HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُهُودٍ  ٢٢٨ 
الجزء ١٢

قَالَ يَا قَوْمِ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّ۪ي وَاٰتٰين۪ي مِنْهُ رَحْمَةً فَمَنْ يَنْصُرُن۪ي مِنَ اللّٰهِ اِنْ عَصَيْتُهُ فَمَا تَز۪يدُونَن۪ي غَيْرَ تَخْس۪يرٍ ﴿ ٦٣ ﴾ وَيَا قَوْمِ هٰذِه۪ نَاقَةُ اللّٰهِ لَكُمْ اٰيَةً فَذَرُوهَا تَأْكُلْ ف۪ٓي اَرْضِ اللّٰهِ وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُٓوءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابٌ قَر۪يبٌ ﴿ ٦٤ ﴾ فَعَقَرُوهَا فَقَالَ تَمَتَّعُوا ف۪ي دَارِكُمْ ثَلٰثَةَ اَيَّامٍۜ ذٰلِكَ وَعْدٌ غَيْرُ مَكْذُوبٍ ﴿ ٦٥ ﴾ فَلَمَّا جَٓاءَ اَمْرُنَا نَجَّيْنَا صَالِحًا وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّا وَمِنْ خِزْيِ يَوْمِئِذٍۜ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ الْقَوِيُّ الْعَز۪يزُ ﴿ ٦٦ ﴾ وَاَخَذَ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا الصَّيْحَةُ فَاَصْبَحُوا ف۪ي دِيَارِهِمْ جَاثِم۪ينَۙ ﴿ ٦٧ ﴾ كَاَنْ لَمْ يَغْنَوْا ف۪يهَاۜ اَلَٓا اِنَّ ثَمُودَا۬ كَفَرُوا رَبَّهُمْۜ اَلَا بُعْدًا لِثَمُودَ۟ ﴿ ٦٨ ﴾ وَلَقَدْ جَٓاءَتْ رُسُلُنَٓا اِبْرٰه۪يمَ بِالْبُشْرٰى قَالُوا سَلَامًاۜ قَالَ سَلَامٌۚ فَمَا لَبِثَ اَنْ جَٓاءَ بِعِجْلٍ حَن۪يذٍ ﴿ ٦٩ ﴾ فَلَمَّا رَآٰ اَيْدِيَهُمْ لَا تَصِلُ اِلَيْهِ نَكِرَهُمْ وَاَوْجَسَ مِنْهُمْ خ۪يفَةًۜ قَالُوا لَا تَخَفْ اِنَّٓا اُرْسِلْنَٓا اِلٰى قَوْمِ لُوطٍۜ ﴿ ٧٠ ﴾ وَامْرَاَتُهُ قَٓائِمَةٌ فَضَحِكَتْ فَبَشَّرْنَاهَا بِاِسْحٰقَۙ وَمِنْ وَرَٓاءِ اِسْحٰقَ يَعْقُوبَ ﴿ ٧١ ﴾

سُورَةُهُودٍ  ٢٢٨ 
الجزء ١٢
Hûd Sûresi  228 
Cüz  12

63  (Sâlih (Aleyhisselâm) onların bu şirk dolu sözlerine karşılık) dedi ki: “Ey kavmim! Gördünüz mü? (Söyle yin bakayım!) Eğer ben Rabbimden(ge len ve dava mın doğruluğuna şâhitlik yapacak nitelikte olan) açık bir delil üzere bulunmuş olduysam ve O bana tarafından (peygamberlik gibi) büyük bir rahmet ver mişse (ki öyledir); şimdi ben (elçiliğimi tebliğ göre vinde gevşeklik yaparak) O’na isyan ede cek olursam, bana Allâh’tan (gelecek azâba karşı) kim yardım ede bilir? Şu halde (ben sizi dinleyip de Allâh’a isyan eder sem,) siz bana, zarara uğratmadan başka bir şey artırmış olmayacaksınız!/Böylece siz bana, (‘Mu hakkak ki siz zarardasınız!’ deme imkânı vererek, sizi) hüsrana nispet etmekten başkabir şey artırmış olmuyorsunuz!/

64  Ey kavmim! İşte bu size (benim peygamberlik iddiamda doğruluğuma delâlet eden bir mûcize ve) bir âyet olarak, Allâh’ın (maddî sebepler olmaksızın, sırf kudret eseriyle yaratıp kayadan çıkardığı) dişi devesi dir! Artık onu bırakın da, Allâh’ın toprağında (ser bestçe) yesin (, içsin)! (Onu boğazlayıp öldürmek bir yana) ona en ufak bir kötülük bile dokundurmayın, sonra sizi (üç günün ardında gelecek) pek yakın bir azap yakalayıverir!”

