HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْحِجْرِ  ٢٦٣ 
الجزء ١٤

قَالَ يَٓا اِبْل۪يسُ مَا لَكَ اَلَّا تَكُونَ مَعَ السَّاجِد۪ينَ ﴿ ٣٢ ﴾ قَالَ لَمْ اَكُنْ لِاَسْجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقْتَهُ مِنْ صَلْصَالٍ مِنْ حَمَإٍ مَسْنُونٍ ﴿ ٣٣ ﴾ قَالَ فَاخْرُجْ مِنْهَا فَاِنَّكَ رَج۪يمٌ ﴿ ٣٤ ﴾ وَاِنَّ عَلَيْكَ اللَّعْنَةَ اِلٰى يَوْمِ الدّ۪ينِ ﴿ ٣٥ ﴾ قَالَ رَبِّ فَاَنْظِرْن۪ٓي اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ ﴿ ٣٦ ﴾ قَالَ فَاِنَّكَ مِنَ الْمُنْظَر۪ينَۙ ﴿ ٣٧ ﴾ اِلٰى يَوْمِ الْوَقْتِ الْمَعْلُومِ ﴿ ٣٨ ﴾ قَالَ رَبِّ بِمَٓا اَغْوَيْتَن۪ي لَاُزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِي الْاَرْضِ وَلَاُغْوِيَنَّهُمْ اَجْمَع۪ينَۙ ﴿ ٣٩ ﴾ اِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَص۪ينَ ﴿ ٤٠ ﴾ قَالَ هٰذَا صِرَاطٌ عَلَيَّ مُسْتَق۪يمٌ ﴿ ٤١ ﴾ اِنَّ عِبَاد۪ي لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَانٌ اِلَّا مَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْغَاو۪ينَ ﴿ ٤٢ ﴾ وَاِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوْعِدُهُمْ اَجْمَع۪ينَۙ ﴿ ٤٣ ﴾ لَهَا سَبْعَةُ اَبْوَابٍۜ لِكُلِّ بَابٍ مِنْهُمْ جُزْءٌ مَقْسُومٌ۟ ﴿ ٤٤ ﴾ اِنَّ الْمُتَّق۪ينَ ف۪ي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۜ ﴿ ٤٥ ﴾ اُدْخُلُوهَا بِسَلَامٍ اٰمِن۪ينَ ﴿ ٤٦ ﴾ وَنَزَعْنَا مَا ف۪ي صُدُورِهِمْ مِنْ غِلٍّ اِخْوَانًا عَلٰى سُرُرٍ مُتَقَابِل۪ينَ ﴿ ٤٧ ﴾ لَا يَمَسُّهُمْ ف۪يهَا نَصَبٌ وَمَا هُمْ مِنْهَا بِمُخْرَج۪ينَ ﴿ ٤٨ ﴾ نَبِّئْ عِبَاد۪ٓي اَنّ۪ٓي اَنَا۬ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُۙ ﴿ ٤٩ ﴾ وَاَنَّ عَذَاب۪ي هُوَ الْعَذَابُ الْاَل۪يمُ ﴿ ٥٠ ﴾ وَنَبِّئْهُمْ عَنْ ضَيْفِ اِبْرٰه۪يمَۢ ﴿ ٥١ ﴾

سُورَةُالْحِجْرِ  ٢٦٣ 
الجزء ١٤
Hicr Sûresi  263 
Cüz  14

32  O (zaman Allâh-u Te`âlâ ona:) “Ey İblis! Ne ol du sana ki secde edenlerle birlikte bulunmadın?” buyurdu.

33  O da: “(Ben dumansız ateşten yaratılmış latif bir varlıkken,) kendisini, şekillendirilmiş/ kokuş muş/ (vurulduğunda) ses çıkartan kupkuru ve kap kara bir çamurdan yaratmış olduğun (ete ve kemiğe dönüşmüş, katı ve yoğun) bir beşere asla secde edecek değilim!” dedi.

34  (Allâh-u Te`âlâ da) buyurdu ki: “Öyleyse he men oradan (; gökteki makamından) çık!/ O (melek topluluğu)n(un ara)lar(ın)dan çık!/ Gerçekten de sen (tüm hayır ve iyiliklerden mahrum bırakılan) kovulmuş birisin./ (Bundan sonra alev par çalarıyla) taşlana(rak göklere yaklaştırılmaya)cak birisin.

35  Şüphesiz o lânet (ve ilâhî gazaba çarptırılarak rahmetten uzaklaştırılma), ceza gününe kadar an cak senin (ve sana uyanların) üzerindedir.”

