HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْبَقَرَةِ  ٢١ 
الجزء ٢

سَيَقُولُ السُّفَهَٓاءُ مِنَ النَّاسِ مَا وَلّٰيهُمْ عَنْ قِبْلَتِهِمُ الَّت۪ي كَانُوا عَلَيْهَاۜ قُلْ لِلّٰهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُۜ يَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ ﴿ ١٤٢ ﴾ وَكَذٰلِكَ جَعَلْنَاكُمْ اُمَّةً وَسَطًا لِتَكُونُوا شُهَدَٓاءَ عَلَى النَّاسِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَه۪يدًاۜ وَمَا جَعَلْنَا الْقِبْلَةَ الَّت۪ي كُنْتَ عَلَيْهَٓا اِلَّا لِنَعْلَمَ مَنْ يَتَّبِعُ الرَّسُولَ مِمَّنْ يَنْقَلِبُ عَلٰى عَقِبَيْهِۜ وَاِنْ كَانَتْ لَكَب۪يرَةً اِلَّا عَلَى الَّذ۪ينَ هَدَى اللّٰهُۜ وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيُض۪يعَ ا۪يمَانَكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ بِالنَّاسِ لَرَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌ ﴿ ١٤٣ ﴾ قَدْ نَرٰى تَقَلُّبَ وَجْهِكَ فِي السَّمَٓاءِۚ فَلَنُوَلِّيَنَّكَ قِبْلَةً تَرْضٰيهَاۖ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِۜ وَحَيْثُ مَا كُنْتُمْ فَوَلُّوا وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُۜ وَاِنَّ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ لَيَعْلَمُونَ اَنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْۜ وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ ﴿ ١٤٤ ﴾ وَلَئِنْ اَتَيْتَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ بِكُلِّ اٰيَةٍ مَا تَبِعُوا قِبْلَتَكَۚ وَمَٓا اَنْتَ بِتَابِعٍ قِبْلَتَهُمْۚ وَمَا بَعْضُهُمْ بِتَابِعٍ قِبْلَةَ بَعْضٍۜ وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ اَهْوَٓاءَهُمْ مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَكَ مِنَ الْعِلْمِۙ اِنَّكَ اِذًا لَمِنَ الظَّالِم۪ينَۢ ﴿ ١٤٥ ﴾

سُورَةُالْبَقَرَةِ  ٢١ 
الجزء ٢
Bakara Sûresi  21 
Cüz  2

142  (Münafık, Yahudi ve müşrik olan) insanlardan birtakım (aklı kıt) sefih kimseler (, Mescid-i Aksâ’yı bırakıp Kâ`be’ye dönmenizle alâkalı hayretlerini gizleyemeyerek) yakında diyecek ki: “(Öteden beri) üzerinde bulunmuş oldukları kıblelerinden onları çevirmiş olan şey nedir?’’ (Habîbim!) De ki: “Doğu da batı da Allâh’a âittir. (Dolayısıyla hiçbir mekân kendiliğinden kıble olma imtiyâzına sahip bulunmayıp, ancak Allâh-u Te`âlâ’nın emriyle bu vasfa hâiz olabilir.) O, (üstün hikmeti gereği, zamanların değişikliğine ve ümmetlerin farklılığına göre) dilediğini dosdoğru bir yol (olan İslâm’a ve Kâ`be-i Muazzama’y)a ulaştırır.’’

143  (Ey Muhammed ümmetine mensup olma şerefine nâil olmuş kişi!) İşte böylece siz, insanlar üzerine hakkıyla şâhitler olasınız, o Rasûl de sizin üzerinize tam bir şâhit olsun diye sizi hayırlı/ adâletli/ bir ümmet yaptık. (Habîbim! Evvelce) üzerinde bulunduğun o (Kâ’be-i Muazzama) yönü(nü), ancak o peygamber(in tüm getirdiklerin)e tamamen uymakta olan kişiyi, (neshe itiraz edip dinden çıkarak) iki ökçesi üzerinde geri dönecek olandan ayırıp (, ezelde) bil(diğimizi herkese bildir)elim diye (yeniden) kıble yaptık. Gerçi bu (kıblenin döndürülmesi), Allâh’ın (hükümlerinin hikmetini anlamaya) hidâyet etmiş olduğu kimselerden başkasına elbette çok (ağır ve) büyük olmuştur. Allâh sizin (neshedilen kıbleye doğru kıldığınız namazları ve bu hükümlere karşı taşıdığınız) imanınızı asla zâyi edecek değildir. Şüphesiz ki Allâh insanlara karşı elbette (çok esirgeyici olduğu için, ecirlerini boşa çıkarmayacak olan bir) Raûf’dur; (sonsuz merhamet sahibi olduğu için de, en ufak zararlarını bile istemeyen bir) Rahîm’dir.

144  (Ey Rasûlüm!) Biz (kıblenin Kâ’be’ye döndürülmesi hakkında gelecek vahiy beklentisiyle) yüzünün gökte (aranarak) dönüp durduğunu çokça görmekteyiz. İşte şimdi seni kendisinden râzı olacağın bir kıbleye kesinlikle döndürüyoruz. Artık (namaz kılarken) yüzünü o Mescid-i Harâm tarafına çevir! (Ey inananlar!) Siz de her nerede bulunursanız, artık yüzlerinizi onun tarafına çevirin! O kendilerine kitap verilmiş olan (Yahudi ve Hristiyan)lar, şüphesiz ki o (kıblenin döndürülme mevzuu)nun gerçekten Rablerinden (gelen) bir hak olduğunu elbette bilmektedirler. (Çünkü onlar Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in, kendi kitaplarında müjdelenen âhir zaman peygamberi olduğunu, dolayısıyla yanlış bir şeyi emretmeyeceğini çok iyi bilirler. Ayrıca hiçbir şerî’atın, kendine âit kıbleyi bırakıp başka bir şerî’atın kıblesine yönelmeyi emretmeyeceği hususu onlar nezdinde kesinlik kazanmıştır.) Allâh onların yapmakta oldukları (hile ve inkâr gibi) şeylerden asla gâfil (ve habersiz) değildir. (Dolayısıyla onları hak ettikleri cezaya çarptıracaktır.)

145  (Habîbim!) Yemin olsun ki; o kendilerine kitap verilmiş olan kimselere (Kâ`be’nin gerçek kıble olduğuna dâir) her bir âyet (ve mûcizey)i getirsen de, elbette onlar senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblesine asla uyacak biri değilsin! (Yahudi ve Hristiyanlar da birbirlerine karşı çok büyük nefret taşıdıklarından,) onların bir kısmı da diğer bir kısmın(ın) kıblesine kesinlikle uyacak değildir. (Habîbim! Sana söylüyorum,ey ümmet siz işitin!) Andolsun ki; (gerçek dinin İslâm, kıblenin de Kâ`be olduğuna dâir) sana gelmiş olan (bunca) ilimden sonra (farz-ı muhal) yine de sen onların (: “Kıble olarak Mescid-i Aksâ’da sebat etseydin, senin, beklediğimiz son peygamber olabileceğini düşünüyorduk!” gibi sözlerinden etkilenip, seni haktan döndürme uğrundaki) kötü arzularına uyacak olursan, şüphesiz ki elbette o zaman sen zulüm işleyenlerdensin!

Bakara Sûresi  21 
Cüz  2
cihanyamaneren