HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُيُوسُفَ  ٢٤١ 
الجزء ١٣

وَمَٓا اُبَرِّئُ نَفْس۪يۚ اِنَّ النَّفْسَ لَاَمَّارَةٌ بِالسُّٓوءِ اِلَّا مَا رَحِمَ رَبّ۪يۜ اِنَّ رَبّ۪ي غَفُورٌ رَح۪يمٌ ﴿ ٥٣ ﴾ وَقَالَ الْمَلِكُ ائْتُون۪ي بِه۪ٓ اَسْتَخْلِصْهُ لِنَفْس۪يۚ فَلَمَّا كَلَّمَهُ قَالَ اِنَّكَ الْيَوْمَ لَدَيْنَا مَك۪ينٌ اَم۪ينٌ ﴿ ٥٤ ﴾ قَالَ اجْعَلْن۪ي عَلٰى خَزَٓائِنِ الْاَرْضِۚ اِنّ۪ي حَف۪يظٌ عَل۪يمٌ ﴿ ٥٥ ﴾ وَكَذٰلِكَ مَكَّنَّا لِيُوسُفَ فِي الْاَرْضِۚ يَتَبَوَّاُ مِنْهَا حَيْثُ يَشَٓاءُۜ نُص۪يبُ بِرَحْمَتِنَا مَنْ نَشَٓاءُ وَلَا نُض۪يعُ اَجْرَ الْمُحْسِن۪ينَ ﴿ ٥٦ ﴾ وَلَاَجْرُ الْاٰخِرَةِ خَيْرٌ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَ۟ ﴿ ٥٧ ﴾ وَجَٓاءَ اِخْوَةُ يُوسُفَ فَدَخَلُوا عَلَيْهِ فَعَرَفَهُمْ وَهُمْ لَهُ مُنْكِرُونَ ﴿ ٥٨ ﴾ وَلَمَّا جَهَّزَهُمْ بِجَهَازِهِمْ قَالَ ائْتُون۪ي بِاَخٍ لَكُمْ مِنْ اَب۪يكُمْۚ اَلَا تَرَوْنَ اَنّ۪ٓي اُو۫فِي الْكَيْلَ وَاَنَا۬ خَيْرُ الْمُنْزِل۪ينَ ﴿ ٥٩ ﴾ فَاِنْ لَمْ تَأْتُون۪ي بِه۪ فَلَا كَيْلَ لَكُمْ عِنْد۪ي وَلَا تَقْرَبُونِ ﴿ ٦٠ ﴾ قَالُوا سَنُرَاوِدُ عَنْهُ اَبَاهُ وَاِنَّا لَفَاعِلُونَ ﴿ ٦١ ﴾ وَقَالَ لِفِتْيَانِهِ اجْعَلُوا بِضَاعَتَهُمْ ف۪ي رِحَالِهِمْ لَعَلَّهُمْ يَعْرِفُونَهَٓا اِذَا انْقَلَبُٓوا اِلٰٓى اَهْلِهِمْ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ ﴿ ٦٢ ﴾ فَلَمَّا رَجَعُٓوا اِلٰٓى اَب۪يهِمْ قَالُوا يَٓا اَبَانَا مُنِعَ مِنَّا الْكَيْلُ فَاَرْسِلْ مَعَنَٓا اَخَانَا نَكْتَلْ وَاِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ ﴿ ٦٣ ﴾

سُورَةُيُوسُفَ  ٢٤١ 
الجزء ١٣
Yûsuf Sûresi  241 
Cüz  13

53  (Peygamberlerin Allâh tarafından korunma nimeti bir yana,) yine de ben nefsimi (yaratılışı gereği kötülüklere meyletme vasfından) temize çıkaramam. Gerçekten de (insana verilen) nefis elbette (Allâh-u Te’âlâ’nın koruması olmasa, şehvetlere meyletmek gibi) kötü şeyleri çokça emre dicidir. Lâkin Rabbimin acıması müstesnâ (,çünkü bu rahmet onu kötü meyillerinden döndürebilir)! Şüphesiz benim Rabbim (nefsine uyup da kötü işler yapanların tevbelerini çokça kabul ederek gü nahlarını bağışlayan bir) Ğafûr’dur; (kullarına çok acıdığından, kimini günaha meyilden koruyarak, ki mini de tevbeye muvaffak ederek rahmetine mazhar kılan bir) Rahîm’dir.”

