HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُيُونُسَ  ٢٠٧ 
الجزء ١١

سُورَةُيُونُسَ
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
الٓرٰ۠ تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ الْحَك۪يمِ ﴿ ١ ﴾ اَكَانَ لِلنَّاسِ عَجَبًا اَنْ اَوْحَيْنَٓا اِلٰى رَجُلٍ مِنْهُمْ اَنْ اَنْذِرِ النَّاسَ وَبَشِّرِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَنَّ لَهُمْ قَدَمَ صِدْقٍ عِنْدَ رَبِّهِمْۜ قَالَ الْكَافِرُونَ اِنَّ هٰذَا لَسَاحِرٌ مُب۪ينٌ ﴿ ٢ ﴾ اِنَّ رَبَّكُمُ اللّٰهُ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِ يُدَبِّرُ الْاَمْرَۜ مَا مِنْ شَف۪يعٍ اِلَّا مِنْ بَعْدِ اِذْنِه۪ۜ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُۜ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ ﴿ ٣ ﴾ اِلَيْهِ مَرْجِعُكُمْ جَم۪يعًاۜ وَعْدَ اللّٰهِ حَقًّاۜ اِنَّهُ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُ لِيَجْزِيَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ بِالْقِسْطِۜ وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَهُمْ شَرَابٌ مِنْ حَم۪يمٍ وَعَذَابٌ اَل۪يمٌ بِمَا كَانُوا يَكْفُرُونَ ﴿ ٤ ﴾ هُوَ الَّذ۪ي جَعَلَ الشَّمْسَ ضِيَٓاءً وَالْقَمَرَ نُورًا وَقَدَّرَهُ مَنَازِلَ لِتَعْلَمُوا عَدَدَ السِّن۪ينَ وَالْحِسَابَۜ مَا خَلَقَ اللّٰهُ ذٰلِكَ اِلَّا بِالْحَقِّۜ يُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ ﴿ ٥ ﴾ اِنَّ فِي اخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَمَا خَلَقَ اللّٰهُ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَّقُونَ ﴿ ٦ ﴾

سُورَةُيُونُسَ  ٢٠٧ 
الجزء ١١
Yûnus Sûresi  207 
Cüz  11

ONUNCU SÛRE-İ CELİLE
el-Yûnus
SÛRE-İ CELîLESİ

Mekkî ( Mekke-i Mükerreme döneminde inmiş)dir. 109 ayettir.
Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle!

1  Elif! Lâm! Râ! İşte bunlar, o (hüküm ve hikmetlerle dolu) hakîm olan Kitab’ın âyetleridir!

2  İçlerinden bir zât`a: “(Yakışıksız işler yapmaları halinde başlarına gelecek belalardan)in sanları uyar ve (sana vahyettiklerimize) iman etmiş olan o kim selere de, gerçekten kendileri için Rableri nezdinde dosdoğru bir kademe (ve dünya rütbeleri gibi önce kendine bağlayıp, sonra elden çıkarak yanıltmayan yü ce bir mevki) bulunduğunu müjdele!” diye vahiy de bulunmuş olmamız insanlar için şaşılacak bir şey mi olmuştur? (Habîbim! Senin vahye mazhariyetine şaşıp kalan) o kâfirler (Kur’ân-ı Kerîm’in üstün beyanları karşısında tereddütten kurtulamayıp, inkâra da mecal bulamayınca): “Şüphesiz ki işte bu (vahyolunan ki tap), elbette pek açık bir büyüdür!” de(meden ede me)di(ler).

