HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْبَقَرَةِ  ٢٦ 
الجزء ٢

لَيْسَ الْبِرَّ اَنْ تُوَلُّوا وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَلٰكِنَّ الْبِرَّ مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَالْمَلٰٓئِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيّ۪نَۚ وَاٰتَى الْمَالَ عَلٰى حُبِّه۪ ذَوِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاك۪ينَ وَابْنَ السَّب۪يلِ وَالسَّٓائِل۪ينَ وَفِي الرِّقَابِۚ وَاَقَامَ الصَّلٰوةَ وَاٰتَى الزَّكٰوةَۚ وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ اِذَا عَاهَدُواۚ وَالصَّابِر۪ينَ فِي الْبَأْسَٓاءِ وَالضَّرَّٓاءِ وَح۪ينَ الْبَأْسِۜ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ صَدَقُواۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ ﴿ ١٧٧ ﴾ يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِصَاصُ فِي الْقَتْلٰىۜ اَلْحُرُّ بِالْحُرِّ وَالْعَبْدُ بِالْعَبْدِ وَالْاُنْثٰى بِالْاُنْثٰىۜ فَمَنْ عُفِيَ لَهُ مِنْ اَخ۪يهِ شَيْءٌ فَاتِّبَاعٌ بِالْمَعْرُوفِ وَاَدَٓاءٌ اِلَيْهِ بِاِحْسَانٍۜ ذٰلِكَ تَخْف۪يفٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَرَحْمَةٌۜ فَمَنِ اعْتَدٰى بَعْدَ ذٰلِكَ فَلَهُ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ﴿ ١٧٨ ﴾ وَلَكُمْ فِي الْقِصَاصِ حَيٰوةٌ يَٓا اُو۬لِي الْاَلْبَابِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ ﴿ ١٧٩ ﴾ كُتِبَ عَلَيْكُمْ اِذَا حَضَرَ اَحَدَكُمُ الْمَوْتُ اِنْ تَرَكَ خَيْرًاۚ اَلْوَصِيَّةُ لِلْوَالِدَيْنِ وَالْاَقْرَب۪ينَ بِالْمَعْرُوفِۚ حَقًّا عَلَى الْمُتَّق۪ينَۜ ﴿ ١٨٠ ﴾ فَمَنْ بَدَّلَهُ بَعْدَ مَا سَمِعَهُ فَاِنَّمَٓا اِثْمُهُ عَلَى الَّذ۪ينَ يُبَدِّلُونَهُۜ اِنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌۜ ﴿ ١٨١ ﴾

سُورَةُالْبَقَرَةِ  ٢٦ 
الجزء ٢
Bakara Sûresi  26 
Cüz  2

177  (Ey hükmü kaldırılan meseleleri önemseyip, iyiliğin tümünü onlardan ibaret sayarak Kudüs’ün doğu tarafını kıble edinen Hristiyanlarla, batı cihetine yönelen Yahudiler!) O birr(u takvâ, Allâh’a yaklaştıran taat ve iyilikler); (ibadetleriniz esnasında) yüzlerinizi o (Kudüs’ün) doğu ve batı yönüne döndürmeniz değildir. Velâkin (kendisine önem verilmesi gereken) birr(u taat sahibi), Allâh’a, o son güne, tüm meleklere, bütün kitaplara ve peygamberlerin hepsine inanmış olan, (fakirlik korkusu ve yaşama ümidi yüzünden, mal-mülk) sevgisine rağmen, yakınlık sahiplerine, yetimlere, yoksullara, yolda (mağdur) kalmışa, dilenenlere ve (kölelerin) boyunlar(ını kurtarıp, onları hürriyete kavuşturma) uğrunda mal vermiş bulunan, o (farz) namaz(lar)ı dosdoğru kılmış ve zekâtı vermiş olan, (Allâh-u Te`âlâ ile yahut insanlarla herhangi bir konuda) antlaştıklarında ise sözlerini yerine getiren kimselerdir. Hele (fakirlik gibi maddî) sıkıntıda, (hastalık gibi bedenlere isabet eden) zorlukta ve (savaşın kızışma ânı gibi) güçlük zamanında sabredenleri (özellikle methederim)! İşte ancak onlar (din hususunda hakka uyup, iyilik ve hayır arayışında) sadâkat göstermiş olanlardır! Yine işte ancak onlar (kâfirlikten ve bütün kötülüklerden) hakkıyla sakınanların ta kendileridir!

