HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْبَقَرَةِ  ٢٣ 
الجزء ٢

وَلَا تَقُولُوا لِمَنْ يُقْتَلُ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ اَمْوَاتٌۜ بَلْ اَحْيَٓاءٌ وَلٰكِنْ لَا تَشْعُرُونَ ﴿ ١٥٤ ﴾ وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنَ الْاَمْوَالِ وَالْاَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِۜ وَبَشِّرِ الصَّابِر۪ينَۙ ﴿ ١٥٥ ﴾ اَلَّذ۪ينَ اِذَٓا اَصَابَتْهُمْ مُص۪يبَةٌۙ قَالُٓوا اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّٓا اِلَيْهِ رَاجِعُونَۜ ﴿ ١٥٦ ﴾ اُو۬لٰٓئِكَ عَلَيْهِمْ صَلَوَاتٌ مِنْ رَبِّهِمْ وَرَحْمَةٌ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُهْتَدُونَ ﴿ ١٥٧ ﴾ اِنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ مِنْ شَعَٓائِرِ اللّٰهِۚ فَمَنْ حَجَّ الْبَيْتَ اَوِ اعْتَمَرَ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِ اَنْ يَطَّوَّفَ بِهِمَاۜ وَمَنْ تَطَوَّعَ خَيْرًاۙ فَاِنَّ اللّٰهَ شَاكِرٌ عَل۪يمٌ ﴿ ١٥٨ ﴾ اِنَّ الَّذ۪ينَ يَكْتُمُونَ مَٓا اَنْزَلْنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ وَالْهُدٰى مِنْ بَعْدِ مَا بَيَّنَّاهُ لِلنَّاسِ فِي الْكِتَابِۙ اُو۬لٰٓئِكَ يَلْعَنُهُمُ اللّٰهُ وَيَلْعَنُهُمُ اللَّاعِنُونَۙ ﴿ ١٥٩ ﴾ اِلَّا الَّذ۪ينَ تَابُوا وَاَصْلَحُوا وَبَيَّنُوا فَاُو۬لٰٓئِكَ اَتُوبُ عَلَيْهِمْۚ وَاَنَا التَّوَّابُ الرَّح۪يمُ ﴿ ١٦٠ ﴾ اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَمَاتُوا وَهُمْ كُفَّارٌ اُو۬لٰٓئِكَ عَلَيْهِمْ لَعْنَةُ اللّٰهِ وَالْمَلٰٓئِكَةِ وَالنَّاسِ اَجْمَع۪ينَۙ ﴿ ١٦١ ﴾ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۚ لَا يُخَفَّفُ عَنْهُمُ الْعَذَابُ وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ ﴿ ١٦٢ ﴾ وَاِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ الرَّحْمٰنُ الرَّح۪يمُ۟ ﴿ ١٦٣ ﴾

سُورَةُالْبَقَرَةِ  ٢٣ 
الجزء ٢
Bakara Sûresi  23 
Cüz  2

154  Allâh(ın dinini yüceltme) yolunda öldürülen (şehit) kimseler için: “Ölüler” demeyin! Doğrusu (onlar), dirilerdir velâkin (yaşantıları cismânî olmadığından) siz (onların hayatlarını sezinlemek bir yana, vahye dayanmayan şu yetersiz akıllarınızla, onların ne manada diri olduklarını bile) anlayamazsınız.

155  Andolsun ki elbette sizi (koruduğumuz bunca belâya nazaran) çok az bir şeyle; korkuyla ve açlıkla, bir de mallardan, canlardan ve mahsullerden biraz eksiltmeyle mutlaka imtihan (edenin muamelesine tâbi) edeceğiz. (Habîbim!) O (belâlara) sabreden kişileri (cennetle) müjdele!

156  O (sabırlı) kimseler ki; kendilerine bir musibet ulaştığında: “Şüphesiz biz Allâh’a ait (kul ve köleler)iz ve kesinlikle biz ancak O’na dönücü kimseleriz!” derler.

