HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُيُوسُفَ  ٢٤٥ 
الجزء ١٣

يَا بَنِيَّ اذْهَبُوا فَتَحَسَّسُوا مِنْ يُوسُفَ وَاَخ۪يهِ وَلَا تَا۬يْـَٔسُوا مِنْ رَوْحِ اللّٰهِۜ اِنَّهُ لَا يَا۬يْـَٔسُ مِنْ رَوْحِ اللّٰهِ اِلَّا الْقَوْمُ الْكَافِرُونَ ﴿ ٨٧ ﴾ فَلَمَّا دَخَلُوا عَلَيْهِ قَالُوا يَٓا اَيُّهَا الْعَز۪يزُ مَسَّنَا وَاَهْلَنَا الضُّرُّ وَجِئْنَا بِبِضَاعَةٍ مُزْجٰيةٍ فَاَوْفِ لَنَا الْكَيْلَ وَتَصَدَّقْ عَلَيْنَاۜ اِنَّ اللّٰهَ يَجْزِي الْمُتَصَدِّق۪ينَ ﴿ ٨٨ ﴾ قَالَ هَلْ عَلِمْتُمْ مَا فَعَلْتُمْ بِيُوسُفَ وَاَخ۪يهِ اِذْ اَنْتُمْ جَاهِلُونَ ﴿ ٨٩ ﴾ قَالُٓوا ءَاِنَّكَ لَاَنْتَ يُوسُفُۜ قَالَ اَنَا۬ يُوسُفُ وَهٰذَٓا اَخ۪يۘ قَدْ مَنَّ اللّٰهُ عَلَيْنَاۜ اِنَّهُ مَنْ يَتَّقِ وَيَصْبِرْ فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يُض۪يعُ اَجْرَ الْمُحْسِن۪ينَ ﴿ ٩٠ ﴾ قَالُوا تَاللّٰهِ لَقَدْ اٰثَرَكَ اللّٰهُ عَلَيْنَا وَاِنْ كُنَّا لَخَاطِـ۪ٔينَ ﴿ ٩١ ﴾ قَالَ لَا تَثْر۪يبَ عَلَيْكُمُ الْيَوْمَۜ يَغْفِرُ اللّٰهُ لَكُمْۘ وَهُوَ اَرْحَمُ الرَّاحِم۪ينَ ﴿ ٩٢ ﴾ اِذْهَبُوا بِقَم۪يص۪ي هٰذَا فَاَلْقُوهُ عَلٰى وَجْهِ اَب۪ي يَأْتِ بَص۪يرًاۚ وَأْتُون۪ي بِاَهْلِكُمْ اَجْمَع۪ينَ۟ ﴿ ٩٣ ﴾ وَلَمَّا فَصَلَتِ الْع۪يرُ قَالَ اَبُوهُمْ اِنّ۪ي لَاَجِدُ ر۪يحَ يُوسُفَ لَوْلَٓا اَنْ تُفَنِّدُونِ ﴿ ٩٤ ﴾ قَالُوا تَاللّٰهِ اِنَّكَ لَف۪ي ضَلَالِكَ الْقَد۪يمِ ﴿ ٩٥ ﴾

سُورَةُيُوسُفَ  ٢٤٥ 
الجزء ١٣
Yûsuf Sûresi  245 
Cüz  13

87  Ey oğullarım! Gidin de tüm duyularınızla (dikkat kesilerek) Yûsuf ve kardeşin(in durumlarıyla ilgili haberler)den biraz araştırma yapın! Allâh’ın rahmeti(yle kulunu darlıktan çıkarıp rahata erdirmesi)nden ümit kesmeyin! Şüphesiz şu bir gerçek ki; o (Rablerinin sonsuz nimetlerine boğulduklarını inkâr eden) kâfirler toplumundan başkası Allâh’ın rahmetinden ümit kesmez!”
Rivayete göre; Ya`kûb (Aleyhisselâm) yirmi dört sene kadar Yûsuf (Aleyhisselâm)`ın sağ mı ölü mü olduğunu bilmeden yaşadı. Bir ara ölüm meleğini görünce ona: “Sen kimsin?” dedi. O: “Ben ölüm meleğiyim!” deyince Ya’kûb (Aleyhisselâm): “Ya’kûb’un İlâhı hakkı için söyle bana, Yûsuf’un canını aldın mı?” diye sordu. O: “Hayır!” deyince işte o zaman Ya’kûb (Aleyhisselâm) bu âyet-i kerîmede belirtildiği üzere kardeşlerini onun peşine yolladı. (Âlûsî)

88  Bunun üzerine onlar (yola çıkarak Yûsuf (Aleyhisselâm)`ın yanına varıp) onun huzuruna girdiklerinde: “Ey Azîz! Bize de, ailemize de (son derece kıtlık ve açlıktan dolayı) zarar (ve sıkıntı) dokundu. Biz ise (tüccarlar tarafından) reddedile(cek kadar değersiz ola)n bir sermayeyle (huzuruna) geldik. Artık sen (sermâyemizin yetersizliğine bakmayıp) bizim için ölçeği eksiksiz tamamla ve bize (ayrıca) bağışta bu lun! Şüphesiz ki Allâh çokça bağış yapanları mükâfatlandıracaktır.” dediler.

