HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْبَقَرَةِ  ٢٤ 
الجزء ٢

اِنَّ ف۪ي خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَالْفُلْكِ الَّت۪ي تَجْر۪ي فِي الْبَحْرِ بِمَا يَنْفَعُ النَّاسَ وَمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنَ السَّمَٓاءِ مِنْ مَٓاءٍ فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَبَثَّ ف۪يهَا مِنْ كُلِّ دَٓابَّةٍۖ وَتَصْر۪يفِ الرِّيَاحِ وَالسَّحَابِ الْمُسَخَّرِ بَيْنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ ﴿ ١٦٤ ﴾ وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَتَّخِذُ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَنْدَادًا يُحِبُّونَهُمْ كَحُبِّ اللّٰهِۜ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَشَدُّ حُبًّا لِلّٰهِۜ وَلَوْ يَرَى الَّذ۪ينَ ظَلَمُٓوا اِذْ يَرَوْنَ الْعَذَابَۙ اَنَّ الْقُوَّةَ لِلّٰهِ جَم۪يعًاۙ وَاَنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعَذَابِ ﴿ ١٦٥ ﴾ اِذْ تَبَرَّاَ الَّذ۪ينَ اتُّبِعُوا مِنَ الَّذ۪ينَ اتَّبَعُوا وَرَاَوُا الْعَذَابَ وَتَقَطَّعَتْ بِهِمُ الْاَسْبَابُ ﴿ ١٦٦ ﴾ وَقَالَ الَّذ۪ينَ اتَّبَعُوا لَوْ اَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَتَبَرَّاَ مِنْهُمْ كَمَا تَبَرَّؤُ۫ا مِنَّاۜ كَذٰلِكَ يُر۪يهِمُ اللّٰهُ اَعْمَالَهُمْ حَسَرَاتٍ عَلَيْهِمْۜ وَمَا هُمْ بِخَارِج۪ينَ مِنَ النَّارِ۟ ﴿ ١٦٧ ﴾ يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ كُلُوا مِمَّا فِي الْاَرْضِ حَلَالًا طَيِّبًاۘ وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِۜ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُب۪ينٌ ﴿ ١٦٨ ﴾ اِنَّمَا يَأْمُرُكُمْ بِالسُّٓوءِ وَالْفَحْشَٓاءِ وَاَنْ تَقُولُوا عَلَى اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ ﴿ ١٦٩ ﴾

سُورَةُالْبَقَرَةِ  ٢٤ 
الجزء ٢
Bakara Sûresi  24 
Cüz  2

164  (Eğer Allâh-u Te`âlâ’nın birliği hususundaki beyanlarının doğruluğuna dâir senden bir âyet istiyorlarsa, işte onlara nice âyetler;) şüphesiz göklerin ve yerin (eşsiz bir sanat eseri olarak yedi kat halinde ve her türlü zevâlden korunmuş bir şekilde) yaratılışında, gece ve gündüzün birbiri peşine gelişinde /gece ile gündüzün (renklerinin karanlık ve aydınlık olarak farklılık arz etmesinde, sürelerinin de mevsimlere göre bazen artıp bazen eksilerek) ihtilaf edişinde/; insanlara faydalı olan (yiyecek-giyecek ve yakıt gibi) şeylerle (yüklü olarak) denizde akıp giden o gemilerde, bir de Allâh’ın gökten indirdiği ve ölümünden sonra kendisiyle yeri diriltmiş olduğu, ayrıca hareket edebilen her (tür) canlıyı (kendisi sebebiyle) orada yaymış bulunduğu suda, rüzgârların (yönden yöne, şekilden şekle) çevrilmesinde ve yerle gök arasında (Allâh’ın yağdırma emrine) boyun eğdirilen bulutlarda, (akıl gözleriyle bakıp iyice düşünerek, gerçekleri) anlayabilen bir kavim için elbette çok büyük nice âyetler vardır (ki, onların her biri Allâh-u Te`âlâ’nın yenilmez gücünü, üstün hikmetini ve engin rahmetini açıkça ortaya koymaktadır).

165  (Bunca âyetleri gördükten sonra hâlâ) insanlardan öylesi de vardır ki, Allâh’ı bırakıp (ilâhlıkta O’na) bir takım eşler edinir ve Allâh’ı sever gibi onları severler. O inanmış olan kimseler ise, (müşriklerin, ilâhlarını sevmesine nispeten) Allâh’a karşı sevgi bakımından daha güçlüdür(ler). (Allâh’a eşler koşarak) o zulmetmiş olan kimseler, (âhiretteki) o (sonsuz) azâbı görecekleri zaman(, putlarının onları kurtaramayacağını şimdiden bir) bilseydi(ler, şunu çok iyi anlarlardı) ki, şüphesiz (güç ve) kuvvet tümüyle Allâh’a âittir ve Allâh gerçekten azâbı çok şiddetli olan bir Zât’tır. (Beyzâvî, Âlûsî)

166  O (sapık önderler kendilerine uya) nlar(la birlikte) azâbı görmüşlerken, o (şirk ve inkârda izlerine) uyulmuş olan kimseler, o (dünyadayken kendilerine) tâbi olmuş bulunanlardan tamamen uzaklaştığında ve onlar(ın inkârı) yüzünden (, kurtuluş sebebi olarak görülen akrabalık, yoldaşlık ve samimi dostluk gibi irtibat) bağlar(ı) tümüyle koptuğunda (işte o zaman bâtıl ilâhlarının kendilerine fayda vermeyeceğini keşke şimdiden anlayabilseydiler de, onlarla tüm ilişkilerini daha dünyadayken kesebilseydiler)!

167  (Şimdiden olmuş bitmiş gibi kesin olarak bilinmelidir ki;) o (müşrik önderlere) tâbi olmuş bulunan kimseler (âhirette azâbı gördüklerinde): “Keşke bizim için gerçekten bir (daha dünyaya geri) dönüş (imkânı) olsaydı da, (bugün) onlar bizden uzaklaştıkları gibi, (o gün) biz de onlardan uzaklaşsaydık!” demiştir. İşte Allâh (şirkle karışık olan) amellerini onlara, üzerlerine çöken hasretler (ve pişmanlıklar) halinde böylece (pişmanlığın hiçbir faydası olmayacağı anda) gösterecektir. (Şirk üzere öldükleri için) onlar o (cehennem) ateş(in)den asla çıkıcı kimseler de değillerdir. (Zerre kadar imanla ölenler ise, muvakkat bir zaman için azap içerisinde kalsalar da, sonunda mutlaka çıkacaklardır.)

168  Ey insanlar! Yer(yüzün)de bulunan (rızık)lardan helâl, (bütün şüphelerden) tertemiz ve lezzetli olan(lar)ı yiyin. Şeytanın izlerine uy(up da boşamaya dâir şart ve yemin etmeyin, günahlara adak yapmayın, Allâh’tan başkasının adına ant içmeyin ve helâlleri haram, haramları helâl say)mayın. Çünkü gerçekten o (şeytan) sizin için (zâhiren dost görünen) apaçık bir düşmandır.

169  O size ancak (yalan ve kumar gibi) kötü şeyleri, (içki, iftira ve zina gibi) haddi aşan çirkin işleri (yapmanızı) ve Allâh’a karşı (iftirada bulunmak üzere kendi kafanızdan: “Şu helâldir, bu haramdır!” gibi laflar etmenizi, böylece doğruluğunu) bilmediğiniz şeyleri (Allâh adına) söylemenizi emretmektedir.

Bakara Sûresi  24 
Cüz  2
cihanyamaneren