65  Fakat onlar (bu emre karşı geldiler de) ayakları nı keserek (işe başlayıp) o dişi deveyi boğazladılar. Bunun üzerine (Sâlih (Aleyhisselâm) onlara) dedi ki: “Yurdunuzda üç gün (daha) yaşayın! (Ey suçlu insan!) İşte bu, yalan olmayan bir vaaddir.”

66  (O müşriklerin azâbıyla ilgili) emrimiz(in vakti) gelince; Sâlih’i ve beraberinde iman etmiş olan kim seleri tarafımızdan büyük bir rahmetle (, korktuk larından) kurtardık. (Özellikle) işte o (müşriklerin sayhayla helâk edildikleri) günün rüsvaylığından da (hiç etkilenmeyecek derecede kendilerini selâmete çıkardık)! (Ya Muhammed!) Şüphesiz senin Rabbin, (dostlarını kurtarmaya yeterli güce sahip olan) Ka viyy de, (düşmanlarını helâk ederekgâlibiyetini ilan eden) Azîz de ancak O’dur.

67  O (kâfirlik yaparak kendilerine) zulüm yapmış olan kimseleri ise o (Cibrîl’in) sayha(sı, içinde tüm yıldırımları, gök gürültülerini ve korkunç sesleri barın dıran o müthiş nâra) yakaladı da, böylece onlar (he lâke uğramış ölüler hâlinde) yurtlarında yere yapışıp kalanlaradöndüler.

68  Sanki onlar orada hiç ikamet etmemiştiler! Bilin ki; gerçekten de Semûd (kavmi), Rablerini in kâr etmiştirler. Âğâh olun ki; Semûd için (tüm rah metlerden) tam bir uzaklık olsun!

69  Andolsun ki; muhakkak elçilerimiz (olan melekler) İbrâhîm’e (, bir çocuğu olacağı ve Lût kav minin helâk edileceği) müjde(si)yle geldiler de: “Se lâm (ve selâmet senin üzerine olsun)!” dediler. O da: “(Size de) selâm (olsun)!” dedi. Derken o, pişmiş bir buzağı getirmekte hiç gecikmedi!

70  Ama o, ellerini ona uzan maz bir halde gö rünce on ları(n bu durumunu) yadırga dı ve onlar yüzünden (gelecek tehlikeden) birkorku hissetti /bir korku(yu içinde) gizledi/. Onlar (İbrâhîm (Aleyhisselâm)`ın bu endişesini fark edince): “Korkma! Şüphe siz ki biz Lût kavmin(i helâk etmey)e gönderildik!” dediler.

71  (O esnada) hanımı (Sâre) ise (hizmet için perde arkasında) ayakta idi, (Lût kavminin helâkine ve eşinin korkusunun gidişine sevinerek) birden gülüverdi. Biz de onu (bu sevinçten daha büyük bir sürûra mazhar etmek için, onca yaşına rağmen kendisine ihsan edilecek) İshâk (isimli mübarek bir çocuk) ile, İshâk’ın ardından da Ya`kûb (nâmında bir torun) ile müjdeledik.
İbni Abbâs (Radıyallâhu anhümâ)dan rivayete göre; Lût kavmini helâk etmekle görevlendirilen Cibrîl, Mîkâîl ve İsrâf îl (Aleyhimüsselâm) çok güzel yüzlü delikanlılar şekline girip İbrâhîm (Aleyhisselâm)a uğradılar. O onları ilk başta tanıyamadı, zaten tanısaydı, meleklerin yemediklerini ve içmediklerini bildiği için onlara yemek sunmazdı ve onlardan korkmazdı. Onların yemediklerini görünce sebebini sordu, melekler: “Biz para vermediğimiz yemeği yemeyiz!” deyince o: “Onun bir bedeli var, o da başında Allâh’ınadını anacaksınız, sonunda da O’na hamdedeceksiniz!” dedi. O zaman Cibrîl (Aleyhisselâm), Mikâîl’(Aleyhisselâm)a bakarak: “Böyle bir kişiyi Rabbinin Halîl seçmesi çok yakışmış!” dedi. Sâre (Radıyallâhuanhâ) İbrâhîm (Aleyhisselâm)ın endişesinin gittiğini görünce sevinçten gülmeye başladı. İbrâhîm (Aleyhisselâm)ın Hâcer valideden onüç sene evvel İsmâ’îl adında bir oğlu olmuştu. Ama doksanlı yaşlarına varmış olmasına rağmen çocuk sahibi olamamış olan Sâre vâlide İshâk isimli bir oğlu olacağı müjdesini alınca hayretini gizleyemeyerek bunun nasıl olacağını sordu, daha sonraki âyet-î kerîmelerde beyan edildiği üzere ona bu işin mûcize kabîlinden olacağı bildirildi.

Hûd Sûresi  228 
Cüz  12
cihanyamaneren