HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُهُودٍ  ٢٣١ 
الجزء ١٢

وَيَا قَوْمِ لَا يَجْرِمَنَّكُمْ شِقَاق۪ٓي اَنْ يُص۪يبَكُمْ مِثْلُ مَٓا اَصَابَ قَوْمَ نُوحٍ اَوْ قَوْمَ هُودٍ اَوْ قَوْمَ صَالِحٍۜ وَمَا قَوْمُ لُوطٍ مِنْكُمْ بِبَع۪يدٍ ﴿ ٨٩ ﴾ وَاسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُٓوا اِلَيْهِۜ اِنَّ رَبّ۪ي رَح۪يمٌ وَدُودٌ ﴿ ٩٠ ﴾ قَالُوا يَا شُعَيْبُ مَا نَفْقَهُ۬ كَث۪يرًا مِمَّا تَقُولُ وَاِنَّا لَنَرٰيكَ ف۪ينَا ضَع۪يفًاۚ وَلَوْلَا رَهْطُكَ لَرَجَمْنَاكَۘ وَمَٓا اَنْتَ عَلَيْنَا بِعَز۪يزٍ ﴿ ٩١ ﴾ قَالَ يَا قَوْمِ اَرَهْط۪ٓي اَعَزُّ عَلَيْكُمْ مِنَ اللّٰهِۜ وَاتَّخَذْتُمُوهُ وَرَٓاءَكُمْ ظِهْرِيًّاۜ اِنَّ رَبّ۪ي بِمَا تَعْمَلُونَ مُح۪يطٌ ﴿ ٩٢ ﴾ وَيَا قَوْمِ اعْمَلُوا عَلٰى مَكَانَتِكُمْ اِنّ۪ي عَامِلٌۜ سَوْفَ تَعْلَمُونَۙ مَنْ يَأْت۪يهِ عَذَابٌ يُخْز۪يهِ وَمَنْ هُوَ كَاذِبٌۜ وَارْتَقِبُٓوا اِنّ۪ي مَعَكُمْ رَق۪يبٌ ﴿ ٩٣ ﴾ وَلَمَّا جَٓاءَ اَمْرُنَا نَجَّيْنَا شُعَيْبًا وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّا وَاَخَذَتِ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا الصَّيْحَةُ فَاَصْبَحُوا ف۪ي دِيَارِهِمْ جَاثِم۪ينَۙ ﴿ ٩٤ ﴾ كَاَنْ لَمْ يَغْنَوْا ف۪يهَاۜ اَلَا بُعْدًا لِمَدْيَنَ كَمَا بَعِدَتْ ثَمُودُ۟ ﴿ ٩٥ ﴾ وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مُوسٰى بِاٰيَاتِنَا وَسُلْطَانٍ مُب۪ينٍۙ ﴿ ٩٦ ﴾ اِلٰى فِرْعَوْنَ وَمَلَا۬ئِه۪ فَاتَّبَعُٓوا اَمْرَ فِرْعَوْنَۚ وَمَٓا اَمْرُ فِرْعَوْنَ بِرَش۪يدٍ ﴿ ٩٧ ﴾

سُورَةُهُودٍ  ٢٣١ 
الجزء ١٢
Hûd Sûresi  231 
Cüz  12

89  Ey kavmim! Bana (düşmanlık ederek)karşı gelmek sakın size, Nûh’un kavmine ya da Hûd’un kavmine veya Sâlih’in kavmine isâbet etmiş olan şeylerin (; boğulma, kasırgaya tutulma, zelzele ve say hayla helâk edilme türü dehşetli azapların) bir ben zerinin size isâbet etmesini kazandırmasın. Zaten Lût’un kavmi (ne zaman, ne de mekân ola rak) sizden hiç de uzak değildir!

90  Bir de siz (iman ederek) Rabbinizden bağış lanma isteyin! Sonra da (evvelce işlemiş olduğunuz şirk koşma günahınızdan) O’na tevbe edin! Gerçekten benim Rabbim (tevbe edenlere karşı rahmeti pek büyük olan bir) Rahîm’dir; (dostlarını çok seven ve seven bir kişinin, sevdiğine yaptığı lütuf ve ihsanları onlara revâ gören bir) Vedûd’dur.”