157  İşte onlar (var ya); Rablerinden (art arda gelen) mağfiretler ve büyük bir rahmet sadece onlar üzerine (inmekte)dir. Yine işte ancak onlar (başlarına gelen belâlara karşı teslimiyet ve rıza gösterdiklerinden dolayı, doğru yola) hidâyet bulanların ta kendileridir.

158  Şüphesiz (Mekke’de bulunan) Safâ ve Merve (tepeleri), Allâh’ın (ibadetine vesile olmaları hasebiyle İslâm) nişanlarındandır. Artık her kim o Beyt’i hacceder veya umre yaparsa, (Safâ ve Merve arasında sa’y ederek) o ikisini iyice tavaf etmesinde kendisi üzerine hiçbir günah yoktur. Her kim (mecbur olmadığı halde) istekli olarak bir hayır yaparsa, şüphesiz ki Allâh (az amele çok mükâfat veren bir) Şâkir’dir; (küçük-büyük her yapılanı hakkıyla bilen bir) Alîm’dir.

159  Şüphesiz o kimseler ki (Muhammed (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in doğruluğu ve ona inanılması gerektiği hususunda) indirmiş olduğumuz o açık delilleri ve hidâyeti, Biz onu o (Tevrât) kitab(ın)da insanlara açıkladıktan sonra gizlemektedirler; işte onlar (öyle kötü kimselerdir ki), şüphesiz Allâh da onlara lânet etmektedir, tüm lânet edebilenler de onları lânetlemektedir!

160  Ancak o kimseler ki (yaptıkları gizleme işinden ve dönülmesi gereken bütün yanlışlardan) tevbe etmişlerdir, (yaptıkları bozgunculuğu) düzeltmişlerdir ve (kâfirlik damgasını üzerlerinden tamamen silip, iyilikte örnek olmak için, hatalarından tevbe ettiklerini insanlara) açıklamışlardır, artık işte onlar ki, Ben öylelerinin tevbelerini kabul ederim! Zaten (tevbeleri son derece kabul eden) Tevvâb da, (kullarına bolca rahmet akıtan) Rahîm de ancak Ben’im! Bu âyet-i kerîmeden anlaşıldığına göre; vaaz ve fetvâlarıyla insanları yanlışa sevk eden âlimlerin tevbesinin kabulü için sadece pişmanlık yeterli olmayıp birkaç şart gereklidir. Tabiî ki yine de ilk şart pişmanlıksa da, burada “Islâh” ve “Tebyîn” yani yaptıkları yanlışı düzeltme ve bu düzeltmeyi herkese açıklama şartı ilave edilmiştir. Zira onların günahı, Allâh ile aralarında kalmayıp, insanları ifsâda sürüklemiştir.

161  Şüphesiz o kimseler ki (gerçekleri gizlemekten tevbekâr olmayıp da) kâfir(likte ısrarcı) olmuşlardır ve kendileri kâfirler halinde ölmüşlerdir; işte onlar ki, Allâh’ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti ancak onlar üzerine (inmekte)dir.

162  O (lânet sahası)nda ebedî kalıcılar olarak (asla cehennemden çıkamayacaklardır)! Kendilerinden azap (hiçbir şekilde asla) hafifletilmeyecek (, bilakis azap üzerine azap ilave edilecek)tir, onlar (tevbe etmeleri için) mühlet verilecek (kimseler) de değildirler/kendileri (özür dilemeleri) beklenecek (kimseler) de değildirler/onlar (rahmet nazarıyla suratlarına) bakılacak (şahıslar) da değildirler.

163  (Ey Habîbime gelip: “Bize Rabbini târif et!” diyen insanlar!) Sizin İlâhınız, bir tek İlâhtır. O’ndan başka hiçbir İlâh yoktur, (çünkü O, esaslarıyla ve ayrıntılarıyla tüm nimetlerin sahibi olan bir) Rahmândır, (yaratıklarına çok acıyan bir) Rahîm’dir. (O’nun dışındaki her şey ise, ya nimetin kendisidir veya nimete mazhar durumdadır. Artık nimetleri yaratandan başka hiçbir şeyin ibadet olunmayı hak etmediği âşikârdır.)

Bakara Sûresi  23 
Cüz  2
cihanyamaneren