89  O(nların bu tarizlerine karşı taarruza geçen Yûsuf (Aleyhisselâm)): “Hani siz (yaptığınız işin fenalığını bilmeyen) câhil kimselerken Yûsuf’a ve kardeşine neler yaptığınızı bildiniz değil mi? (Yoksa bunun ve bâli hakkındaki cehâletiniz hâlâ sürüyor mu?)” dedi.
Ebû Ferve (Radıyallâhu anh)dan rivayet edildiğine göre; Ya`kûb (Aleyhisselâm) Bünyâmîn’i yanında alıkoyan Yûsuf (Aleyhisselâm)`a: “Allâh’ın dostu İbrâhîm’in oğlu, Allâh’ın kurbanı İshâk’ın oğlu, Allâh’ın kulu Ya`kûb’dan, Mısır hükümdârına! Biz öyle bir hâne halkıyız ki, belâlar bize ısmarlanmıştır.Dedem İbrâhîm’in elleri ayakları bağlanarak ateşe atıldı, ama Allâh ateşi ona esenlik ve serinlik yaptı. Babama gelince onun da elleri ayakları bağlanıp ensesine bıçak dayatıldı, ama Allâh onu kurtardı. Benim de en sevdiğim bir oğlum vardı, kardeşleri kıra götürdü sonra kana bulanmış gömleğini bana getirdiler ve: ‘Onu kurt yedi!’ dediler. Buna ağlamaktan gözlerim görmez oldu. Sonra onun anneden bir kardeşi vardı ki, ben onunla teselli oluyordum, onu da sen hırsızlıkla itham ederek hapsettin. Biz Ehl-i Beytiz! Ne hırsızlık yaparız, ne de hırsız doğururuz! Eğer onu bana iâde edecek olursan, ne a`lâ! Değilse sana öyle bir beddua ederim ki, yedi nesline ulaşır!” diye mektup yazdı. Yûsuf (Aleyhisselâm) babasının mektubunu okuyunca şiddetle ağlamaya başladı, sabrı azaldı ve kendisini kardeşlerine açıklayamadan duramadı. (Hâzin)

90  Onlar (hiç beklemedikleri bir kelâma muhâtap olunca): “Gerçekten sen, hakikaten Yûsuf sen mi sin?” dediler. O da: “Ben Yûsuf’um, işte bu da karde şim! Gerçekten Allâh (ayrılıktan sonra buluşturarak) bize (büyük bir) lütufta bulunmuştur. Şüphesiz bir hakikattir ki; her kim (haramlardan) iyice sakınır ve (belâlara karşı) sabırlı olursa, muhakkak ki Allâh (iyi amellerde bulunan) o muhsin kimselerin mükâ fatını zâyi etmez!” dedi.

91  Onlar (bu durum karşısında Yûsuf (Aleyhisselâm) ın üstünlüğünü itirafa mecbur kalınca):“Allâh’a yemin olsun ki; elbette Allâh seni (takvâ, sabır, saltanat, ilim ve hilim gibi meziyetlerle) bize karşı seçmiştir. Oysa biz gerçekten kasten günah işleyen kimseler olmuşuz!” dediler.

92  O da dedi ki: “Bugün size hiçbir kına ma yok tur! Allâh sizi bağışlasın! Zaten acıyanların en mer hametlisi ancak O’dur! (O’nun dışındaki merhamet sahipleri, en azından vicdanlarında hissettikleri rûhânî acıyı giderme gibi bir zararı savuşturmaya mebnî ola rak acırlar. Allâh-u Te`âlâ ise hiçbir nedene dayalı ol madan merhamet eden tek Zât’tır!)

93  İşte benim bu gömleğimi götürün ve onu babamın yüzü üzerine bırakın da, çok iyi gören bir kimse oluversin! Böylece siz tüm ailenizle birlikte bana gelin!”
Dahhâk ve Mücahid (Rahimehumellâh) gibi müfessirlerden nakledildiğine göre; cennet dokuması olan bu gömlek, çıplak olarak ateşe atıldığında Cibrîl (Aleyhisselâm) tarafından İbrâhîm (Aleyhisselâm)`a giydirilmişti ve onun yanında kalmıştı. Daha sonra oğlu İshâk, onun ardından da torunu Ya’kûb (Aleyhisselâm)`a intikal etmişti. Yûsuf (Aleyhisselâm) büyüyünce nazardan korunması için Ya`kûb (Aleyhisselâm) onu gümüşten bir kaba yerleştirip başını bağlayarak nüsha (muska) gibi Yûsuf (Aleyhisselâm)`ın boynuna takmıştı ki, kuyuya atılıncaya kadar Yûsuf (Aleyhisselâm) onu hiç bırakmadı. Yûsuf (Aleyhisselâm) kuyuya çıplak olarak atılınca Cibrîl (Aleyhisselâm) o gömleği ona getirip giydirdi. Vakti zamanı gelince Cibrîl (Aleyhisselâm) tekrar gelerek o gömleği babasına göndermesini emretti. Çünkü o gömlekte cennet kokusu vardı, hangi hastaya sürülse mutlaka o anda şifa bulurdu. (Hâzin, Nesefî, Beyzâvî, Âlûsî)

94  (Oğullarının bulunduğu) o kafile (Mı sır’dan) ay rıldığı zaman babaları (Ya`kûb (Aleyhisselâm)yanında bulunanlara): “Gerçekten ben elbette Yûsuf’un koku sunu (yakınımda) bulmaktayım. Beni (aşırı yaşlılık tan) akıl zafiyetine nispet etmeyecek olsanız (bu hissimi tasdik ederek, siz de onun çok yakın bir yerde olduğuna kanaat getirirdiniz)!” dedi.

95  O(rada ola)nlar: “Allâh’a yemin olsun ki; ger çekten de sen elbette eski yanılgındasın (da, Yûsuf’a karşı aşırı sevginden dolayı dâimâ onu anmaktasın ve tekrar kavuşacağına umut bağlamaktasın)!” dediler.

Yûsuf Sûresi  245 
Cüz  13
cihanyamaneren