HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالرَّعْدِ  ٢٤٨ 
الجزء ١٣

سُورَةُالرَّعْدِ
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
الٓمٓرٰ۠ تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِۜ وَالَّذ۪ٓي اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ الْحَقُّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يُؤْمِنُونَ ﴿ ١ ﴾ اَللّٰهُ الَّذ۪ي رَفَعَ السَّمٰوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَۜ كُلٌّ يَجْر۪ي لِاَجَلٍ مُسَمًّىۜ يُدَبِّرُ الْاَمْرَ يُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّكُمْ بِلِقَٓاءِ رَبِّكُمْ تُوقِنُونَ ﴿ ٢ ﴾ وَهُوَ الَّذ۪ي مَدَّ الْاَرْضَ وَجَعَلَ ف۪يهَا رَوَاسِيَ وَاَنْهَارًاۜ وَمِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ جَعَلَ ف۪يهَا زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ يُغْشِي الَّيْلَ النَّهَارَۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ ﴿ ٣ ﴾ وَفِي الْاَرْضِ قِطَعٌ مُتَجَاوِرَاتٌ وَجَنَّاتٌ مِنْ اَعْنَابٍ وَزَرْعٌ وَنَخ۪يلٌ صِنْوَانٌ وَغَيْرُ صِنْوَانٍ يُسْقٰى بِمَٓاءٍ وَاحِدٍ۠ وَنُفَضِّلُ بَعْضَهَا عَلٰى بَعْضٍ فِي الْاُكُلِۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ ﴿ ٤ ﴾ وَاِنْ تَعْجَبْ فَعَجَبٌ قَوْلُهُمْ ءَاِذَا كُنَّا تُرَابًا ءَاِنَّا لَف۪ي خَلْقٍ جَد۪يدٍۜ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْۚ وَاُو۬لٰٓئِكَ الْاَغْلَالُ ف۪ٓي اَعْنَاقِهِمْۚ وَاُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ ﴿ ٥ ﴾

سُورَةُالرَّعْدِ  ٢٤٨ 
الجزء ١٣
Ra`d Sûresi  248 
Cüz  13

ONÜÇÜNCÜ SÛRE-İ CELİLE
el-Ra`d
SÛRE-İ CELîLESİ

Bu sûre-i celîlenin, Mekke’de mi Medîne’de mi nâzil olduğu konusu ihtilaflı olup, İbni Abbâs ve Ali ibni Ebî Talha (Radıyallâhu anhüm) gibi birçok zevât-ı kirâma göre Mekkî; İbni Cüreyc, Atâ ve Katâde (Rahimehumullâh) gibi zevâta göreyse; 31. âyet-i kerîmesi dışında, tümü Medenî’dir. 43 ayettir.
Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle!

1  Elif! Lâm! Mîm! Râ! İşte bu (sûrede buluna)nlar, o eşsiz Kitabın âyetleridir! Sana Rabbinden indirilmiş olan bu şey, (üzerine hiçbir ekleme gerek meyecek derecede yeterli olan) hakkın ta kendisidir! Lâkin insanların çoğu (doğru düşünce kabiliyetlerini kaybettiklerinden, onun Allâh-u Te`âlâ tarafından gönderildiğine) inanmazlar(, bu yüzden: “Onu Muhammed uydurdu!” derler).

