HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالرَّعْدِ  ٢٥٢ 
الجزء ١٣

اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ طُوبٰى لَهُمْ وَحُسْنُ مَاٰبٍ ﴿ ٢٩ ﴾ كَذٰلِكَ اَرْسَلْنَاكَ ف۪ٓي اُمَّةٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهَٓا اُمَمٌ لِتَتْلُوَ۬ا عَلَيْهِمُ الَّذ۪ٓي اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ وَهُمْ يَكْفُرُونَ بِالرَّحْمٰنِۜ قُلْ هُوَ رَبّ۪ي لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَاِلَيْهِ مَتَابِ ﴿ ٣٠ ﴾ وَلَوْ اَنَّ قُرْاٰنًا سُيِّرَتْ بِهِ الْجِبَالُ اَوْ قُطِّعَتْ بِهِ الْاَرْضُ اَوْ كُلِّمَ بِهِ الْمَوْتٰىۜ بَلْ لِلّٰهِ الْاَمْرُ جَم۪يعًاۜ اَفَلَمْ يَا۬يْـَٔسِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَنْ لَوْ يَشَٓاءُ اللّٰهُ لَهَدَى النَّاسَ جَم۪يعًاۜ وَلَا يَزَالُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا تُص۪يبُهُمْ بِمَا صَنَعُوا قَارِعَةٌ اَوْ تَحُلُّ قَر۪يبًا مِنْ دَارِهِمْ حَتّٰى يَأْتِيَ وَعْدُ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُخْلِفُ الْم۪يعَادَ۟ ﴿ ٣١ ﴾ وَلَقَدِ اسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِنْ قَبْلِكَ فَاَمْلَيْتُ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا ثُمَّ اَخَذْتُهُمْ۠ فَكَيْفَ كَانَ عِقَابِ ﴿ ٣٢ ﴾ اَفَمَنْ هُوَ قَٓائِمٌ عَلٰى كُلِّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْۚ وَجَعَلُوا لِلّٰهِ شُرَكَٓاءَۜ قُلْ سَمُّوهُمْۜ اَمْ تُنَبِّؤُ۫نَهُ بِمَا لَا يَعْلَمُ فِي الْاَرْضِ اَمْ بِظَاهِرٍ مِنَ الْقَوْلِۜ بَلْ زُيِّنَ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا مَكْرُهُمْ وَصُدُّوا عَنِ السَّب۪يلِۜ وَمَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ ﴿ ٣٣ ﴾ لَهُمْ عَذَابٌ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَلَعَذَابُ الْاٰخِرَةِ اَشَقُّۚ وَمَا لَهُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ وَاقٍ ﴿ ٣٤ ﴾

سُورَةُالرَّعْدِ  ٢٥٢ 
الجزء ١٣
Ra`d Sûresi  252 
Cüz  13

29  O kimseler ki iman etmişlerdir ve (namaz, oruç, hac, zekât gibi) sâlih ameller işlemişlerdir; müjde de, güzelliğin ta kendisi olan (cennet gibi) bir dönüş yeri de onlara aittir!

30  (Habîbim!) İşte (senden önceki peygamberleri gönderdiğimiz gibi) böylece seni de kendisin den evvel gerçekten birçok ümmetler geçmiş olan bir toplum içerisinde (peygamber olarak) gönder dik, tâ ki onlara sana vahyetmiş olduğumuz şeyi art arda okuyasın. Oysa onlar (kendilerine son derece acıdığı için Kur’ân’ı indiren) O Rahmân’ı inkâr etmek tedirler. De ki: “O (inkâr ettiğiniz Rahmân Te`âlâ) benim Rabbim dir ki; Kendisinden başka hiçbir ilâh yoktur! Ben (tüm işlerimde özellikle de size karşı desteklenmem hususunda) ancak O’na tevekkül (ve itimad) ettim. Dönüşüm de ancak O’nadır!”

