v02.01.25 Geliştirme Notları
Hûd Sûresi
230
Cuz 12
82﴿ Nihâyet (Lût kavminin helâkiyle ilgili) Bizim (azap) emrimiz gelince, (onların yaşadığı yedi adet şehri Cibrîl’in kanadıyla ters yüz ederek) oraların yukarısını aşağısı yaptık ve katılaşmış bir çamurdan (azapları için hazırlanıp) istif edilmiş /peş peşe gönderilmiş/ taşları oraların üstüne yağdırdık.
83﴿ (Habîbim!) Senin Rabbin nezdinde (bulunup, O’ndan başka kimsenin bilemeyeceği gizli yerlerde, beyaz-kırmızı gibi alâmetlerle ve atılacağı kimsenin ismiyle damgalanarak) nişanlanmış olan (o taşları onların başına yağdırdık). Zâten on(lara isâbet eden taş)lar o (şirk koşan) zâlimlerden (hiçbir zaman) aslâ uzak değildir.
84﴿ Medyen (kavmin)e de (soy bakımından) kardeşleri Şu‘ayb’ı (peygamber olarak gönderdik). O (elçilik vazîfesini alır almaz, onlara) dedi ki: “Ey kavmim! (Sâdece) Allâh’a ibâdet edin. Sizin için O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Ölçeği ve tartı(da ölçülüp tartılan eşyâ)yı da eksik yapmayın. (Çünkü) şüphesiz ben sizi (buna muhtaç bırakmayacak) fazlaca bir (nîmet ve) malla iç içe görmekteyim (ki bu nedenle siz eksik vermek bir yana, şükür için insanlara daha fazla vermelisiniz). Ama (bu günahtan vazgeçmemeniz durumunda) muhakkak ki ben (bir ferdinizi bile bırakmayıp hepinizi helâk ile) kuşatıcı büyük bir günün azâbından size karşı endişe duymaktayım.
85﴿ Ey kavmim! Ölçeği ve tartıyı (fazlasız-noksansız olarak tam bir) adâletle tamamlayın ve insanlara (hakları olan mal ve) eşyâlarını noksan vermeyin. Bir de (onların haklarında eksiltmeye gidip de, hem dîninizin hem de âhiretinizin yararları husûsunda) bozgunculuk yapan kişiler olarak yer(yüzün)de fesat çıkartmayın.
86﴿ (İnsanlara haklarını tamâmen vermenizin ardından) Allâh’ın bıraktığı (kâr, haksız kazanç yoluyla biriktirmeye çalıştıklarınıza nispetle) sizin için çok hayırlıdır. Eğer îmân eden kimseler olduysanız (helâl ve hayırlı olanı tercih etmeniz gerekir)! Zâten ben sizin üzerinize aslâ bir muhâfız değilim (ki sizi günahlardan korumak için başınızı bekleyeyim ve amellerinizi sayıp karşılığını vereyim).
87﴿ Dediler ki: “Ey Şu‘ayb! Babalarımızın (ve atalarımızın) tapmakta olduğu şeyleri ve mallarımız hakkında (eksiltme ve artırma gibi) dilemekte olduğumuz şeyi yapmamızı terk etmemizi sana (çokça kıldığın) namazın(dan kaptığın vesvese ve akılsızlık) mı emrediyor? Şüphesiz ki sen elbette (acele davranmayan) halîm(-selîm) ve (aklı kemâle ermiş) reşîd bir kimsesin (ama bize bu vasıflarına göre davranmıyorsun).” Müfessirlerin beyân ettiği diğer bir mânâya göre ise; o müşrikler aslında Şu‘ayb (Aleyhisselâm)ı azgın ve sapık bir kimse olarak kabûl ettikleri hâlde, kendisini bu sıfatların tam tersiyle niteleyerek onunla alay etmeyi kastetmişlerdir.