2  Ancak Allâh’tır O Zât ki; kendilerini görmekte olduğunuz gökleri direksiz olarak yüksek yapmış tır/gökleri sizin görebileceğiniz bir direk olmaksı zın yüksek yapmıştır/ son ra (bir mekâna yerleşmek ten münezzeh olarak Zât’ına yakışır şekilde) Arş’a istivâ buyurmuştur/ (emri ve hükmü) Arş’a (yönelip) istivâ etmiştir/ sonra Kendisi (en büyük cisim olan) Arş (dâhil tüm yaratıklar)ı (ilmen kuşatıcı şekilde) istîlâ etmiş (ve hepsine hükmünü geçirmiş)tir/. Her biri adı konmuş bir süreye kadar (burçlarında ve yörün gelerinde) akıp gitmekte olan güneşle ayı da (kendi lerinden istenen hizmete boyun eğen) emre âmâde (varlıklar) kılmıştır.(Arş dâhil ulvî süflî tüm varlıklarla alâkalı) bütün işleri (hikmetinin gerektirdiği ve menfaatlerin gözetil diği en uygun bir düzen üzere yerli yerince) O yönet mektedir. (Vahyedilen) âyetleri (ayrıntılı bir şekilde peyder pey indirerek, cihanda sergilenen âyetleri) de (birbiri ardınca sürekli îcat ederek) O tafsîl etmektedir. Tâ ki siz (iyice düşünesiniz de, bu anlatılanları yaratan Zât’ın üstün gücünü ve sizi diriltmeye Kâdir olduğunu anlayasınız, bu sebeple de) Rabbinize kavuşacağınıza ya kînen inanasınız!

3  Ancak O’dur O Zât ki; (üzerinde ayaklar sebat edebilsin ve canlılar rahatça gezip dolaşabilsin diye) yeri (enine boyuna) yayıp uzatmıştır, onda sabit dağlar ve (akan) ırmaklar yaratmıştır, meyvelerin tümünden de orada (ekşi-tatlı, siyah-beyaz, büyük-küçük) ikişer eş yaratmıştır. O, geceyi gündüze bü rü(yüp örterek onu onun yerine geçir)mektedir! İşte (düşünme gücünü sâlim aklın doğru an layı şı istikametinde kullanarak) tefekkürde bulunan bir toplum için şüphesiz ki bu (anlatıla) n(lar)da, el bette pek çok ve çok büyük âyetler vardır. (Nitekim tüm yaratıkların üstün bir nizam ve uygun bir düzen üzere îcadı, onların, dilediğini yapabilen, istediğine ka rar verebilen Hakîm bir Kadîr’in eseri olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.)

4  Yer(yüzün)de (kimi münbit, kimi kurak, kimi eki me, kimi ise ağaca elverişli farklı farklı niteliklere sahip) birbirine komşu birçok kara parçası, üzümlerden oluşan birçok bostanlar, pek çok tür ekinler, kökleri bir olan ve muhtelif köklere sahip bulunan hurma lıklar da vardır ki, hepsi de (tabiatında hiçbir farklılık bulunmayan) bir tek suyla sulanmaktadır. Ama (her bakımdan aynı olmalarını gerektiren bun ca sebep mevcutken) Biz (hâlis lütfumuz ve üstün kud retimizle) ürünleri(nin şekil, tat ve koku gibi özellikleri) hususunda birtakımlarını diğer bir kısma karşı üstün kılmaktayız. İşte akıllı davranmakta olan bir kavim için gerçekten de bun(lar)da elbette (yaratıcılarının üstün gücüne delâlet eden açık seçik) pek çok ve çok büyük âyetler vardır.

5  (Habîbim!) Sen şaşıyorsan, onların (Allâhu Te`âlâ’nın üstün kudretine delâlet eden bunca âyetler görmelerine rağmen diriltileceklerine akıl erdireme yerek hâlâ): “Biz (un ufak hale dönüşmüş) bir toprak oldu ğu muz zaman mı, gerçekten de biz mi elbette yepyeni bir yaratılış içinde olacakmışız!” sözleri (gerçekten) çok şaşılacak bir şeydir! İşte ancak onlardır o kimseler ki Rablerini inkâr etmişlerdir. İşte ancak onlardır o kimseler ki (kıyâmet günü tasmalar ve) bukağılar boyunlarında olacaktır! Yine işte o (cehennem) ate şin(in) dostları da sadece onlardır! Onlar orada ebedî kalıcılardır.

Ra`d Sûresi  248 
Cüz  13
cihanyamaneren