsıklar toplumundan (asla) râzı olmayacaktır!

97  (Şehir halkının kâfir ve münafıklarına nazaran, daha vahşi ve katı kalpli olan) o bedevîler, kâfirlik ve münafıklık bakımından daha güçlü, hem de Allâh’ın, peygamberine indirmiş olduğu (farzlar, emirler ve yasaklar gibi) hududu bilmemeye daha müsaittirler. Allâh (şehir halkından ve göçebelerden her birinin halleri dâhil, her şeyi hakkıyla bilen bir) Alîm’dir; (iyi lere ve kötülere karşı yaptığı ve yapacağı tüm muamelelerinde isâbet sahibi olan bir) Hakîm’dir.
Bu âyet-i kerîme çölde sakin bulunan bedevîlerden bahsetmektedir. Şehirlerde ve kasabalarda yaşayanlara Arap, çöllerde göçebe halde bulunanlara ise A’râb denilmektedir. Bu yüzden bir bedevîye A’rabî diye hitap edilse sevinir, ama bir Arab`a A’râbî dense kızar. Muhâcir ve ensârın tamamı ve din ulemâsı Araplar dan olduğu için, Araplar A’râbdan üstündürler. A’râbîlerin kâfirlik ve münâfıklık bakımından, şehir halkından kuvvetli olmaları ise; âlimlerin sohbetlerinden uzak kalmaları, dolayısıyla da âyet, hadîs ve vaazu nasihat dinlemekten mahrum olmaları nedeniyledir. Tabiî ki bu ve bir sonraki âyet-i kerîmede Esed, Ğatafân ve Temîm gibi bedevî kabileleri zemmedilirken, 99. âyet-i kerîme de ise Müzeyne, Cüheyne, Eslem ve Ğıfâr gibi bedevî kabileleri methedilmiştir. Hatta Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) Eslem’e selâmetle, Ğıfâr’a da mağfiretle dua buyurduktan sonra bunu kendiliğinden söylemediğini, lâkin Allâh-u Te`âlâ’nın böyle buyurduğunu beyan etmiştir. Dolayısıyla burada özel sebepler değil de, zikredilen vasıflar öne çıkarıldığı için, kimseyi bedevîlikle kınamak kastedilmeyip, lafzın genelliği göz önünde bulundurulmuştur. Buna göre medenî de geçinse kâfirlik ve münâfıklık gibi sıfatlara sahip olanlar kınanmış, bedevî de olsa iman ve infak sahipleri övülmüştür. (Hâzin, Âlûsî)

98  Bedevîlerden öylesi vardır ki; (Allâh yolunda) harcamakta olduğu şeyi bir ziyan sayar ve (bu yü kümlülükten kurtulmak için) size belaları(n ulaşması nı) bekler. O (belaları getirecek) kötü daire onlar üzerine olsun! Allâh (kendilerinden zekât istendiğinde kimin ne söylediğini hakkıyla işiten bir) Semî’dir; (zekât veren lerin ne niyet taşıdıklarını da pek iyi bilen bir) Alîm’dir.

99  Bedevîlerden öylesi de vardır ki; Allâh’a ve o son güne (gerçekten) iman eder ve (Allâh yoluna) infak etmekte olduğu şeyleri Allâh katında (manevî) yakınlıklar (vesilesi) ve o Rasûlün duaları(na sebep) edinir! Bilesiniz ki; gerçekten de o (verdikleri), kendileri için bir kurbet (ve yakınlık vesilesi olan bir iba det)tir. Muhakkak Allâh onları rahmeti içerisine girdirecektir. Şüphesiz ki Allâh (kendi yoluna infak ta bulunan kullarının ayıplarını çokça örten bir) Ğa fûr’dur; (eli dar olanların, güçleri nispetinde verdikleri azıcık yardımları dahî kabul edecek derecede merha met sahibi bir) Rahîm’dir.

Tevbe Sûresi  201 
Cüz  11
cihanyamaneren