HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُهُودٍ  ٢٢٥ 
الجزء ١٢

وَيَصْنَعُ الْفُلْكَ وَكُلَّمَا مَرَّ عَلَيْهِ مَلَاٌ مِنْ قَوْمِه۪ سَخِرُوا مِنْهُۜ قَالَ اِنْ تَسْخَرُوا مِنَّا فَاِنَّا نَسْخَرُ مِنْكُمْ كَمَا تَسْخَرُونَۜ ﴿ ٣٨ ﴾ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَۙ مَنْ يَأْت۪يهِ عَذَابٌ يُخْز۪يهِ وَيَحِلُّ عَلَيْهِ عَذَابٌ مُق۪يمٌ ﴿ ٣٩ ﴾ حَتّٰٓى اِذَا جَٓاءَ اَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُۙ قُلْنَا احْمِلْ ف۪يهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَاَهْلَكَ اِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ وَمَنْ اٰمَنَۜ وَمَٓا اٰمَنَ مَعَهُٓ اِلَّا قَل۪يلٌ ﴿ ٤٠ ﴾ وَقَالَ ارْكَبُوا ف۪يهَا بِسْمِ اللّٰهِ مَجْرٰۭۙيهَا وَمُرْسٰيهَاۜ اِنَّ رَبّ۪ي لَغَفُورٌ رَح۪يمٌ ﴿ ٤١ ﴾ وَهِيَ تَجْر۪ي بِهِمْ ف۪ي مَوْجٍ كَالْجِبَالِ وَنَادٰى نُوحٌۨ ابْنَهُ وَكَانَ ف۪ي مَعْزِلٍ يَا بُنَيَّ ارْكَبْۭۗ مَعَنَا وَلَا تَكُنْ مَعَ الْكَافِر۪ينَ ﴿ ٤٢ ﴾ قَالَ سَاٰو۪ٓي اِلٰى جَبَلٍ يَعْصِمُن۪ي مِنَ الْمَٓاءِۜ قَالَ لَا عَاصِمَ الْيَوْمَ مِنْ اَمْرِ اللّٰهِ اِلَّا مَنْ رَحِمَۚ وَحَالَ بَيْنَهُمَا الْمَوْجُ فَكَانَ مِنَ الْمُغْرَق۪ينَ ﴿ ٤٣ ﴾ وَق۪يلَ يَٓا اَرْضُ ابْلَع۪ي مَٓاءَكِ وَيَا سَمَٓاءُ اَقْلِع۪ي وَغ۪يضَ الْمَٓاءُ وَقُضِيَ الْاَمْرُ وَاسْتَوَتْ عَلَى الْجُودِيِّ وَق۪يلَ بُعْدًا لِلْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ ﴿ ٤٤ ﴾ وَنَادٰى نُوحٌ رَبَّهُ فَقَالَ رَبِّ اِنَّ ابْن۪ي مِنْ اَهْل۪ي وَاِنَّ وَعْدَكَ الْحَقُّ وَاَنْتَ اَحْكَمُ الْحَاكِم۪ينَ ﴿ ٤٥ ﴾

سُورَةُهُودٍ  ٢٢٥ 
الجزء ١٢
Hûd Sûresi  225 
Cüz  12

38  O (Nûh) o gemiyi sağlamca yapıyor; kavmin den ileri gelenler ise, kendisine her uğradıkça onun la alay ediyorlardı. (Bunun üzerine o kendilerine) dedi ki: “Siz bizimle alay ediyorsanız, siz (bizimle) alay etmekte oldu ğunuz gibi, şüphesiz biz de sizinle (, dünyada boğu lurken, âhirette de yanarken) alay edeceğiz!

39  Yakında bileceksiniz o kimseyi ki kendisini rezil edecek/alçaltacak/helâk edecek/büyük bir azâp ona gelecek ve dâimî olan korkunç bir azâp onun üzerine konacaktır.”