88﴿ (Şu‘ayb (Aleyhisselâm) onların bu alay dolu sözlerine karşılık) dedi ki: “Ey kavmim! Gördünüz mü? (Söyleyin bakayım!) Eğer ben Rabbimden (gelen ve dâvâmın doğruluğuna şâhitlik yapacak nitelikte olan) çok açık bir delil üzere bulunduysam (ki öyledir) ve O bana (nübüvvet, hikmet ve helâl mal gibi) sâdece Kendisin(in bana lütfettiği şeyler cinsin)den güzel bir rızık ihsân etmişse (peki şimdi, taptığınız putları ve yaptığınız günahları bırakmayı emretmemek ve peygamberlerin gönderiliş gâyesine ters davranışta bulunmak bana hiç yakışır mı?)! Ayrıca ben sizi kendisinden nehyetmekte olduğum o (ölçüde tartıda noksanlık yapmak gibi kötü bir) şeye doğru yönelerek (ve) size (yasakladığım şeyi kendim yaparak Allâh’ın emrine) muhâlefet etmek istemiyorum. Ben ancak gücüm yettiği sürece (nasîhat ve vaazlarla sizi) ıslâh (etmeyi) arzuluyorum. Zâten benim (bu husustaki) muvaffakıyetim ancak Allâh(-u Te‘âlâ’nın yardımı) iledir. Ben (tüm işlerimde, özellikle bu konuda) ancak O’na (güvenip) tevekkül ettim ve ben ancak O’na yönelirim. /(Âhirette de) ancak O’na döneceğim./
سُورَةُ هُودٍ
الجزء ١٢
٢٣٠
فَلَمَّا جَٓاءَ اَمْرُنَا جَعَلْنَا عَالِيَهَا سَافِلَهَا وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهَا حِجَارَةً مِنْ سِجّ۪يلٍۙ مَنْضُودٍۙ ﴿٨٢
مُسَوَّمَةً عِنْدَ رَبِّكَۜ وَمَا هِيَ مِنَ الظَّالِم۪ينَ بِبَع۪يدٍ۟ ﴿٨٣
وَاِلٰى مَدْيَنَ اَخَاهُمْ شُعَيْبًاۜ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ وَلَا تَنْقُصُوا الْمِكْيَالَ وَالْم۪يزَانَ اِنّ۪ٓي اَرٰيكُمْ بِخَيْرٍ وَاِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ مُح۪يطٍ ﴿٨٤
وَيَا قَوْمِ اَوْفُوا الْمِكْيَالَ وَالْم۪يزَانَ بِالْقِسْطِ وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ اَشْيَٓاءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْاَرْضِ مُفْسِد۪ينَ ﴿٨٥
بَقِيَّتُ اللّٰهِ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَۚ وَمَٓا اَنَا۬ عَلَيْكُمْ بِحَف۪يظٍ ﴿٨٦
قَالُوا يَا شُعَيْبُ اَصَلٰوتُكَ تَأْمُرُكَ اَنْ نَتْرُكَ مَا يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬نَٓا اَوْ اَنْ نَفْعَلَ ف۪ٓي اَمْوَالِنَا مَا نَشٰٓؤُ۬اۜ اِنَّكَ لَاَنْتَ الْحَل۪يمُ الرَّش۪يدُ ﴿٨٧
قَالَ يَا قَوْمِ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّ۪ي وَرَزَقَن۪ي مِنْهُ رِزْقًا حَسَنًاۜ وَمَٓا اُر۪يدُ اَنْ اُخَالِفَكُمْ اِلٰى مَٓا اَنْهٰيكُمْ عَنْهُۜ اِنْ اُر۪يدُ اِلَّا الْاِصْلَاحَ مَا اسْتَطَعْتُۜ وَمَا تَوْف۪يق۪ٓي اِلَّا بِاللّٰهِۜ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَاِلَيْهِ اُن۪يبُ ﴿٨٨
Hûd Sûresi
230
Cuz 12
فَلَمَّا جَٓاءَ اَمْرُنَا جَعَلْنَا عَالِيَهَا سَافِلَهَا وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهَا حِجَارَةً مِنْ سِجّ۪يلٍۙ مَنْضُودٍۙ ﴿٨٢
82﴿ Nihâyet (Lût kavminin helâkiyle ilgili) Bizim (azap) emrimiz gelince, (onların yaşadığı yedi adet şehri Cibrîl’in kanadıyla ters yüz ederek) oraların yukarısını aşağısı yaptık ve katılaşmış bir çamurdan (azapları için hazırlanıp) istif edilmiş /peş peşe gönderilmiş/ taşları oraların üstüne yağdırdık.
مُسَوَّمَةً عِنْدَ رَبِّكَۜ وَمَا هِيَ مِنَ الظَّالِم۪ينَ بِبَع۪يدٍ۟ ﴿٨٣
83﴿ (Habîbim!) Senin Rabbin nezdinde (bulunup, O’ndan başka kimsenin bilemeyeceği gizli yerlerde, beyaz-kırmızı gibi alâmetlerle ve atılacağı kimsenin ismiyle damgalanarak) nişanlanmış olan (o taşları onların başına yağdırdık). Zâten on(lara isâbet eden taş)lar o (şirk koşan) zâlimlerden (hiçbir zaman) aslâ uzak değildir.
وَاِلٰى مَدْيَنَ اَخَاهُمْ شُعَيْبًاۜ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ وَلَا تَنْقُصُوا الْمِكْيَالَ وَالْم۪يزَانَ اِنّ۪ٓي اَرٰيكُمْ بِخَيْرٍ وَاِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ مُح۪يطٍ ﴿٨٤
84﴿ Medyen (kavmin)e de (soy bakımından) kardeşleri Şu‘ayb’ı (peygamber olarak gönderdik). O (elçilik vazîfesini alır almaz, onlara) dedi ki: “Ey kavmim! (Sâdece) Allâh’a ibâdet edin. Sizin için O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Ölçeği ve tartı(da ölçülüp tartılan eşyâ)yı da eksik yapmayın. (Çünkü) şüphesiz ben sizi (buna muhtaç bırakmayacak) fazlaca bir (nîmet ve) malla iç içe görmekteyim (ki bu nedenle siz eksik vermek bir yana, şükür için insanlara daha fazla vermelisiniz). Ama (bu günahtan vazgeçmemeniz durumunda) muhakkak ki ben (bir ferdinizi bile bırakmayıp hepinizi helâk ile) kuşatıcı büyük bir günün azâbından size karşı endişe duymaktayım.