36  O (İblis, ustalıkla ölümden sıyrılmanın yolunu arayarak): “Ey Rabbim! (Madem beni bu duruma dü şürdün) öyleyse o (Âdem’in neslinden gelecek ola)n ların diriltilecekleri güne kadar bana (yaşamam için) mühlet ver!” dedi.

37  Buyurdu ki: “Muhakkak sen mühlet verilen kimselerdensin.

38  (Ancak bu, insanların diriltilecekleri ikinci Sûr’a üfürülme zamanına kadar sürmeyip, herkesin ölümü için) bilinen o (birinci Sûr’a üfürülme) vaktin(in) gü nüne kadar (olacaktır. Sonra sen de herkes gibi ölümü tadacaksın)!”

39  (Şeytan) dedi ki: “Ey Rabbim! Beni azdırmana yemin ederim ki; (cennette babalarını hataya sevk et tiğim gibi) elbette o yer(yüzün) de on(dan gelen çocuk) lara (günah işlettirmek için) süsleme yapacağım ve andolsun ki; mutlaka onları topluca azdıracağım!

40  Ancak içlerinden Senin (tarafından her türlü şâibeden temiz tutulup) ihlâsa erdirilmiş kulların(a benim hilem işlemeyeceğinden, onlar) müstesnâ!”

41  Buyurdu ki: “(Hiçbir şey bana vâcip değilse de, Ben fazl-u keremimle şu hükme riâyeti kesinlikle taahhüt ediyorum;) işte bu (seçkin kullarımı senin şerrin den kurtarmam), (gözetimini) üstlenmiş bulunduğum dosdoğru bir yoldur./ İşte bu (ibadeti Bana hâlis kılmak) Bana varan dosdoğru bir yoldur.

42  Benim (seçkin) kullarım; gerçekten senin(, kışkırtma ve azdırma suretiyle) onlar üzerinde hiç bir gücün (ve hâkimiyetin) olamaz. Lâkin sana iyi ce uymuş olan o azgınlar müstesnâ! (Çünkü senin hilen ancak onlara söker.)

43  Muhakkak ki cehennem, elbette onların top luca vaad olundukları yerleridir.

44  Ona âit yedi kapı/yedi tabaka/ vardır; her bir kapı(dan girmek)/her bir tabaka(da yerleşmek)/ için o (şeytana uyan azgı)nlar arasından ayrılmış bir kısım vardır.”
Dolayısıyla günahkâr müminlerin, Yahudi, Hristiyan, Sâbie, Mecûsî, müşrik ve münafıkların giriş kapıları farklı olacağı gibi, Hâviye, Sakar, Sa`îr, Cahîm, Lezâ, Hutame ve Cehennem gibi yerleşecekleri tabakaları da ayrı olacaktır.

45  Ama (kâfirlik ve şirk çeşitlerinden hakkıyla sakınan) o müttakîler, gerçekten de cennetler ve gö zeler(in başlarında zevk ü sefa) içerisindedirler.

46  (Cennete girerken onlara:)(Buradan çıkmak ve ni met kesintisine uğramak gibi musîbetlerden) emin kimse ler olarak, (her türlü sıkıntıdan) selâmetle/ (Rabbiniz ve melekleri tarafından) selâmla (karşıla narak)/ oraya girin!” (denilir.)

47  (Onlar) tahtlar üzerinde kurulan ve (kimse kimseye üstten bakmasın diye) karşı karşıya bulunan kardeşler halindeyken, Biz onların (dünyada) kalp lerinde (birbirlerine karşı taşıdıkları düşmanlık, nef ret, kıskançlık ve) kinden ne vardıysa (daha cennete girmeden evvel) söküp çıkarmışızdır.

48  Kendilerine orada (her istekleri verileceği için) hiçbir yorgunluk dokunmayacaktır. Onlar oradan asla çıkartılacak kimseler de değildirler. (İşte böylece nimetleri tamamlanmıştır. Zira içinde bulunulan nimetten ayrılma tehlikesini düşünmek, en sevinçli zamanında bile sahibine çok büyük bir sıkıntı verir.)

49  (Habîbim!) Kullarıma haber ver ki; gerçekten Ben (onların günahlarını bağışlayacak) Ğafûr da; (ken dilerini analarından babalarından daha çok esirgeyen) Rahîm de ancak Benim!

50  Benim azâbım ise, gerçekten de çok acı ve rici azap ancak odur!

51  Onlara İbrâhîm’in misafirleri (olan melekle ri)n (yaşadıkları hâdiseler)den de haber ver!

Hicr Sûresi  263 
Cüz  14
cihanyamaneren