40  Nihâyet (gemiye binme) emrimiz geldiğinde ve o (Havvâ (Radıyallâhu anhâ)dan kalma, taştan yapılmış) tandır(dan su fışkırıp kuvvetlice yükselerek) kaynadığında Biz (Nûh’a): “(Boğulmaktan selâmet bulacak kimselerin ve zürriyetlerinin faydalanması için, canlıların) her birinden (erkek ve dişi olmak üzere) iki eşi bir de aleyhinde (helâk) söz(ü) geçmiş olanlar dışındaki âileni (; Müslüman olan hanımınla üç oğlunu) ve iman etmiş bulunan (diğer) kimseleri ona yükle!” buyurduk. Zaten onunla birlikte pek az kimseden başkası iman etmedi.
Müfessirlerin beyanına göre; Nûh (Aleyhisselâm) ile birlikte gemiye binenler hakkında birkaç görüş vardır: Katâde, İbni Cüreyc ve Muhammed ibni Kâ’b el-Kurazî (Radıyallâhu anhum) gibi âlimlerin beyanına göre gemide bulunanlar sekiz kişi olup, bunlar da Nûh (Aleyhisselâm) ve Müslüman olan eşi, Sâm, Hâm ve Yâfes isimli üç oğlu ve eşleridir. Muhammed ibni İshâk (Rahimehullâh)a göre; hanımlar hâriç on kişiydiler. İmam-ı Mukâtil (Rahimehullâh)`a göre; kadınlı erkekli yetmiş kişiydiler. İbni Abbâs (Radıyallâhu anhümâ)`dan rivayete göreyse seksen kişiydiler. Netice itibarıyla dünya halkı içerisinde bir azınlık oldukları kesindir. Nûh (Aleyhisselâm)`ın üç oğlundan Sâm; Arap ırkının babası, Hâm; zencilerin babası, Yâfes ise Türklerin babasıdır. Bugün dünyada yaşayanların tamamı Nûh (Aleyhisselâm)ın oğullarından türemiş olması hasebiyle Nûh (Aleyhisselâm) “Beşerin ikinci babası” lakabıyla anılmıştır.

41  (Nûh (Aleyhisselâm), maiyetinde bulunan mümin lere) dedi ki: “(Allâh’ın emriyle) ona binin! Onun akışı da, duruşu da Allâh’ın adı(nı zikretmek) ile (gerçekleşecek)dir. Şüphesiz ki benim Rabbim, el bette (inananları çokça bağışlayan bir) Ğafûr’dur, (kendilerine çokça acıdığı için onları tûfândan kurta ran bir) Rahîm’dir.”

42  O (gemi), dağlar gibi dalgalar içinde onları akıtıp götürüyorken Nûh, (kendilerinden) ayrı bir yerde bulunan oğluna: “Ey oğulcuğum! Bizimle bir likte (iman ederek bu gemiye) bin, sen kâfirlerle beraber olma!” diye seslendi.

43  O (Ken’ân isimli oğlu): “Birazdan beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım!” dedi. O (da onu bu asılsız fikrinden çevirmek ve kendisine gerçeği açık lamak için): “Bugün o acıyan (ve rahmeti gazabını geçmiş bulunan Allâh-u Te`âlâ)dan başka, Allâh’ın (azap ) emrinden koruyacak hiçbir kimse yoktur! / (Allâh-u Te`âlâ’nın) acımış olduğu kimse dışında bugün Allâh’ın (azap) emrinden hiçbir kurtulan yoktur!/ Bugün Allâh’ın emrinden, O’nun acıdığı kim se(nin durduğu yer olan gemi) dışında hiçbir kurtarıcı (mahal) yoktur!/” dedi. Böylece (baba-oğul konuşmayı henüz bitirmemişlerdi ki;) dalgalar ara larına girdi de nihâyet o, boğulanlardan oldu.

44  (Neticede bütün kâfirler tûfâna gark olunca, Allâh tarafından:) “Ey yer! (Üzerinde taşıdığın) suyunu çek! Ey gök! Sen de (yağmurunu) tut!” buyruldu. Der ken su azal dı, (kâfirlerin he lâk edilip, müminlerin kurta rılmasıyla ilgili) o iş bitirildi ve o (gemi), Cûdî (dağının) üzeri ne yerleşti de (o zaman): “O zâlimler toplumuna (Allâh’ın rahmetinden) uzaklık olsun (ve onlar he lâk olsun)!” buyruldu.

45  (Gözü önünde çocuğunun helâk olduğunu gören) Nûh, Rabbine nidâ etti de: “Ey Rabbim! Şüphesiz ki oğlum benim ehlim den dir! (Sen de bana âilemi kurtaracağına dâir söz ver miştin.) Senin vaadin ise gerçeğin ta kendisidir. Ama hâkimlerin en güçlü hüküm vereni ancak Sensin! (Karar verenlerin hepsinden daha bilgili ve adâletli olduğun için, diğerlerinin hükmü iptal edilebilirken, Senin kararın asla bozulamaz, ben de Senin kararına râzıyım!)/ Hikmet sahiplerinin en hikmetlisi ancak Sensin! (Hikmetinden sûal olmaz ama bana bunun hikmetini beyan eder misin?)/” dedi.

Hûd Sûresi  225 
Cüz  12
cihanyamaneren