91  (Bu kadar fesâhat ve belâğat harikası nasihat leri dinledikleri halde hiçbir etkilenme göstermeyen, fakat karşısında konuşacak bir güç de bulamayan o sapık kavim, yapılan öğütleri hafife almak ve peygam beriyle alay etmek üzere) dediler ki: “Ey Şu`ayb! (Biz tevhid inancının gerekliliği ve alıp satarken eksik fazla yapmanın haram oluşu gibi konularda) söyle mekte olduğun şeylerden birçoğunu anlamıyo ruz! Ve şüphesiz ki elbette biz seni aramızda (hiç bir şeye gücü kuvveti yetmeyen) bir zayıf olarak görü yoruz. Senin kabilen(den hiçbir korkumuz yoksa da, bizim dinimiz üzere oldukları için nezdimizde itibar ları vardır, o da) olmasaydı, elbette seni taşlaya rak öldürürdük! Zaten bize göre sen hiç de değerli biri değilsin (ki, bu itibarın seni recmetmemize mâni olsun. Bizim bu nu yapmamıza mâni olan tek şey, dinimizden ayrıl mayıp, seni bize tercih etmeyen yakınlarının hatırını saymamızdır)!”

92  (Şu`ayb (Aleyhisselâm) onların bu tehdit dolu sözle rine cevâben) dedi ki: “Ey kavmim! Benim kabilem size göre Allâh’tan daha mı değerlidir ki, (onların hatırına bana dokunmuyorsunuz da, Allâh-u Te’âlâ’nın yüce hatırını hiç hesaba katmıyorsunuz. Böylece siz) O’nu ardınızda (bırakıp) sırt arkasına atılmış (de ğersiz) bir şey edindiniz (öyle mi)? (Ama) şüphe siz ki benim Rabbim sizin yapmakta olduğunuz şeyleri (, ilmiyle de kudretiyle de çepeçevre kuşatan bir) Muhît’tır.

93  Ey kavmim! Siz (kâfirlik ve bana karşı düş - manlık hususunda) olanca gücünüz/konumunuz/ üzere çalış(ıp çabalay)ın. Şüphesiz ben de (yolumda sebat edip, size karşı direnişte olanca gücümle) çalı şıcıyım. Pek yakında bileceksiniz, kimmiş o kim se ki, kendisini rezil edecek azap ona gelecektir, bir de kimmiş o yalancı? Öyleyse (sizi tehdit ettiğim şeylerin gerçekleşeceği zamanı) bekleyin, şüphesiz ben de sizinle birlikte (bunu) gözleyiciyim!”

94  (O müşriklerin azâbıyla ilgili) emrimiz(in vak ti) gelince; Şu`ayb’ı ve beraberinde iman etmiş olan kimseleri tarafımızdan büyük bir rahmetle(, korktuklarından) kurtardık. O (kâfirlik yaparak kendilerine) zulüm yapmış olan kimseleri ise o (Cibrîl’in) sayha(sı, o içinde tüm yıldırımları, gök gürültülerini ve korkunç sesleri barındıran müthiş nâra) yakaladı da, böylece onlar (helâke uğramış ölüler hâlinde) yurtlarında yere yapışıp kalanlaradöndüler.

95  Sanki onlar orada hiç ikâmet etmemişti ler! Âgâh olun! Semûd (kavmi tüm rahmetlerden) uzak olduğu gibi, Medyen (halkı) için de (tüm ha yırlardan) büyük bir uzaklık olsun (ve böylece on lar pek büyük bir helâkeuğratılsın)!

96  Andolsun ki; muhakkak Biz Mûsâ’yı (; asâ, bembeyaz el, tûfân, çekirge, bit-pire, kurbağa, kan, mahsullerin ve canların noksanlaştırılması olarak sıralanan dokuz mucizeden oluşan) âyetlerimizle, bir de (özellikle ejderhaya dönüştüğünde binlerce büyücünün ortaya koyduğu malzemeleri yutan asâ gibi) pek açık ve güçlü bir delille gönderdik. Bu mûcizelerin tafsilatı için bakınız : A’râf sûresi; 133.

97  Firavun’a ve ulu adamlarına! Fakat onlar (Mûsâ’nın emrini terk ettiler de) Firavun’un emri ne/işine/ iyice uydular. Hâlbuki Firavu n’un emri/işi /, (güzel bir neticeyle sonuçlanmaya) hiç de elverişli bir şey değildi/ (doğru yola) irşâd eden bir şey değildi/doğru ve düzgün bir şey değildi/!

Hûd Sûresi  231 
Cüz  12
cihanyamaneren