54  O (zaman) hükümdar: “Kendisini bana geti rin de onu kendi (istişâreleri)m için özel bir kimse yapayım!” dedi. (Kralın bu fermânı üzer ine Yûsuf (Aleyhisselâm) çabucak huzura getirildi.) O (Yûsuf (Aleyhisselâm)) onunla konuşunca (onun doğru düzgün konuşmasına ve güzel cemaline hayran kalan kral): “Gerçekten de sen bugün bizim yanımızda bü yük bir mertebe sahibisin ve (her hususta güveni mize mazhar olan) emin bir kişisin!/( Çekindiğin her şeyden) güvenliğe kavuşmuş bir kişisin!/” dedi.

55  O: “Beni bu toprağın hazineleri üzerine (me mur) tayin et! Şüphesiz ki ben (onları, hak etmeyen lerden) çok iyi koruyan ve (harcama yöntemleriyle, mevsimlerin neler getireceği gibi iktisat konularını) çok iyi bilen bir kimseyim!” dedi.

56  (Habîbim!) İşte Biz Yûsuf’a o toprakta böylece (eşi benzeri görülmemiş bir) imkân (ve iktidar) verdik ki, o oradan dilediği mekânda yerle şebiliyordu. Biz (saltanat ve zenginlik gibi tüm nimet ve) rah met(ler)imizi (üstün hikmetimiz gereği) dilediğimi ze (dünyada da) eriştiririz. Zaten Biz (iman ve tak vâda sebat ederek güzel davranışta bulunan) o muh sin kulların ecrini zâyi etmeyiz! (Bilakis dünyada da, âhirette de mükâfatlarını tastamam veririz!)

57  Hele bir de âhiret ecri, o iman etmiş olan lar ve (şirkten de tüm günahlardan da) hak kıyla sa kınmakta bulunmuş olanlar için elbette (dünya mükâfatından) daha iyidir.

58  (Ken`ân ilinde büyük bir kuraklığa maruz ka lan) Yûsuf’un kardeşleri (babalarının teşviki üzerine yola çıkarak Mısır’a) geldi(ler) de hemen onun hu zuruna girdiler. O (, kuvvetli zekâsıyla) derhal onları tanıdı, oysa onlar (aradan geçen uzun müdde tin verdiği unutkan lıkla) onu tanımayan kimselerdi.

59  O onları(n geldikleri gayeyi yerine getirmek üzere, yüklerini bağla yıp) hazırlanacak ihtiyaçla rıyla (ken dilerini) teçhiz edince dedi ki: “(Siz) baba nızdan (bir) olan kardeşiniz (bulunduğunu söyle yerek, onun için de bir hisse istiyorsunuz. Öyleyse ken disin)i bana getirin! Görmüyor musunuz ki şüphesiz ben (her bir kardeşinize ayrı ayrı) ölçüyü iyice tamamlıyorum ve ben misafir ağırlayanların en iyisiyim!

60  Ama eğer onu bana ge tirmezseniz, artık sizin için be nim yanımda ölçülecek bir rızık yoktur. (Bu durumda benden ikram beklemeyin,) hatta bana yaklaşmayın!”

61  Dediler ki: “Muhakkak biz gide gele (döne dolaşa) hileye başvurarak onu babasından isteye ceğiz. Ve (inanıyoruz ki) şüphesiz biz elbette (bunu) yapacak (güce sahip) kimseleriz.”

62  (Yûsuf (Aleyhisselâm) ölçü ve tartıy la görevli) uşaklarına dedi ki: “(Bunların erzak almak için ver dikleri) sermâyelerini (onlardan habersizce) yükle rinin içerisine koyun, ola ki onlar âilelerine dön düklerinde (eşyalarını açınca) bunu (gördükleri za man iyiliğimizi) anlarlar da belki onlar (kardeşlerini alıp bize geri) dönerler!”

63  Babalarına döndükleri zaman: “Ey babamız! (Kardeşimiz Bünyâmin’i hükümdara götürmezsek, bugünden sonra) ölçülecek rızık bizden engelle n(eceğine dâir karar veril)di. Öyleyse (bir dahaki sefer) bizimle birlikte kar deşimizi gönder de (onun sayesinde bolca) ölçek alalım. Gerçekten de biz elbette onu özellikle ko ruyacak kimseleriz!” dediler.

Yûsuf Sûresi  241 
Cüz  13
cihanyamaneren