31  (Habîbim! Sana: “Eğer iman et memizi istiyor san, okuduğun Kur’ân’la Mekke’den dağları kaldır da, sahip olacağımız geniş sahalarda bostanlar edinelim, rüzgârı da emrimize ver ki, ona binip Şam’a giderek ticaret yapıp dönelim, ölmüş atalarımızı da dirilt ki, senin hakkında onlarla istişâre edelim!” diyen o müş riklere de ki:) Eğer okunan bir şey, gerçekten onunla dağlar yürütülebilseydi, ya da yer(yüzü) onunla parça parça edilseydi/ ya da toprak onunla iyice yarıl(ıp kendisinden gözeler ve ırmaklar akıtıl)saydı /yahut (uzak bir) yer(e ulaşım mesafesi) onunla çabucak kat edilebilseydi/ veya onun (okunmasıy) la ölüler (diriltilerek) konuşturulacak olsaydı (, elbet te o kitap yine bu Kur’ân olurdu)! Doğrusu iş(ler) tümüyle ancak Allâh’a aittir. (Dolayısıyla O, onların is tedikleri bu mucizeleri yaratmaya elbette Kâdir’dir. Velâkin Allâh-u Te`âlâ sayılan mucizeleri bu Kur’ân’la gerçekleştirmemiş, bilakis üstün hikmetlerinin gerektirdiği şekilde dilediğini yapmıştır.) O iman etmiş olan kimseler hâlâ bilmedi mi ki; Allâh (hiçbir mucize göstermeden de kullarını yola almayı) dileseydi, elbette insanları hep birlikte hi dâyete erdirirdi. (Fakat O herkesin kendisine verilen irâde ve kudreti, doğru yolu bulup ona uyma yönünde sarf etmeyeceğini bildiğinden, hidâyeti ancak bu yönde irâde kullananlara tahsis etti.) O kâfir olmuş kimseler, yaptıkları (kötü) şey(ler) sebebiyle kendilerine şiddetle çarpan bir felâket isabet etmesinden ya da onun, yurtlarına pek yakın bir yere konmasından/ veya senin (Hudeybiye gibi) onlarındiyârına çok yakın bir mekânda konakla- (yarak kendilerine harp aç)mandan/ ayrı kalamaya caktır, tâ ki (onların ölümü ya da kıyâmetin kopması hakkında) Allâh’ın vaadi (meydana) gelinceye dek! Şüphesiz ki Allâh (herhangi bir konuda verdiği) sözü bozmaz!

32  Andolsun ki; muhakkak senden önce de pek değerli nice ra sûllerle alay edilmişti (ve gösterdikleri mucizelere itibar edilmeyip inadına başkaları istenmişti). Ama Ben o kâfir olmuş kimselere bir süre müh let vermiştim, sonra da onları (çetin azâbımla) yakalamıştım. Artık Benim azâbım nasıl olmuştu?

33  Her nefis üzerinde, kazanmış olduğu (iyikötü herhangi bir) şeyle ilgili tam bir gö ze tici olan O (Allâh-u Te`âlâ gibi bir) Zât (âciz putlarla)(eşit olacaktır)?! Oysa onlar Allâh’a birtakım ortaklar tanıdılar. (Habîbim!) De ki: “Onlara ad verin (de duyalım bakalım, isimleri neymiş, ne işe yararlarmış?)!/ Onları niteleyin (de Al l âh-u Te`âlâ’ya ortak olma hak kına sahip olup olmadıklarını görelim)!/Siz onlara (ilâh) isim(leri) verin (bakalım! Âhirette sizi kur taramadık ları zaman gerçeği anlarsınız)!/ Yoksa siz (:"Bunlar Senin ortaklarındır!" diyerek) yer (yüzün)de (ibadete müste hak ortaklar olarak) bilmemekte olduğu şeyle ri mi O (Allâh-u Azîm`üşşâ)na haber veriyorsunuz? Ya da (bir lafmış gibi) görü nen (fakat bir anlam ifa de etmeyen)/ boş/yok olmaya mah kûm/ bir sözle mi (onlara ‘Ortaklar’ ismi takıyorsunuz)?” Doğrusu o kâ fir olmuş kimselere (İslâm’a karşı kurdukları) tuzak ları (ve kendi yaldızladıkları bâtılları) çokça hoş gösterilmiş( tir de zamanla onları hak sanmıştırlar) ve böylece onlar (şeytanın azdırmasına uymayı tercih ettikleri için, imtihan gereği Allâh-u Te’âlâ tarafından), o (hak) yol (olan İslâm)dan engellenmiştirler. Allâh her kimi(n sapıklığı seçtiğini bilir de onu) sap tırırsa, artık onun için hiçbir hidâyet edici yoktur!

34  (Öldürülmek ve esir alınmak gibi) o enyakın hayattaki büyük azap onlar içindir. Âhiretin azâbı ise (şiddet ve süreklilik açısından) elbette daha me şakkatlidir. Onlar için Allâh’tan (gelecek azâ ba karşı) hiçbir koruyucu da mevcut değildir!

Ra`d Sûresi  252 
Cüz  13
cihanyamaneren