HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُيُوسُفَ  ٢٤٠ 
الجزء ١٢

قَالُٓوا اَضْغَاثُ اَحْلَامٍۚ وَمَا نَحْنُ بِتَأْو۪يلِ الْاَحْلَامِ بِعَالِم۪ينَ ﴿ ٤٤ ﴾ وَقَالَ الَّذ۪ي نَجَا مِنْهُمَا وَادَّكَرَ بَعْدَ اُمَّةٍ اَنَا۬ اُنَبِّئُكُمْ بِتَأْو۪يلِه۪ فَاَرْسِلُونِ ﴿ ٤٥ ﴾ يُوسُفُ اَيُّهَا الصِّدّ۪يقُ اَفْتِنَا ف۪ي سَبْعِ بَقَرَاتٍ سِمَانٍ يَأْكُلُهُنَّ سَبْعٌ عِجَافٌ وَسَبْعِ سُنْبُلَاتٍ خُضْرٍ وَاُخَرَ يَابِسَاتٍۙ لَعَلّ۪ٓي اَرْجِعُ اِلَى النَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَعْلَمُونَ ﴿ ٤٦ ﴾ قَالَ تَزْرَعُونَ سَبْعَ سِن۪ينَ دَاَبًاۚ فَمَا حَصَدْتُمْ فَذَرُوهُ ف۪ي سُنْبُلِه۪ٓ اِلَّا قَل۪يلًا مِمَّا تَأْكُلُونَ ﴿ ٤٧ ﴾ ثُمَّ يَأْت۪ي مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ سَبْعٌ شِدَادٌ يَأْكُلْنَ مَا قَدَّمْتُمْ لَهُنَّ اِلَّا قَل۪يلًا مِمَّا تُحْصِنُونَ ﴿ ٤٨ ﴾ ثُمَّ يَأْت۪ي مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ عَامٌ ف۪يهِ يُغَاثُ النَّاسُ وَف۪يهِ يَعْصِرُونَ۟ ﴿ ٤٩ ﴾ وَقَالَ الْمَلِكُ ائْتُون۪ي بِه۪ۚ فَلَمَّا جَٓاءَهُ الرَّسُولُ قَالَ ارْجِعْ اِلٰى رَبِّكَ فَسْـَٔلْهُ مَا بَالُ النِّسْوَةِ الّٰت۪ي قَطَّعْنَ اَيْدِيَهُنَّۜ اِنَّ رَبّ۪ي بِكَيْدِهِنَّ عَل۪يمٌ ﴿ ٥٠ ﴾ قَالَ مَا خَطْبُكُنَّ اِذْ رَاوَدْتُنَّ يُوسُفَ عَنْ نَفْسِه۪ۜ قُلْنَ حَاشَ لِلّٰهِ مَا عَلِمْنَا عَلَيْهِ مِنْ سُٓوءٍۜ قَالَتِ امْرَاَتُ الْعَز۪يزِ الْـٰٔنَ حَصْحَصَ الْحَقُّۘ اَنَا۬ رَاوَدْتُهُ عَنْ نَفْسِه۪ وَاِنَّهُ لَمِنَ الصَّادِق۪ينَ ﴿ ٥١ ﴾ ذٰلِكَ لِيَعْلَمَ اَنّ۪ي لَمْ اَخُنْهُ بِالْغَيْبِ وَاَنَّ اللّٰهَ لَا يَهْد۪ي كَيْدَ الْخَٓائِن۪ينَ ﴿ ٥٢ ﴾

سُورَةُيُوسُفَ  ٢٤٠ 
الجزء ١٢
Yûsuf Sûresi  240 
Cüz  12

44  (Kralın bu talebi üzerine) o (toplulukta buluna) nlar: “(Bunlar) demet demet karışık birtakım rüyalar(dır) ki, biz o (bâtıl) rüyaların te’vili (olmadığı için, onların ne anlama geldiği)ni asla bilenkim seler değiliz.” dediler.

45  Ama o ikisi içerisinden kurtulmuş olan ve (uzunca zamandan ibaret) bir topluluktan sonra ha tırlamış bulunan o kişi: “Onun te’vilini ben size haber verebilirim. Öyley se hemen beni (hapishanede bulunan bilgili zâtın ya nına) gönderin!” dedi.

46  (Zindanın yolunu tutan bu kişi Yûsuf (Aleyhisselâm)ın yanına geldiğinde dedi ki:) “Ey Yûsuf! Ey (özü sözü dosdoğru) sıddîk! (Rüyada görülen) yedi besili inek hakkında bize hüküm ver ki onları çok zayıf yedi inek yemektedir, bir de yedi yeşil başakla (yedi tane) kupkuru olan diğerleri(nin tabirini bize bildir)! Ola ki ben (senin doğru yorumunla) insanlara dö nerim de, belki onlar da (kendilerine yarayacak bu te’vili ve senin gibi fazîletli bir zâtın hapishânedeki durumunu) bilirler. (Bu da senin kurtuluşuna vesile olabilir!)