178  Ey iman etmiş olan kimseler! Öldürülenler hakkında (misilleme ve eşitlik gözeterek) kısas (yapmanız, hak sahiblerinin talebi durumunda, farz olarak) üzerinize yazılmıştır. Hür hürre mukâbildir, köle köleye karşılıktır, dişi de dişiye karşılık (kısas olunmalı)dır. (Yoksa câhiliyet ehlinin uygulaması gibi, dişiye karşılık erkek, köleye karşılık hür ve ağa, bir kişiye karşılık da çok kişiler öldürülmemelidir.) Artık her kimin lehine (kan sahibi olan din) kardeş(ler)inden (birinin bile kısası affetmesiyle) bir şey bağışlanırsa, (bu durumda öldürülenin velisine düşen; yüksek fiyat isteyip diyet talebinde zorluk çıkartmamak, karşı taraf ödeme güçlüğü çekiyorsa süre tanımak, böylece aklen ve dînen) iyi bilinen şeye hakkıyla uymaktır ve (katile düşen de; ödemesi gereken borcunu) o (affedenin tarafı)na iyilik yaparak (hiç geciktirmeden) ödemektir. İşte (af ve diyet gibi konularda bahsi geçen) bu (hükümler), (çok büyük kolaylık ve faydalar sağladığından, sizin için) Rabbinizden büyük bir hafifletme ve üstün bir acıma (mâhiyeti taşımakta)dır. İşte artık bu (diyet alma ve bağışlama konusu) nun ardından her kim (katilden başkasını öldürerek veya diyet aldığı halde tekrar kısas isteyerek) haddi aşarsa, (dünya ve âhirette) çok acı verici büyük bir azap ona aittir.

179  Ey (nefsânî arzuların karışımından arınmış) hâlis akıllara sahip olanlar! (Öldüreni öldürerek uygulayacağınız) kısasta sizin için büyük bir hayat vardır. Tâ ki siz (kısastan korkarak cana kıymaktan) iyice sakınasınız!
İslâm hükümleri içinde en çok itiraz konusu olan ve inkâr edenlerin dinden çıkmasına sebebiyet veren “Kısas” mevzuunun hüküm ve hikmetlerinin tafsilâtı için bakınız: Rûhu’l-Furkan: 2/236-249

180  Sizin birinize ölüm (belirtileri) geldiğinde, eğer bir mal bırakacaksa, ana-babaya ve en yakınlara (meşrû ve) ma`rûf (bir yol) ile (malının üçte birini geçmeyecek ve adâlete uygun düşecek şekilde) vasiyet etmek, üzerinize (farz olarak) yazılmıştır. (İşte bu, şirkten hakkıyla sakınan) takvâ sahipleri üzerine bir hak olarak (kesinleşmiştir)!
“Mîras”la ilgili; Nisâ Sûresi’nin 11-12. âyet-i kerîmeleri inmeden önce müminlerin, servetlerinden bir kısmını ana-baba ve yakınlarına vasiyet etmeleri farz kılınmış iken, sonra gelen âyet-i kerîmelerde herkesin hakkı kesin olarak ayrıldığından, bu farziyet neshedilmiş, artık yapılacak vasiyetler geçersiz kılınmıştır. Bu yüzden Rasûlüllah (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “Şüphesiz Allâh her hak sahibine hakkını vermiştir. Artık hiçbir vârise vasiyet yoktur!” (Ebû Dâvûd, Vesâyâ: 6, No: 2870, 2/127) buyurmuştur. Vasiyetle ilgili ahkâm için bakınız: Rûhu’l- Furkan: 2/250-263

181  Artık (vasîlerden ve şâhitlerden) her kim o (şerî`ata uygun olan vasiyet konusu) nu işittikten sonra onu değiştirirse, işte o (değiştirme suçu)nun günahı (, vasiyet edene ve edilenlere ait olmayıp) ancak onu değiştirmekte olanlar üzerinedir. Şüphesiz ki Allâh (vasiyet edenin sözleri dâhil her şeyi hakkıyla işiten bir) Semî’dir; (tüm haksızlıkları, özellikle de vasiyetleri değiştirenlerin günahlarını tam manasıyla bilen ve hak ettikleri cezayı verecek olan bir) Alîm’dir.

Bakara Sûresi  26 
Cüz  2
cihanyamaneren