HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالتَّوْبَةِ  ٢٠٥ 
الجزء ١١

وَعَلَى الثَّلٰثَةِ الَّذ۪ينَ خُلِّفُواۜ حَتّٰٓى اِذَا ضَاقَتْ عَلَيْهِمُ الْاَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ وَضَاقَتْ عَلَيْهِمْ اَنْفُسُهُمْ وَظَنُّٓوا اَنْ لَا مَلْجَاَ مِنَ اللّٰهِ اِلَّٓا اِلَيْهِۜ ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْ لِيَتُوبُواۜ اِنَّ اللّٰهَ هُوَ التَّوَّابُ الرَّح۪يمُ۟ ﴿ ١١٨ ﴾ يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِق۪ينَ ﴿ ١١٩ ﴾ مَا كَانَ لِاَهْلِ الْمَد۪ينَةِ وَمَنْ حَوْلَهُمْ مِنَ الْاَعْرَابِ اَنْ يَتَخَلَّفُوا عَنْ رَسُولِ اللّٰهِ وَلَا يَرْغَبُوا بِاَنْفُسِهِمْ عَنْ نَفْسِه۪ۜ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ لَا يُص۪يبُهُمْ ظَمَاٌ وَلَا نَصَبٌ وَلَا مَخْمَصَةٌ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَلَا يَطَؤُ۫نَ مَوْطِئًا يَغ۪يظُ الْكُفَّارَ وَلَا يَنَالُونَ مِنْ عَدُوٍّ نَيْلًا اِلَّا كُتِبَ لَهُمْ بِه۪ عَمَلٌ صَالِحٌۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُض۪يعُ اَجْرَ الْمُحْسِن۪ينَۙ ﴿ ١٢٠ ﴾ وَلَا يُنْفِقُونَ نَفَقَةً صَغ۪يرَةً وَلَا كَب۪يرَةً وَلَا يَقْطَعُونَ وَادِيًا اِلَّا كُتِبَ لَهُمْ لِيَجْزِيَهُمُ اللّٰهُ اَحْسَنَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ﴿ ١٢١ ﴾ وَمَا كَانَ الْمُؤْمِنُونَ لِيَنْفِرُوا كَٓافَّةًۜ فَلَوْلَا نَفَرَ مِنْ كُلِّ فِرْقَةٍ مِنْهُمْ طَٓائِفَةٌ لِيَتَفَقَّهُوا فِي الدّ۪ينِ وَلِيُنْذِرُوا قَوْمَهُمْ اِذَا رَجَعُٓوا اِلَيْهِمْ لَعَلَّهُمْ يَحْذَرُونَ۟ ﴿ ١٢٢ ﴾

سُورَةُالتَّوْبَةِ  ٢٠٥ 
الجزء ١١
Tevbe Sûresi  205 
Cüz  11

118  Yer(yüzü), (olanca) genişliğine rağmen ken - di lerine daralıncaya, kalpleri (gam ve keder dolarak) kendilerine dar gelinceye ve onlar Allâh(ıngazabın) dan yine ancak O’na (istiğfar ederek affına) sığınmak tan başka bir çare bulunmadığını yakînen anlayın caya kadar (, haklarındaki karar kesinleş tirilmeyip) geri bırakılan (Kâ’b ibni Mâlik, Hilâl ibni Ümeyye ve Mirâre ibni Rabî’ isimli) o üç kişinin de (Allâh tevbesini ka bul etti)! Sonra tevbe etmeleri içinonları tevbeye muvaffak etti/tevbe(de sebat) etmeleri için tevbele rini tekrar kabul etti/sonra (müminler nezdinde) tev be ed(enlerden addedil)sinler diye onların tevbelerini kabul et(tiğini Kur’ân’da indirip herkese bildir)di/. Şüphesiz ki Allâh, (günde yüz kere günaha dönse de, tevbekârların tevbesini çokça kabul eden) Tevvâb da; (türlü türlü azapları hak etmişlerken, envai çeşit nimet ler ihsan ederek, sonsuz rahmetini açıklayan) Rahîm de ancak O’dur!
Kâ’b ibni Mâlik (Radıyallâhu anh) şöyle anlatmıştır: Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) Tebûk seferine çıktığı sıra ben de kendimi buna hazırlıyordum. Fakat bineğimin gücüne güvendiğim için bir iki gün sonra yola çıkıp onlara yetişeceğimi sanarak geri kaldım. Ama Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in ardından Medîne’de dolaşırken ya münafık ya da mazur kimselerden başkalarıyla karşılaşmamam beni çok üzüyordu. Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) Tebûk’e varıncaya kadar beni hiç sormamıştı, sonra oraya varınca: “Kâ’b ibni Mâlik ne yaptı?” diye sormuş, o zaman biri: “İşi gücü onu alıkoydu!” deyince Mu’âz ibni Cebel (Radıyallâhu anh): “Ne kötü konuştun! Yâ Rasûlallâh! Vallâhi biz onun hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyoruz!” demiş, Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) de sessiz kalmış. Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in Tebûk’ten döndüğü haberini alınca, nasıl bir yalan uydursam da onun öfkesinden kurtulsam diye çok düşündümse de, sonunda ona doğruyu söylemeye karar verdim. Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) seferden döndüğünde âdeti üzere mescide gelip iki rekât kılarak insanlarla görüşmeye başlayınca, seksen küsür münafık gelip yalan özürler ortaya koymaya başladılar. Ben selam verince kızgın bir şekilde tebessüm buyurarak: "Gel bakalım! Seni geri bırakan ne oldu? Cihat için binek satın almış değilmiydin?" buyurdu. Ben de: "Yâ Rasûlallâh! Ben güzel konuşan fasih biriyim, lâkin şuna inanıyorum ki yalan bir söz söyleyerek seni hoşnut etsem de, çok sürmez Allâh yalanımı açığa çıkararak seni bana öfkelendirir. Benim bu yolculuktan geri kalmakta hiçbir mazeretim yoktu, ama Allâh`ın affını umuyorum!" deyince Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): "İşte bu doğru söyledi! Haydi kalk, Allâh senin hakkında hüküm verinceye kadar bekle!" buyurdu. Bunun üzerine Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) Müslümanların bizimle konuşmasını yasakladığı için insanlar bizden uzak durmaya başladılar. Artık bana yeryüzü dar geliyordu. Böylece elli gece geçmişti ki sabah namazını kıldıktan sonra evin damında otururken: "Ey Kâ'b! Sana müjde!" diye bağıran birinin sesini işitince hemen secdeye kapandım. Meğer Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) sabah namazını kıldırdıktan sonra bizim tevbemizin kabulünü bildiren ayetleri ilan etmiş. Mescide girdiğimde Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) sabah namazını kıldırdıktan sonra bizim tevbemizin kabulünü bildiren ayetleri ilan etmiş. Mescide girdiğimde Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)'in yüzü sevinçten ay parçası gibi parlak bir halde bana: "Ananın seni doğurduğu andan beri üzerinden geçen en hayırlı bir günle sevin!" buyurdu. İşte Allâh beni doğruluk sebebiyle kurtardı. (Buhârî, Meğâzî: 75, no: 4156, 4/1603; Müslim, tevbe: 9, no: 2769, 4/2120)

