HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالتَّوْبَةِ  ٢٠٦ 
الجزء ١١

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا قَاتِلُوا الَّذ۪ينَ يَلُونَكُمْ مِنَ الْكُفَّارِ وَلْيَجِدُوا ف۪يكُمْ غِلْظَةًۜ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ مَعَ الْمُتَّق۪ينَ ﴿ ١٢٣ ﴾ وَاِذَا مَٓا اُنْزِلَتْ سُورَةٌ فَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ اَيُّكُمْ زَادَتْهُ هٰذِه۪ٓ ا۪يمَانًاۚ فَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا فَزَادَتْهُمْ ا۪يمَانًا وَهُمْ يَسْتَبْشِرُونَ ﴿ ١٢٤ ﴾ وَاَمَّا الَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ فَزَادَتْهُمْ رِجْسًا اِلٰى رِجْسِهِمْ وَمَاتُوا وَهُمْ كَافِرُونَ ﴿ ١٢٥ ﴾ اَوَلَا يَرَوْنَ اَنَّهُمْ يُفْتَنُونَ ف۪ي كُلِّ عَامٍ مَرَّةً اَوْ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ لَا يَتُوبُونَ وَلَا هُمْ يَذَّكَّرُونَ ﴿ ١٢٦ ﴾ وَاِذَا مَٓا اُنْزِلَتْ سُورَةٌ نَظَرَ بَعْضُهُمْ اِلٰى بَعْضٍۜ هَلْ يَرٰيكُمْ مِنْ اَحَدٍ ثُمَّ انْصَرَفُواۜ صَرَفَ اللّٰهُ قُلُوبَهُمْ بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَفْقَهُونَ ﴿ ١٢٧ ﴾ لَقَدْ جَٓاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ اَنْفُسِكُمْ عَز۪يزٌۘ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَر۪يصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِن۪ينَ رَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌ ﴿ ١٢٨ ﴾ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِيَ اللّٰهُۘ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظ۪يمِ ﴿ ١٢٩ ﴾

سُورَةُالتَّوْبَةِ  ٢٠٦ 
الجزء ١١
Tevbe Sûresi  206 
Cüz  11

123  Ey iman etmiş olan kimseler! (İlk önce) kâfirlerden size (mekânca) yakın bulunan kimselerle savaşın ve onlar(a karşı, hem söz, hem de davranış yönünden öyle sert ve caydırıcı bir tavır takının ki, kendileri) sizde bir şiddet bulsunlar. Bilin ki; gerçekten de Allâh(ın yardım ve koruması), o (iman edip kâfirlerle cihad yapan) takvâ sahipleriyle beraberdir!
Bu âyet-i kerîmede Müslümanlar soyca ve yurtça en yakınlarından başlayarak uzağa doğru açılmak suretiyle kâfirlerle savaşmakla emrolunmuşlardır. Nitekim Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) evvela en yakın akrabasını uyarmakla emrolunmuştu. Çünkü kendilerine şefkat edilme vee iyilikleri isteme hususunda en yakınlar daha hak sahibidirler. Ayrıca savaşa en yakından başlanılması durumunda onlardan elde edilecek ganimetlerle daha uzakların fethedilmesine kuvvet kazanılır. Bu yüzden Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) önce kavmiyle harb etmiş, sonra Hicaz Araplarıyla muharebeye girmiş, daha sonra Medîne civarında bulunan kureyza, Nadîri Hayber ve Fedek gibi Ehli kitap kâfirleriyle mukâtele yapmış, neticede Şam bölgesinde bulunan Rumlarla savaşa yönelmiştir. Çünkü Medîne`ye göre Şam, Irak topraklarından daha yakındır. Sahâbe-i kiram zamanında Şam bölgesinin fetihleri tamamlandıktan sonra onlar Irak tarafına, daha sonra da diğer ülkelere yönelerek bu emri yerine getirmişlerdir.