وَيَا قَوْمِ اَوْفُوا الْمِكْيَالَ وَالْم۪يزَانَ بِالْقِسْطِ وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ اَشْيَٓاءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْاَرْضِ مُفْسِد۪ينَ ﴿٨٥
85﴿ Ey kavmim! Ölçeği ve tartıyı (fazlasız-noksansız olarak tam bir) adâletle tamamlayın ve insanlara (hakları olan mal ve) eşyâlarını noksan vermeyin. Bir de (onların haklarında eksiltmeye gidip de, hem dîninizin hem de âhiretinizin yararları husûsunda) bozgunculuk yapan kişiler olarak yer(yüzün)de fesat çıkartmayın.
بَقِيَّتُ اللّٰهِ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَۚ وَمَٓا اَنَا۬ عَلَيْكُمْ بِحَف۪يظٍ ﴿٨٦
86﴿ (İnsanlara haklarını tamâmen vermenizin ardından) Allâh’ın bıraktığı (kâr, haksız kazanç yoluyla biriktirmeye çalıştıklarınıza nispetle) sizin için çok hayırlıdır. Eğer îmân eden kimseler olduysanız (helâl ve hayırlı olanı tercih etmeniz gerekir)! Zâten ben sizin üzerinize aslâ bir muhâfız değilim (ki sizi günahlardan korumak için başınızı bekleyeyim ve amellerinizi sayıp karşılığını vereyim).
قَالُوا يَا شُعَيْبُ اَصَلٰوتُكَ تَأْمُرُكَ اَنْ نَتْرُكَ مَا يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬نَٓا اَوْ اَنْ نَفْعَلَ ف۪ٓي اَمْوَالِنَا مَا نَشٰٓؤُ۬اۜ اِنَّكَ لَاَنْتَ الْحَل۪يمُ الرَّش۪يدُ ﴿٨٧
87﴿ Dediler ki: “Ey Şu‘ayb! Babalarımızın (ve atalarımızın) tapmakta olduğu şeyleri ve mallarımız hakkında (eksiltme ve artırma gibi) dilemekte olduğumuz şeyi yapmamızı terk etmemizi sana (çokça kıldığın) namazın(dan kaptığın vesvese ve akılsızlık) mı emrediyor? Şüphesiz ki sen elbette (acele davranmayan) halîm(-selîm) ve (aklı kemâle ermiş) reşîd bir kimsesin (ama bize bu vasıflarına göre davranmıyorsun).” Müfessirlerin beyân ettiği diğer bir mânâya göre ise; o müşrikler aslında Şu‘ayb (Aleyhisselâm)ı azgın ve sapık bir kimse olarak kabûl ettikleri hâlde, kendisini bu sıfatların tam tersiyle niteleyerek onunla alay etmeyi kastetmişlerdir.
قَالَ يَا قَوْمِ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّ۪ي وَرَزَقَن۪ي مِنْهُ رِزْقًا حَسَنًاۜ وَمَٓا اُر۪يدُ اَنْ اُخَالِفَكُمْ اِلٰى مَٓا اَنْهٰيكُمْ عَنْهُۜ اِنْ اُر۪يدُ اِلَّا الْاِصْلَاحَ مَا اسْتَطَعْتُۜ وَمَا تَوْف۪يق۪ٓي اِلَّا بِاللّٰهِۜ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَاِلَيْهِ اُن۪يبُ ﴿٨٨
88﴿ (Şu‘ayb (Aleyhisselâm) onların bu alay dolu sözlerine karşılık) dedi ki: “Ey kavmim! Gördünüz mü? (Söyleyin bakayım!) Eğer ben Rabbimden (gelen ve dâvâmın doğruluğuna şâhitlik yapacak nitelikte olan) çok açık bir delil üzere bulunduysam (ki öyledir) ve O bana (nübüvvet, hikmet ve helâl mal gibi) sâdece Kendisin(in bana lütfettiği şeyler cinsin)den güzel bir rızık ihsân etmişse (peki şimdi, taptığınız putları ve yaptığınız günahları bırakmayı emretmemek ve peygamberlerin gönderiliş gâyesine ters davranışta bulunmak bana hiç yakışır mı?)! Ayrıca ben sizi kendisinden nehyetmekte olduğum o (ölçüde tartıda noksanlık yapmak gibi kötü bir) şeye doğru yönelerek (ve) size (yasakladığım şeyi kendim yaparak Allâh’ın emrine) muhâlefet etmek istemiyorum. Ben ancak gücüm yettiği sürece (nasîhat ve vaazlarla sizi) ıslâh (etmeyi) arzuluyorum. Zâten benim (bu husustaki) muvaffakıyetim ancak Allâh(-u Te‘âlâ’nın yardımı) iledir. Ben (tüm işlerimde, özellikle bu konuda) ancak O’na (güvenip) tevekkül ettim ve ben ancak O’na yönelirim. /(Âhirette de) ancak O’na döneceğim./