3  Şüphesiz sizin (sahibiniz, mâlikiniz, koruyucunuz, gözeticiniz ve hayırları size ulaştırıp, kötülüklerden kurtarıcınız olan) Rabbiniz ancak O Allâh’tır ki; gökleri ve yeri (dünya günlerinden) altı gün (miktarı na denk gelecek vakit) de yoktan yaratmıştır, sonra (bir mekâna yerleşmekten münezzeh olarak, Kendi murad ettiği mana üzere Zât’ına yakışır şekilde) Arş’a istivâ buyurmuştur/sonra (emri ve hükmü) Arş’a (yönelip) istivâ etmiştir/sonra (en büyük cisim olan) Arş (dâhil, tüm yaratıklar)ı (hükmü altına alıp, hepsini ilmen kuşatıcı şekilde) istîlâ etmiştir/. O, (Arş dâhil, ulvî-süflî tüm kâinatla alâkalı) bütün işleri (hikmetinin gerektirdiği şekilde ve yaratıkların menfaatlerinin gözetildiği en uygun bir düzen ve en üstün bir nizam üzere) yönetmektedir. O’nun izni olmadıktan sonra (herhangi bir konuda hiçbir kimseye hiç bir zaman) hiçbir şefaatçi olamaz! İşte size! Rabbiniz olan Allâh ancak budur! Öyleyse O’na ibadet edin! Hâlâ (bu anlatılanları doğruca belleyip, yolunuzun bozukluğunu) iyice düşün(erek, şirkten vazgeçip de sadece bir olan Allâh’a ibadet et)meyecek misiniz?
Sapık Mücessime fırkası bu ve benzeri âyet-i kerîmeleri yanlış yorumlayarak Allâh-u Te`âlâ’ya mekân ispat etmektedirler. Hâlbuki tüm zamanları ve mekânları yoktan var eden Allâh-u Te`âlâ mekândan ve sınırlamalardan son derece mukaddes ve münezzehtir. Müteşâbih âyetlerden olan “Arş’a istivâ” konusunun izâhı için bakınız: Âl-i İmrân Sûresi: 7; A’râf Sûresi: 54 “Allâh-u Te`âlâ’nın, kullarının fevkınde oluşu” ve “Allâh-u Te`âlâ’nın mekândan münezzeh oluşu” gibi itikâdî meselelerle ilgili aklî ve naklî birçok delil, ayrıca; asırlarının imamları olan otuz üç müfessirin bu konudaki eşsiz beyanları; Rûhu’l-Furkan Tefsîrimizde, En`âm Sûresi: 3. ve 18. âyet-i kerîmelerin izâhlarında tafsîlâtla zikredilmiştir ki, mütalaası kaçınılmazdır! (8/418-425, 511-535)

4  Allâh’ın gerçek bir vaadi olarak; (diriltilip) top luca dönüşünüz ancak O’na (olacak)dır! Çünkü mu hakkak ki O, (mükellef) halkı ilk başta (yoktan) yarat maktadır, (öldürdükten) sonra da onla rı (dirilterek sonsuz hayata) geri döndürecektir. Tâ ki O, iman et miş olanları ve sâlih ameller işlemiş bulunanları (Kendi) adâlet(i) ile /(iman edip tüm işlerinde) adâlet (ile hükmetmeleri) sebebiyle/ mükâfatlandırsın! Ama o kimseler ki kâfir olmuşlardır, inkâr etmekte bulunmuş olmaları sebebiyle, kaynar sudan bir içecek ve çok acı verici büyük bir azap ancak onlara âittir.

5  Ancak O’dur O Zât ki; gü neşi (en kuvvetli ışık ve ısı kaynağı olan) bir ziyâ, ayî da (geceleri karanlıklarda aydınlık veren) bir nur olarak yaratmıştır ve (dinî-dünyevî birçok işinizin kendisine bağlı olduğu) senele rin sayısıyla (, aylara ve günlere bağlı) hesabı bilese niz diye her birine (aylık ve yıllık seferlerinde uğrayacakları, burçlar, konaklar ve) menziller (tespit ve) takdir etmiştir. İşte Allâh bu (güneş ve ay`ın halleriyle ilgili anlatıla)nları (bâtıl ve abes yolla boşu boşuna değil de) ancak (hikmet ve faydaların gözetildiği üstün gayelere yönelik bir) hak ile yaratmıştır. O, (kâinâtın yaratılışındaki hikmetleri ve indirilen âyetlerde bulunan ilimleri) bilmekte olan bir toplum için (hem yaratıklardan ibaret tekvînî âyetleri, hem de Kur’ân’daki tenzîlî) tümâyetleri ayrıntılı bir şekilde açıklamaktadır.

6  Şüphesiz ki gecenin ve gündüzün (birbiri ardın ca gelerek ve artıp eksilerek) ihtilaf edişinde, bir de Allâh’ın, göklerde ve yerde yaratmış olduğu (eşsiz ve sağlam) şeylerde, (Allâh-u Te`âlâ’dan) hakkıyla sa kınmakta olan bir cemaat için elbette (yaratıcının var lığına, birliğine, sonsuz gücüne ve üstün hikmetine açıkça delâlet eden) pek çok ve çok büyük âyetler vardır.

Yûnus Sûresi  207 
Cüz  11
cihanyamaneren