47  (Yûsuf (Aleyhisselâm)) dedi ki: “Sürekl âdet(iniz) üzere yedi sene ekmeye devam edersiniz. Sonra da (o senelerde) yiyecek olduğunuz pek az şey dışında, neyi biçiyorsanız onu başağında bırakın (tâ ki bö cekler onları yiyemesin)!

48  İşte sonra bunun ardından (kuraklığı insanlara) çok zor(luk çıkaracak olan) yedi sene gele cek ki, onlar (tohumluk olarak) koruduğunuz pek az şey dışında, kendileri için biriktirdiğiniz şeyle ri(n tümünü) yiy(ip bitir)eceklerdir.

49  İşte sonra bunun da ardından bir sene gelecek ki; insanlar onda yağmurla yardım oluna cak ve yine onda (çok mahsule kavuşacaklarından, üzüm, zeytin ve susam gibi sıkılabilecek ürünleri) sı kacaklardır.”

50  (Bu tabir kendisine ulaşan) o melik: “(Çabuk) onu bana getirin!” dedi. (Hapisten kurtarılarak hükümdarın huzuruna çıkartılacağı haberini getiren) elçi ona geldiği zaman(, on iki yıl kadar uzunca bir zamanhapis yattığı halde hemen çıkmaya yeltenmeyip, suçsuzluğu hakkında araştırma yapılarak herkes nezdinde temize çıkmasını istediği için): “Efendine dön de ona sor ki; ellerini çokça kesmiş olan o kadınların durumu neymiş? Gerçekten benim Rabbim onların (bana ‘Hanımefendine itaat et!’ derken hazırladıkları) hilelerini (hakkıyla bilen bir) Alîm’dir.” dedi.
İbni Abbâs ve ibni Mes’ûd (Radıyallâhu an hüm)`den rivayete göre Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) buyurmuştur ki: “Allâh-u Te`âlâ kendisini bağışlasın; andolsun muhakkak ki ben, Yûsuf’a semiz ve zayıf sığırların tabiri sorulduğu zaman onun kendine de, iyiliğine de, sabrına da şaştım kaldım! Ben onun yerinde olsaydım beni (hapisten) çıkartmalarını şart koşmadıkça onlara hiçbir şey haber vermezdim! Allâh-u Te`âlâ kendisini bağışlasın; andolsun muhakkak ki ben, Yûsuf’a o elçi geldiği zaman onun kendine de, iyiliğine de, sabrına da şaştım kaldım! Ben onun yerinde olsaydım, onlardan evvel kapıya koşardım, lâkin o kendisi için bir özür olmasını (ve mağdur edildiğinin ortaya çıkmasını) istedi. Ben olsam bir mazeret (ortaya koymak için fırsat) aramaz dım. Gerçekten de o hiç acele etmeyen halîm selîm bir zâttı!” (Taberî, Câmi`u’l-beyân, no: 19408-19410, 7/233; Ahmed ibni Hanbel, el-Müsned, no: 8554, 14/228) Ulemânın beyanına göre; Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in bu beyanları kendisinin tevazuunu ortaya koymaktadır. Yoksa kendisinin hilmi, tahammülü ve Allâh-u Te`âlâ’nın emrine de, halkın kabulünün kendisi ne bağlı olacağı işlere de verdiği önem, havas-avam hiç bir kimse nezdinde îzâha muhtaç olmayan bir hakikattir. (Âlûsî)

51  (Elçi kendisine bu haberi getirince kral o kadın ları huzuruna çağırtarak) dedi ki: “Siz gide gele hile kârca Yûsuf’u kendi nefsinden isterken durumunuz neydi (, hiç onda size karşı bir meyil buldunuz mu)?” Dediler ki: “Tenzih olsun Allâh’a! Biz onun aleyhine (konuş mamıza neden olacak) hiçbir fenalık (ve hâinlik) bil me dik!” (Bu durum karşısında kadınların kendisini göstere ceğinden endişe eden) Azîz’in hanımı (dayanamayıp) dedi ki: “Şimdi hak yerini buldu!/Gerçek ortaya çıktı!/ Gide gele (peşini bırakmayıp) hilekârca onu kendi nefsinden ben istedim! Şüphesiz ki o (kendisinin suçsuzluğunu söylemesi hususunda) elbette doğru kimselerdendir.”

52  (Yûsuf (Aleyhisselâm) kadınların bu ceva - bını ken disine getiren elçiye dedi ki:) “İşte bu (meselenin vuzûha kavuşması için ısrarcı olmam), o (Azîz) bilsin diyedir ki, gerçekten ben ona gıyâbında hâinlik yap madım ve muhakkak ki Allâh hâinlerin hilesini geçerli kılmayacak (bilakis iptal edip boşa çıkaracak)tır.

Yûsuf Sûresi  240 
Cüz  12
cihanyamaneren