119  Ey iman etmiş olan kimseler! (Râzı olmadığı şeylere yaklaşma konusunda) Allâh’tan hakkıyla sa kının ve (hem imanda, hem ahde vefada, özü sözü doğ ru olan) sâdık kimselerle (bedenen ve rûhen, madde ten ve manen) beraber olun/(niyet, söz ve davranış bakımından dinleri hususunda doğru ve samimi olan) sâdık kimselerden olun/!

120  Medine halkı ve onların etrafında bulunan (Müzeyne, Cüheyne, Eşca’, Ğıfar ve Eslem gibi kabilelere mensup) o bedevîler için, (cihada yöneldi ğinde) Rasû lûllah’tan geri kal maları ve kendi canlarını o nun (kıymetli) şahsından üstün tut(arak, kendilerini koru dukları şeylerden koruma)maları/ kendi canlarını onun canın(a isâbet edecek sıkıntılar) dan esirgeme leri/nefislerini onun (kıymetli) nefsin(i müdafaa etmek)den alıkoymaları/ (doğru ve düzgün bir davranış) olamaz! (Bilakis kendileri için istemedikleri şeylerden onu daha çok korumaları ve onun göğüslendiği zorlukları daha önce onların üstlenmeleri gerekir.) İşte bu (Rasûlûllah (Sallâl lâhu Aleyhi ve Sellem) ile beraberliğin farz oluşu) şu sebepledir ki; gerçekten de onlar, Allâh yolunda ne bir susuzluk, ne bir yorgunluk, ne de bir açlık kendilerine isâbet etmez, kâfirleri kızdıracak bir yere (ayak) basmazlar ve düşmandan (bir kısmını öldürmek, bir fırkayı esir al mak ve ganimet kazanmak gibi) bir (başarı ve) nâiliye te kavuşmazlar ki, buna karşılık mutlaka onlar için sâlih bir amel yazılmış olmasın! Şüphesiz ki Allâh (bu tür iyi ameller işleyen) o muhsin (kimse)lerin ecrini zâyi etmez (ve mükâfatlarını boşa çıkarmaz)!

121  Yine onlar (Allâh yolunda) ne (bir hurma ka dar) küçük ne de (Osman (Radıyallâhu anh)`ın infak ettiği bin deve ve bin dinar gibi) büyük bir nafaka infak et mezler ve (cihat yolunda) bir vadiyi kat etmezler ki mutlaka onlar için (ecirleri) yazılmış bulunmasın! Tâ ki Allâh onları, yapmakta bulunmuş oldukları (o iyi) şeylerin (kazandıracağı sevapların herhangi biriyle değil de,) en güzeliyle mükâfatlandırsın!

122  Müminlerin (hep birlikte cihattan ve ilim tah silinden geri kalmaları doğru olmayacağı gibi,) topluca (gazâ ve ilim öğrenme yoluna) çıkmaları (dünya düze nini bozacağından, doğru ve yakışan bir davranış) olma dı! Öyleyse içlerindeki kalabalık her bir fırkadan az bir tâife (ilim tahsiline) çıksaydı (da, diğerleri vatanı müdafaa ve namusları muhafaza gibi meşrû gayelerle memleketlerinde kalsaydı) ya! Tâ ki o (Medîne civa rında bulunan Müslüma) nlar din konusunda (ve helâl lerle haramların tespiti hususunda) iyice fıkıh öğren sinler ve kendilerine döndükleri zaman kavimle rini uyarsınlar! Ola ki onlar (uyarıldıkları şeylerden) sakınırlar!

Tevbe Sûresi  205 
Cüz  11
cihanyamaneren