124  Her ne zaman bir sûre indirilse, o (münafık ola)nlardan kimi (, nifak yolundaki kardeşlerini sabit kılmak ve zayıf müminleri imandan caydırmak için, inkâr ve alay yolu üzere birbirlerine): “Hanginiz ki, işte bu (sûre) onu iman bakımından artırmıştır?” der. İman etmiş olan kimselere gelince; işte bu onları iman (ve tasdik) yönünden artırmıştır ve onlar (yeni yeni inen sûrelere çok sevindikleri için) sürekli müjdelenirler.
Kur’ân-ı Kerîm’in sûrelerinin inişi devam ederken, yeni bir sûre indiğinde münafıklardan bazısı diğer bir kısmına: “Bu sûre hanginizin imanını artırdı?” diyerek alay ederlerdi. Allâh-u Te`âlâ da onlara cevaben, her gelen sûrenin müminlerin imanını artırdığını, münafıklarınsa kalplerindeki murdarlığa murdarlık kattığını açıklamıştır. Tabiî ki vahyin inişi devam ederken imanda bir artış söz konusu olabilir. Ama dinî hükümlerin tamamlanmasın dan sonra artık imanda bir artış ve eksiliş mevzuu bahis edilemezse de, nur bakımından fazlalık ve noksanlık daima söz konusudur.

125  Ama o kimseler ki kalplerinde (nifak gibi) bir tür hastalık bulunmaktadır; işte o (yeni inen sûrenin beyanları) onları, (evvelce sahip oldukları) pislik (nite liğindeki bozuk inanç ve kötü fikir)lerine pislik kata rak (ancak münafıklık yönünden) artırmıştır da, böy lece (bu murdar inanç içlerinde yerleşip güç bulmuş ve neticede) onlar kâfirler olarak ölmüşlerdir!

126  Onlar görmüyorlar mı ki, gerçekten kendi leri her sene bir veya iki kere (, kıtlıklar, kasırgalar, hastalıklar ve zorluklar gibi, günahlarını akıllarına geti recek ve Allâh-u Te’âlâ’nın huzuruna çıkacakları günü ihtar edecek çeşitli musibetlerle) belaya uğratılmak tadırlar. (Bu onları tevbeye mecbur ettiği hal de) son ra (hâlâ) tevbe etmiyorlar ve yine onlar (başlarına gelenler den ibret alıp) hiç öğütlenmiyorlar!

127  Her ne zaman bir sûre indirilecek olsa: “(Bu meclisten kalkarsanız) sizi biri görüyor mu?” diye (işa retleşerek, o münafıklardan) bir kısımları diğer bir kısma bakar da, sonra (o sûreyi dinlemeye tahammül edemediklerinden ve dayana mayıp gülerek rezil olurlar endi şesiyle, vahiy meclisinden) dö nüp giderler. (On lar o meclis ten döndükleri gibi) Allâh (da) onların kalp lerini (imandan) döndürmüştür/kalplerini döndür sün/, şu sebeple ki ger çekten onlar öyle (câhil) bir toplumdur (ki din adına hiçbir hususu) iyice anlamazlar.

128  (Ey insanlar!) Andolsun ki; elbette muhakkak size (meleklerden ve cinlerden de ğil de, anlaşıp uymanız kolay olsun diye) kendi nefislerinizden (sizin gibi bir beşer) olan pek değerli bir Rasûl gelmiştir ki, sıkıntıya uğramanız ona çok ağırdır, siz(in iman etmenize ve tüm işlerinizin yoluna girmesin)e karşı çok düşkündür ve inananlara çok esirgeyicidir; pek acıyıcıdır!
Bu âyet-i kerîmede Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in itaatkâr müminlere karşı çok esirgeyici, günahkâr Müslümanlara ise çok acıyıcı olduğu açıklanmıştır. Hasen ibni Fadl (Rahimehullâh) şöyle buyurmuştur: Allâh-u Te`âlâ peygamberlerinden hiçbirine Kendi isimlerinden iki ismi birlikte vermemiştir. Ancak bu âyet-i kerîmede Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e Raûf ve Rahîm isimlerini vermiştir. Nitekim Kendisi hakkında: “Şüphesiz ki Allâh insanlara karşı elbette Raûf’tur, Rahîm’dir!” (el-Hac Sûresi: 65) buyurmaktadır.

129  (Habîbim! Sen kendileri hakkında bu kadar bü yük bir nimetken) eğer (hâlâ) onlar (sana iman etmek ten) yüz çevirirlerse, sen de ki: “(Sizin inkâr ve eziyetlerinize karşı) bana yetecek olan ancak Allâh’tır! O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur! Ben (O’ndan gayri kimseye umut bağlamam ve kim seden korkmam, zira ben) ancak O’na tevekkül ettim. O (azametini Allâh-u Te`âlâ’dan başka kimsenin bile meyeceği kadar) çok büyük olan Arş’ın Rabbi de an cak O’dur!”

Tevbe Sûresi  206 
Cüz  11
cihanyamaneren